⚫YAĞMUR⚫

12 1 1
                                        

Bazen yağmur yağardı, Ankara'ya.

Soğuğu dondururdu.

Sıcağı yakardı.

Klasik bir hayat yaşıyordum işte. Okula gidiyor, eve geliyor, derslerime çalışıyordum. Tabi, hayatım sadece bunlardan ibaret değildi. Bunları, size zamanla anlatacağım.

Yağmur sayesinde ıslanan toprağın güzel kokusunu ciğerlerime doldurdum. Ellerimi camdan uzattım ve yağmuru hissettim. Bu, çok güzeldi. Aklıma dışarı çıkma fikri gelse de, annemin izin vermeyeceğini biliyordum. Hasta olurmuşum vs vs vs.

Rüzgar esti. Siyah saçlarımdan bir tutam görüşümü engellediğinde, kıkırdadım.

Sıradan bir kızdım işte. Ailenin tek çocuğu, annesinin bir tanesi, babasının göz bebeği. Bunlar normal bir insanı mutlu edebilecek sebeplerdi. Ben normal değildim. Hissettiklerim, normal değildi.

Ben kim miyim?

Ben, Zemheri.

İsmimin anlamı, en soğuk kış demek. Annem soğuk bir kış günü, zor şartlarda beni dünyaya getirdiği için, babamla bu ismi bana vermişler. İsmimi seviyor muydum? Belki, bir ihtimal.

Annem, hemşirelik yapıyordu. Babam ise, yurt dışında çalışıyordu çoğu zaman. İş adamıydı. Annemle çok severek evlenmişler. Onlar gibi bir anne-babaya sahip olduğum için gerçekten şanslı sayılırdım. İyi bir geçim sahibiydik fakat, bu beni fazlasıyla mutlu etmiyordu.

Ha, bir de kedim var.

İsmi, Şeker.

Bembeyaz, pofuduk tüyleri olan uykucu bir hayvancık o. Bu hayattaki en iyi dostum.

Açık penceremden yağmurun tadını çıkarmak isterken, odamın kapısı paldır küldür açıldı ve annem gülerek içeri girdi. Bunun nedenini iyi biliyordum. Babamla görüntülü konuşuyordu.

"Bak, Zemheri'de burada." Annem bana baktı. "Bak yine camı açmış. Kızım yağmur yağıyor, üşüyeceksin."

Ona gülümsedim ve telefonun kamera alanına girdim. Babamın kır sakalları, mavi gözleri, yaşına rağmen rengini kaybetmemiş siyah saçları kadrajıma girdi.

"Nasılmış benim, güzel kızım?"

Yaklaşık bir ay önce İtalya'ya gitmişti. "İyiyim babacığım, sen nasılsın? Yoruluyor musun, çok?"

Gür sesli gülüşü duyuldu. "Yoruluyorum elbet," ve o klasik sözünü söyledi. "Hepsi senin geleceğin için."

Burukça gülümsedim ve anneme baktım. Gözleri dolu dolu babamı izliyordu. "Hanım?" diye seslendi babam.

"Buradayım."dedi annem ağladığını belli etmemeye çalışarak.

"Aman be, hanım. Seni de aramaya gelmiyor. Ağlama artık. Geleceğim yakında. Zemheri?"

Atıldım. "Efendim baba?"

"Şu anneciğini sustur bakayım. Yoksa aramayacağım bir daha." dedi. Onun da gözleri dolmuştu. Ah, canım ailem.

Cevap verecekken annem araya girdi. "Ağlamıyorum, tamam. Aramayı ihmal etmeyesin. E, yemekleri nasıl oranın?"

Annem beni unutup, odadan çıkarken arkasından gülümsedim. Kocasına aşıktı. Gözlerim açık pencereden dışarı uzandı. İşte oradaydı. Kapişonunu kapatmış, karşıdaki ağacın altında duruyordu. Durmadan cama çıktım. Aslında biraz asılmış olabilirim.

"Hey! N'apıyorsun orada?"

Kafasını kaldırdı ve o güzel dişleriyle gülümsedi bana. "Ben de seni çağıracaktım. Bizim mekâna gidiyorum, gelsene."

Kış ÇiçeğiStories to obsess over. Discover now