Bölüm 1

17 1 0
                                        

"İçimizdeki hain sendin öyle mi Apo?'' dedi ele başlarından biri. Kafasına silah dayandığı için yaşadığı şok çenesine vurmuştu.
"Yaaaa bendim  o hain İbo reis."
"Şerefsiz seni."
"S.tir ulan milleti zehirleyince şerefli sen oluyorsun öyle mi ? " adamın kafasına dayadığı silahı daha da bastırdı.
"Göreceksin  sen or*spu çocuğu." deyince elleri kelepçeli adam, suratına silahın kabzasından sert bir darbe yiyip bayıldı. Atlas komiser bir pislik gibi yere attı adamı.
"Al bunları, al al al, haydi ne bakıyorsunuz?" diye bağırdığı sırada arkadan biri seslendi.
"Komiserim, malları ne yapalım?" diyen sese döndü Atlas.
"Oğlum bilmiyor musun ne yapılacak mallar?"diye cevap vermişti dişlerini sıkarak manidâr bir şekilde .
"Yine de sorayım dedim komiserim."dedi başı önündeki çaylak.
"Malları da bunlarla paketleyin. Hızlı olun. İfadeleri alınmaya başlansın sabaha anca biter bunlar."
"Tamamdır komiserim."
Gecenin yarısını geçeli çok olmuştu. İsli, karanlık, pis bir depoda yaklaşık bir yıl süren operasyonla büyük uyuşturucu çetesini çökertmişlerdi. Atlas ve ekibi yine iyi bir iş çıkarmışlardı ve bu kadar uzun uğraşlar sonucu bütün ekip rahata kavuşmuştu artık. Bütün mekanda iki saat içinde her şey boşaltılmış ve incelemeler tamamlanmıştı. Emniyet müdürü son olarak  Baş Komiser Atlas Çandaroğlu'nu bizzat tebrik etmek için gelmişti. Atlas ise duyduğu gurur ile bulunduğu mekâna bakıp her iki elinde olan silahları kılıfa yerleştirmişti. Bugün de ölmedim diye düşünürken arabasına atladı ve evin yolunu tuttu. Kılık değiştirerek başlattığı operasyonu kimseyi riske atmadan kendi devam ettirmişti ve her şeyde adım adım dikkatle ilerledi. Kimsenin canını tehlikeye sokmak istememişti. Kendisine gelince zaten pek kimsesi yok sayılırdı. Olmaz olasıca dedesi vardı ama yok gibiydi. Gözü yoldayken zihni eskiye kaymaya başladı. 

"Lise sonları okuyorken hiç bir zaman yanında olmayan ama elini hep üstünde hissettiği dedesi çiftliğe gelmişti. Atlas o sırada odasında ders çalışıyordu ki bir an önce okulu kazanabilmeliydi. Eğer özel üniversitelerden birine giderse dedesi kırk şey söyleyip üniversite harcını verirdi vermesine ama bu durumda Atlas ezikliğine doymayacaktı. Aşağı kattan kükreme sesi gelince Atlas olduğu yerde sıçradı.
"Atlasssss!!! Mehveş git çağır şunu, iki şey söyleyip gideceğim hemen."
Atlas duyduğu sesle hemen aşağıya doğru yönünü çevirdi merdivenlerde Mehveş ile karşılaştı. Göz göze gelince Mehveş'in kendine acıyan gözlerini gördü. Sinirle gelen misafirin karşısına oturmuştu.
"Nasıl gidiyor dersler?
"İyi."
"Lafı uzatmadan ister anla, ister anlama on sekizine gireceksin , benim de ömrüm az kaldı sayılır, bana ait gördüğün mirastan hiç bir şey talep etmeyeceksin. Anlaşıldı mı ?"
"Anlaşıldı." dedi Atlas kafası önünde eğik duruyordu ve ellerini bir birine kenetlemişti. Neden şimdiden gelip böyle konuşuyordu durduk yere. Bu şekilde uysal durduğundan herhalde dedesi fikrini değiştirerek ; " Tek bir şey hariç ."dedi bir an. Atlas'ın da dikkatini çekmiş olmalı ki kafasını kaldırdı hemen. Gözünün içine bakıyordu dedesinin.
"Ne tek bir şey hariç ?"
"Babandan kalan bu çiftlik sadece senin. Sana bırakacağım. Şoförü de ihtiyacın olmadığı zaman yollayacaksın bir daha da şoför falan yok. "
Atlas babasından kalan bir şeyin kendine kalacağından o kadar heyecanlanmıştı ki birden dedesinin elini öpmeye uzanınca yaptığı hatayı bir süre sonra fark etti. Amacı zaten para değildi ama tek korkusu dedesinin onu kendi pis işlerinde kullanmasıydı. Yüreğine dolan huzurla dedesinin gidişini izlemişti. Hiç bir zaman sevilmemişti onun tarafından. Bir insan bir çocuktan neden nefret ederdi ? Çocuk çocuktur. Çocuklar sevilir, dövülmezdi. Küfüre maruz kalmamalıydı. Hiç bir çocuk dedesinin zehirli diliyle karşılaşmamalıydı.

