1

9 1 0
                                        


Gözlerimde ki yaşların bir önemi kalmamış,

Ruhum yorgun limanın ılık sularına yayılmış,

Bedenim gerçekliğini kaybetmiş,

Ne olduğu belirsiz dünyaların esiri olmuş.

Yazdığım şiirin her bir satırı beni yansıtıyordu, istemsizce elim gözlerime gitti, ağlıyordum ama farkında bile değildim bu kadar duyarsızdım bu dünyaya ve içindeki her şeye karşı artık. Kafamı mavi kaplı defterimden kaldırıp etrafa bakındım, neyse ki bu saatler de sessiz olurdu bu kafe. Defterimi kapatıp koltuk altıma sıkıştırdım, artık saatlerdir orada durmaktan soğuyan kahvemden tek bir yudum alıp yüzümü buruşturduğum gibi çıktım kafeden, soğuk hava dalgası vücudumu ele geçirirken tek düşündüğüm şimdi nereye gideceğimdi. Eve doğru adımlayan adımlarıma tek tek küfür edip, montuma sıkı sıkıya sarıldım. Düz patika yoldan, kurumuş çimenlerin solmuş çiçeklerin önünü kapladığı evin önünde soluklanıp, yavaş adımlarla bahçesinden içeri girdim, parmaklarım karman çorman çantamda ki anahtarları bulmakta zorlanırken, kapı aniden açılmıştı. Gözlerimi çantamdan kaldırıp beni süzen kahvelere diktim, oda benim kadar şaşkın bakışlarla ''Gelmişsin'' diyebildi. Gelmiştim tabi, kürkçü dükkanıma geri gelmiştim. Konuşmaya takatim olmadığından başımı sallayıp içeri geçtim. Ortamın sıcaklığını özlemişim, evin her yerini saran kokusunu da.. Derin bir nefes alıp çantamı yere bıraktım montumu askılığa bırakırken halen gözleriyle yaptığım her hareketi izlediğini biliyordum. ''Bu kadar şaşırma, güzelim.'' Dedim yapmacık bir gülümsemeyle. Sondaki güzelim kelimesine takılmış gözleriyle süzdü bedenimi, ağzı bir iki aralandı ama söyleyeceklerini geri yutup, mutfağa ilerledi.

''Acıkmışsındır, onca yoldan geldin. Patates yemeği vardı, ısıtıyorum.'' Gözleriyle emin olmak ister gibi baktı başını dolaptan kaldırıp, ''Çok iyi olur.'' Diyebildim sadece kendimi açık mavi tonlarında ki rahat koltuğuma bırakırken. Bu hissi bile özlemiştim, eski anılar hafızam da cirit atmaya başlarken, başımı iki yana sallayıp kurtuldum onlardan, şuan ihtiyacım olan tek şey eski güzel günlerin özlemiydi.

Mutfakla salon iç içeydi, kafamı çevirip, sofrayı hazırlayışını izledim, bu durum bir an komiğime gitmedi değil, eskiden bunu yapan hep ben olurdum diye düşünürken kıkırdadım, ona güldüğümü anlamış olacak ki; ''Çok mu hoşuna gitti küçük hanım.'' Dedi, ortamda ki gerginliğin bir an yok olduğunu düşünüp gülümsemeye fırsatı olmuştu. Çok uzun sürmedi ama, benim düşen suratımla oda yaptığı işe geri döndü.

O an, orada deli gibi kızdım kendime, yapmam dediğim her şeyi yapıyordum bu adam için. Belki de buraya geri gelmem hataydı ama aradan geçen 6 ay beni çok yormuştu, özlemiştim işte. Yemeğin hazır olduğunu görünce kalkıp yanına gittim, karşısında ki sandalyeye oturup tabağıma patatesleri koyuşunu izledim, yaşadığımız an çok garipti, 6 ay sonra aynı sofrada oturmuş yemek yiyorduk. Tekrar bir kıkırtı çıktı dudaklarımdan başım aşağıda gülümsüyordum istemsizce. ''Bak böyle gülüp duruyorsun ama, ben delirdiğini düşünmeye başlıyorum.'' Diye kızdı kendince. Konuşmak istiyordu belli, ben de istiyordum ama cesaret edemiyordum. O kazadan sonra, ne söylersem söyleyeyim suçluluk duyuyordum.

