"Zorunlu edebiyatta ne?!."
"Seçilmiş kişi sen oluyorsun yıldız."
"Ayrıca yakışıklı erkekler edebiyatı severler."
Selin ve can beni edebiyat zorunlu kursuna zorlamaya devam ederken düşündüğüm tek şey edebiyatın sıkıcı olduğuydu. "Siz yanımda olmayacaksınız, istediğimden emin değilim."
"Seksi erkekler olursa, orada olmak için müdürün boynunu kırabilirim!."
"Can görüştüğün bir çocuk vardı adı neydi, berk sanırım."
"Kızlarla sevişiyor sürtük."
Yüzümü buruşturup seline baktım, iki yıl birlikte olduğu sevgilisinden tamamen ayrıldığını tüm sosyal medya üzerinden yayınlayan selinin beyni olanları kabullenme işlevini pek görmüyor gibiydi. Onun adına üzülüyordum aşık olduğu ilk çocuktu tuna. Can ise erkeklerle olmayı tercih ediyordu ki o da tam olarak hayatının aşkını bulduğu söylenemezdi. Bana gelecek olursak bendeniz yıldız aksa değil aşık olmak bir erkeği üç saniyeden fazla beğenmişliğim yoktu. Bunu kabulleniyordum ön yargılarım vardı, çok sağlam duvarlar. Yıkamıyordum çünkü o duvarları seviyordum. Böyle olmak beni mutlu, arkadaşlarımı sinir ediyordu. Biliyordum bir anda karşıma biri çıkıp o dört duvarı başıma yıkacaktı. Ben onu bekliyordum ve hiçte acelem yoktu, bekleyebilirim....Loding............
Zilin çaldığını duyduğumda "sizi seviyorum. Hoşçakalın" deyip arkadaşlarımın arasından ayrıldım ve edebiyat kursunun olduğu sınıfa doğru koşmaya başladım. Okulun diğer ucunda olan sınıfa koşarken içimden saydırdığım küfürleri düşünürken bir çok farklı yeni küfür türetmiştim. Üzerimde beyaz renkli çiçekli mini elbisemi düzeltip çantamı ve kitapları daha sıkı kavrayıp daha fazla hızlanmıştım. Telefonumun çaldığını duyunca hiç durmadan çantada telefonumu arıyordum ki o sırada yüzümü çantadan ayırıp karşıya baktığımda her şey çok geçti. Ayaklarımı frenlemeye çalışırken büyük bir çığlıkla gözlerimi kapatıp kendimi ağır çekimle hayatın akışına bıraktım.
Gözlerimi açtığımda yerde yatıyordum, gözlerimin bulanık görüşü yavaşça düzelmeye başladığında benimle konuşan kişiye baktım. "Hey. İyimisin?" Dedi onu gördüğümde gözlerime inanamıştım, burdan küçük kızımıza bir not: tatlım babanla okul bahçesinde çarpışıp ölümden dönme vesilesiyle tanıştım. O çok güzeldi ve bana orda direkt evlenme teklifi etti. İlk olarak şöyle dedi....
"Körsün ve çarpıştıktan sonra gözlerin açılmış olmalı? Çünkü Bu bakışlarının daha mantıklı bir açıklaması olamaz!."
"Ne?"
Ayağı kalkıp elini uzattı ve konuştu " elini verecek misin? Gideyim mi?."
Elimi kaldırıp elini tuttum. Beni nazikçe ayağı kaldırıp yüzüme baktı, sonra tekrar eğilip çantamı ve defterimi alıp bana uzattı. Onu sanki defalarca görmüş gibi, ama aynı zaman da hiçte görmemiş gibiydim. Buğday teni kumral saçları ve keskin, çok keskin çene hatları olan bir çocuktu. Her gün onu dizilerde ve filmlerde izliyordum sanki. Çok güzel dudakları, düzgün bir burnu ve delici bakışları vardı. "Kimsin sen?" Diye sordum elindekileri alıp. Aslında farkında olmadan konuşuyor olmamı saymazsak iyi gibiydim. "Neden? Baban mafya mı?." Gülümseyip tekrar konuştu "Sen kafanı fena çarpmadığına emin misin?."
"Evet. İyiyim, sadece düz duvara çarpmış gibi hissediyorum."
Gülümseyerek yürümeye başladı, ona çarpmama rağmen o karşımda öylece hiç sarsılmadan durmuştu. Öyle çok güçlü duran bir vücudu yoktu, zayıf bile denebilirdi. Ben de pek sarsıntı yaratacak bir cüsseye sahip değildim aslında. Telefonum tekrardan çalmaya başladığında yavaşlayıp telefonu açtım.
YOU ARE READING
Yıldız Masalı
ChickLitKulaklarda yankılanan bir zil sesi. Bu okul zili veya mide zili değildi, bu aşkın ziliydi. Aşka inanmayan genç bir kızın 4 ayrı erkeğe aşık olduğunu sanmasıyla başladı hikaye. Büyük bir okulda, küçük bir edebiyat sınıfında. Kendi hayatının esas k...