Atlasın'ın zaten gözü parada değildi, ihtişamlı hayatın içinde büyümüştü. Kimlerin iki yüzlü , kimlerin riyakar olduğunu iyi bilirdi bu genç yaşına rağmen. Hayalindeki mesleği seçerken iki amacı vardı.Bir annesini bulmak ve sadece 'neden?' diye sormak, iki dedesinin pis işlerine alet olmadan kurtulmak buradan."
Yola odaklı giderken birden önünden geçen karaltı ile kendine geldi, eskide günlerde takılı kalan aklını topladı. Dedesinin imada bulunduğu gibi parada gözü yoktu fakat  şimdiye kısa yollardan çok para kazanmanın dert olduğunu bilerek gelmişi ama o öyle olmak yerine o kısa yollardan para kazananların inine giriyordu. Vatan hainlerini, insan tacirlerini bizzat yakalıyordu. Babasından kalan çiftliğin kapısında dayanınca biliyordu ki Mehveş'i onu bekliyordu emindi buna. Gözünün önünde sarmalar, çorbalar, beytiler dönüp duruyordu. Bir yıldır uğramamıştı evine, başka hayatlar evine gidebilsin sağ salim diye. Arabayı bahçeye çekti daha kapısından çıkacaktı ki evin cümle kapısı açıldı ve gördü Mehveş'i bahçedeki gülleri sularken. Ona hem ana olan, hem yoldaş olan kadını.
"Nerdeymiş cici annesi ?"diye bağırdı yüksek sesle. Mehveş  ağır ağır kapıya doğru döndü , bir eli kalbinde , diğer elindeki su bidonu düştü birden, derin bir nefes aldı. Ardından bir tek dua eden, öksüzlüğünü de yetimliğini de tamam eden kadının sağ tarafında küçük gülümseme , sol gözünde bir damla yaşla gördü. Atlas o sırada Mehveş'in yanında bitmişti bile .
"Atlas?"diye fısıldadı Mehveş.
"Cici annesi?"
Açtı kollarını Mehveş , Atlas'a bir sarıldı ki sanki gitse bir daha hiç gelmeyecekmiş gibi. Ağlamaya başladı birden içi çıkarcasına. Atlas da boyunun yarısı olan kadını göğsüne bastırdı. Bir kez daha anlamıştı ki doğurmakla ana olunmuyordu, yürek lazımdı, emek lazımdı. Gözyaşını durduramayan kadınla Altas dalga geçmeye başladı.
"Şşşş geldim ama ağlamaya devam edeceksen gideyim. "
"Hee sen git ben de seni belindekiyle vurayım."
"Valla cici annesi, açlıktan ölmeden biz içeri geçelim bence."
"Aslında sana lokma vermemek lazım ama ..."
"Yok artık cici annesi sen de ."
Mehveş dayanamayıp tekrar sarıldı çocuğu gibi gördüğü, emek verdiği adama.
"Cici annesi kurban olsun."
"Allah korusun yahu, anlat bakalım neler yaptınız ben yokken?"
"Atlas emin misin anlatayım mı?" dedi Mehveş.
"Anlat Mehveş hanım sesini bile özledim."
"Oyyyyy önce senin karnını doyuralım sonra anlatırım neler oldu? Haydi sende odana çık, aklan paklan öyle gel." dedi Mehveş ama kocaman adam olan Atlas'ın yanaklarını bebekmiş gibi sıkmadan edemedi. Direkt mutfağa kaçtı. Atlas da odasına çıktı hemen, üzerini değiştirmek için. Odasının kapısını açınca en son bıraktığı gibi buldu. Derin bir soluk aldı ,her bir zerresi evindeki  her şeyi özlemişti , yatağını bile o kadar özlemişti ki. Ne ara bu kadar özlediğini fark etmemişti bile, işi ile o kadar yoğundu ki kendine hiç vakit bulamamıştı. Zaten başarısını sağlayan da bu yoğunlukta çok sıkı çalışmasıydı. Fakat bu sefer ki operasyonda içindeki his bir daha dönemeyeceğini söylese de öyle olmamıştı. Yine de uçurumun kenarına kadar geldiğini kimse bilmiyordu.
"Mehveş'in verilmiş sadakası varmış. Yoksa çoktan nalları dikmiştik." diye düşündü. 
Komodin üzerine silahını, armasını cüzdanını bıraktı.  Üzerindeki tişörtü çıkardı arkasını dönüp banyoya gidecekken aynadaki yansımasına gözü takıldı. Sağ kolunda bir sıyrık izi duruyordu, sol göğsünde yanık izi gibi kurşun yarası vardı, diz kapağındaki derisinin küçük bir kısmında deformasyon vardı, yine sol kolunda boydan boya usturanın bıraktığı kesiğin izi vardı. Bu izler onun yaşamak için çabaladığının kanıtıydı ama Atlas hiç kendisi için çabaladığını düşünmüyordu. Tek bildiği yıkılıp, yıkılıp ayağa yeniden kalkabilmesiydi. Çok geçmeden banyoya girdi, uzun uzun kaldığı ikinci banyosuydu galiba. Keyfini çıkararak yıkandı. Üzerine rahat edeceği kıyafetleri giyerek komodin üzerine bıraktığı silahını yastığının altına koydu, polis arması ile birlikte. Cüzdanını baş ucundaki çekmeceye koyarken telefonunu da yanına aldı. Aşağı kata doğru yol aldı ve henüz merdivenlerde iken burnuna gelen kokular başını döndürüyordu. Erkeğin midesine giden yol kalbinden geçer diye boşuna dememişlerdi. Atlas bir yemek kokusuna bile heyecanlanıyordu.
Mutfağa girdi hemen Atlas ama Mehveş yoktu, yemekler de hazırdı. Bir bardak su elinde salona doğru yürüdü. Girişte Mehveş'i masayı hazırlarken görünce flörtöz bir ıslık tutturdu.