Yanımda ki sudan bir yudum alıp boğazımı temizledim, '' Delirmedim korkma, henüz o aşamaya geçmedim.'' Yaptığım ironi dolu şaka hoşuna gitmemiş gibi kaşlarını çattı. ''Ha sende Demiri delirteyim dedin yani.'' Diye gülümseyince eşlik ettim ona. ''Tabi güzellik, özlemişsindir dedim işte, iyi olmadı mı?'' Başını bu kızdan hayır gelmez gibi iki yana sallayınca gülümsemem genişlemişti. ''Anlat'' dedi dayanamayarak, ''Ne oldu, ne yaptın her şeyi bilmek istiyorum.'' Dedi kahvelerini benimkilerle buluştururken. ''Hiç.'' Diyebildim umutsuzca yemeğimi yerken. ''Şiir yazdım.'' Diye geçiştirdim. ''Bilmediğim bir şey anlat.'' Yemeği bırakmış beni izliyordu ama kafamı kaldırıp ona bakacak cesaretim yoktu. ''Demir, lütfen bu sorulara devam edeceksek ben geldiğim boşluğa geri yollayacağım kendimi.'' Ağlamaklı çıkan sesime inat kaşlarımı çatmış ona bakıyordum. ''Tamam sustum.'' Dedi ellerini suçlu gibi havaya kaldırıp.

İkimiz de sessizce, evin verandasında oturmuş, Kahvelerimizin bardaktan havaya doğru süzülen sıcak buharlarını izliyorduk. Dışarıdan bakıldığında, durumumuz içler acısıydı. Söylemek, konuşmak istediğim o kadar çok şey vardı ki ama hepsi boğazımı tıkıyordu, çünkü bir o kadar da susmak istiyordum. Gene dayanamayan o olmuştu bu ölüm sessizliğine.

''Barlas.'' Dedi güçlükle. İsmini duyunca içim ürpermiş, gözlerim benden habersiz dolmuştu. Elime kalbime koyup, ne kadar hızlı attığını hissettim, uzun zaman sonra duyuyordum ismini, zihnimden tüm görüntüleri silip, ıslak gözlerimle baktım ona, oda benden farksız değildi ama daha güçlüydü. ''Kendini suçlamayı bırak artık, 6 ay sana bunun için zaman tanıdım, ne aradım ne sordum istediğin oldu ama bak artık sende sıkılmışsın bu durumdan ki geri döndün, yalnızlık sana iyi gelmiyor bunu ikimizde biliyoruz.'' Sözlerini duyuyordum ama algılayamıyordum halen, sadece söylediği o 6 harften oluşan ismi düşünebiliyordum. Sandalyesini bana yaklaştırıp, ellerimi elleri arasına aldı, sıcacıktı. ''Bana bak, Yuled, bırak kendini deli gibi ağla, bağır çağır istersen gel beni yumrukla ama kendi özüne dönme vaktin geldi, özledim kızım seni, neşeli hallerini beni deli eden o yumuş yumuş gülümsemelerini özledim.'' Yarı güler yarı ağlar bakıyordu bana ama algılayamıyordum hiçbir şeyi, beynim kendini kapatmıştı her şeye. Düşünmek acı veriyordu çünkü bunu son aylarda çözebilmiştim. ''Sus, lütfen.'' Diyebildim kısık sesimle. ''Lütfen sus.'' Elimin üstündeki ellerini daha da sıkılaştırıp alnını alnıma yasladı, '' Susamam Yuled, bunca zaman sustuk bak ne hale geldin, ya sen konuşursun ya da ben Sema anneyle konuşurum o seni konuşturur.'' Kalbim bir an sökülecek gibi oldu, ellerimi hızla çekip ondan ayrıldım, gözlerine bakıp tehdidinden emin olmak istedim. ''Bakma öyle, oda seninle konuşmak istiyor zaten.'' Daha fazla dinleyemedim, hışımla eve girip, odama daldım. Bir anda tekrar o koku geldi burnuma, ya ben hayal ediyordum ya da halen buradaymış gibiydi. Ölmüş ama çürümediği için henüz kimsenin farkına varmadığı ruhumu bedenimle yatağa attım. Düşünme, düşünme diye sayıklıyordum gözlerimi kapatırken. Düşünme.

Mavilerden SonraStories to obsess over. Discover now