"Mehveş, hayırdır masa kaç kişilik böyle?" demeye kalmadan endişeli gözler ona döndü.
"Atlas ben bir şey diyeceğim oğlum."
"Şöyle Mehveş."
"Şey, Faraza Bey geleceğini haber verdi."
"Neden?" dedi ciddi bir ifadeyle.
"Atlas son operasyonun zor olduğunu biliyordu.''
"Ölüp ölmediğimi kontrol edecek herhalde." dedi isterik bir gülüşle ama keyfi kaçmıştı Atlasın'ın. Mehveş üstüne gitmedi.
"Ne zaman gelecek Mehveş ona göre bileyim de bende yoluma gideyim."
''Beş dakikaya burda olur."
"Hass..*"
"Atlas bir dinlesen diyecekleri vardır belki."
"Mehveş yapma Allah için. Aramızdaki olanları en iyi sen bilirsin. En son ciddi bir şey için beni aşağıya çağırdığında resmen malına göz koyduğumu ima etmişti. Bana savunma onu. Sakın!"
"Tamam." dedi Mehveş ama Atlas çoktan ayaklanıp üstünü değiştirmek için yukarı çıkmıştı. Hızlıca kot pantolon tişört ve üzerine ince bir gömlek aldı. Cüzdanını arabanın anahtarını da alarak aşağı kata indi.
Kapıya yanaşan arabanın sesini duyunca gidemeyeceğini anlayıp salona geçti hemen. Oturdu ama yaşadığı stres, bacağının titremesini arttırmıştı. Salonun kapısından giren dedesini gördü, yine de ayağa kalktı saygıdan. Yetmişli yaşların başında da elinde bastonu, eskisi gibi heybetli duruşu kaybolmuş bir şekilde içeri girdi. Sağ taraftaki berjere kendini attı resmen. Önce biraz  soluklansa da göz göze geldi iki adam ve ilk konuşan dedesi oldu.
"Hoş geldin Atlas."
"Hoş gördük diyelim Faraza Bey."
"Son operasyonda yine iyi iş çıkarmışsın."
"Öyle oldu. "
"Bir daha dönemeyeceksin diye çok korktum." dedi adam zorlanarak.
"Yaa öyle mi ben de ölmem için çok dua ettiğinizi düşünüyordum. Ne çelişki değil mi?"
"Atlas..." diye uyarı dolu sese karşılık Atlas hiç durmadan konuşmaya başladı.
"Ne Atlas Atlas diye ismimi sayıklıyorsunuz , daha düne kadar bir piçtim ben ne değişti Faraza Bey? Torun aşkınız mı depreşti ? "
Bu sözler üzerine bastonunu sertçe yere vurdu Faraza Bey. İki kızgın boğa gibi birbirlerine bakıyordu iki adam.  Yine de gururuyla beraber Faraza Bey'in ağzından her zamanki cümleler döküldü.
"Değişen bir şey yok ."
"O zaman niye buradasınız Bey Efendi. En son benimle konuşmaya geldiğinizde ömrüm az dediğinizi hatırlıyorum ama maşallahınız var."
"Terbiyeni takın çocuk. Hem evime gelemez miyim?"
"Sizin eviniz olmaktan çoktan çıktı ama yaşlılığınıza veriyorum unutkanlığınızı. Burası benim evim. Şimdi izin verin de yeni ölümden döndüm, açım. Karnımı doyurayım."
Atlas oturduğu koltuktan kalktı ve yemek masasına geçti. Aslında bütün iştahı kesilmişti, dedesi gelmeden kaçmayı planlasa da bu fikirden vazgeçmişti. Arkasından gelen adamı yok saymaya çalışıyordu yapabildiği kadar. Mehveş ise sadece olanları bir köşede izliyordu. Masaya geçtiklerini görünce servise başladı hemen. Faraza Bey elindeki bastonu yanındaki sandalyeye dayadı ve Mehveş'ten yardım alarak oturdu.
"Başka bir isteğiniz yoksa , mutfaktayım efendim." dedi Mehveş Faraza Bey'e doğru.  Cevap olarak sadece bir baş sallama işareti aldı. Sessiz sakin Atlas yemeğini yedikten sonra  kalktı.
"Afiyet olsun." dedi giderken. Odasına çıkınca Mehveş'e seslendi, yukarıya çıktığını işaret etti. 
Alt katta düşünceli bir  Faraza Bey bıraktığını umursamamaya çalışarak . Mehveş ile Faraza Bey göz göze geldi .
" Topla sofrayı Mehveş."
" Efendim size tepkili."
"Öyle Mehveş öyle. Ben de biliyorum."
"Ne zaman söyleyeceksiniz ?"
"Uygun bir zaman da Mehveş. En uygun zamanda."
"Peki efendim. Ben sofrayı toplayayım. Bir şey içer misiniz?"
"Sağol Mehveş, kalkayım ben malum durumda daha da gerilmeyelim."
"Estağfurullah efendim onu da anlayın yılların kızgınlığı var."
"Anladım Mehveş. Sorun yok." dedikten sonra cümle kapısına doğru yürüdü. Kapıda bekleyen şoförü çevik bir hareketle arabasının arka kapısını açtı. Bahçe kapısından çıkarken hava çoktan kararmıştı. Mehveş ağırladığı misafirine el salladıktan sonra içeri geçti. Bugün iki çalışanın da tatili olduğu için tek kalmıştı koca evde.
Geri kalan işleri yapmaya koyuldu.
Atlas ise düşüncelerinde boğulmaktan sinir harbi yaşıyordu. Yine bir vazgeçiş sardı benliğini yine bir gitmeği isteği sardı . Tahammül edemiyordu bunca yıldan sonra artık. Boğulduğunu hissediyordu. Kendini sakinleştirmeye çalışırken, cebindeki telefon titremeye başladı. Arayanın Yusuf olduğunu görünce hızla açtı.
"Söyle Yusuf."
"Abi Selam."dedi Yusuf ama cevapsız kalan selamını yine kendisi aldı.
"Ve aleyküm selam o zaman abi. Nasılsın?"
"İzin verirsen dinleneyim diyorum Yusuf."

"Oooo iyi polis kötü gününde o zaman."

"Biraz öyle kardeşim."
"Tamam abi dinlen sen sonra konuşuruz yine."
"Yusuf önemli bir şey mi vardı ?"
"Yok abi araştırmamı istediğin gizli dosya vardı ya."
"Eeee...İyi bir şey söyle yoksa yarın seni ikiye katlar dörde bölerim Yusuf Efendi."
"Şey abi sen görevdeyken yeni bir şeyler bulduk. Vakit kaybetmeden söyleyeyim dedim ama vakitsiz oldu galiba en iyisi ben kapatayım. Sonra konuşuruz detayları yüz yüze." Yusuf hızlıca diyeceğini dedikten sonra telefonu Atlas'ın yüzüne kapattı. Atlas ise şaşkınlık içinde bir telefona baktı, bir Yusuf'un söylediklerine aklı gitti. Sabah olmazdı artık bu saatten sonra Atlas'a.  Dişlerini birbirine öyle kenetlemişti ki çene kasları oynuyordu artık. Sıkılı dişleri arasından Yusuf'a bolca küfür yolladı.
"Ulan şerefsiz bula bula şimdiyi buldun. Gelin ulan topunuz gelin."

Vous avez atteint le dernier des chapitres publiés.

⏰ Dernière mise à jour : Jun 28, 2023 ⏰

Ajoutez cette histoire à votre Bibliothèque pour être informé des nouveaux chapitres !

RayihaOù les histoires vivent. Découvrez maintenant