hellö bir açıklamam olck liv morgan 9 yaşındaki olan haberiniz ola x
Daha ilk haftadan pazar kursumu ekmiştim bile. Kim bilir neler kaybetmiştim. Belki de birileriyle tanışacaktım.
Yatağımdan kalktım ve makyaj aynama yöneldim. Nude tonlarında bir oje ve bir asetonla pamuk alarak koltuğuma oturdum.
🔥
Lanet olası bir pazar sabahına daha uyandım. Yeni insanlarla tanışmak istemiyordum. Zaten sınıftaki 33 kişi yetmezken bir de kurstakilerle uğraşacaktım ve bu durumdan hiç memnun değildim. Bari sıra arkadaşım Callie bizim kursta olsa. Ama o da pazar gününe kurs seçmemiş.
Kahvaltı masasında boş gözlerle pencereye bakarken annem geldi.
"Neyi bekliyorsun October?"
"Hiçbirşey."
"Öyleyse neden yemiyorsun?"
"Canım pek birşey istemiyor."
"Baban duştan çıkınca giyinip seni okula bırakacak. Biraz acele etsen iyi edersin. Aksi taktirde dersine geç kalacaksın."
"Peki."
Çikolatalı sütümden bir yudum alarak odama geçtim ve çantamı hazırladım. Bir krem, bir deodorant, birkaç test kitabı ve bir kalemlik yeter diyerek odamdan çıktım.
Okuluma ilk adımımı attığımda hissettiğim o garip duygudan ne kadar kaçmaya çalışsam da kimseye hiçbirşey belli etmeden okula doğru yol aldım.
Okula girdiğimde önümde bir kız vardı ve nereye ilerleyeceğini bilmeyerek kızı takip ettim. Kursumun şubesi A idi ama ben nereye gittiğinden bir haberdim.
Neyseki önümdeki kız da A şubesindeymiş. Sınıfa beraber girdik. Onlar bir kızla konuşurken ben ise fazla göze çarpmamak için en arka sıraya çantamı koydum ve montumu çıkardım.
Yerime geçerek çantamdan kulaklığımı ve telefonumu çıkardım. Tam End Of The Day'e kendimi kaptırmışken adını bilmediğim bir öğretmen geldi. O sırada apar topar toparlanırken gözler benim üzerimdeydi. Etrafıma Açıkta bir yerim mi var? bakışı atarken öğretmen bana odaklanmıştı.
Hangi derse girdiğini ve adını bilmediğim öğretmen yanıma gelerek adımı sordu.
"Arkadaşlar sessiz olun. Sınıfınıza yeni bir arkadaş gelmiş. Hadi onu tanıyalım. Adın ne?"
"October. October Wilson."
"Buraya yeni mi geldin?"
"Evet. Bir hafta önce gelmiştim ama geçen haftaki kursunuza katılamamıştım."
"Hangi okuldan geldin?"
Sanırım artık sorulardan bunalmıştım.
"Chichester College."
"Güzel."
Anlaşılan ders biyolojiydi.
"Biyoloji dersiyle aran nasıldı veya şu an nasıl?"
"Chichester'da da iyiydi şimdi de çok iyi yani açıkçası biyoloji en sevdiğim derstir."
"Bu da demek oluyor ki seninle iyi anlaşacağız."
"Umarım."
"Bu arada ben kendimi tanıtmayı unuttum. Bana Bay Campbell diyebilirsin."
"Peki Bay Campbell."
"Tamam şimdi dersimize geçelim."
Bay Campbell tahtaya yönelirken tek düşünebildiğim etrafımdaki insanlardı. Neden mi? Çünkü sınıftaki herkes okulun en çalışkan şubesi olan G şubesine gidiyorlar ve bir ben D şubesine gidiyordum.
Bir dersin bu kadar hızlı geçeceğini bilseydim hiç kendimi yormadan gereksiz test kitabımı çıkarmazdım.
Tam yanımdaki grupta oturan bir çocuk vardı. Çocuk çok gözüme çarpıyordu. Çok konuşuyor ve arkadaşlarıyla dövüşerek oyun oynuyordu. O da benim gibi gözlük takıyordu. Saatlerce ona bakmama rağmen bana bir kere bile bakmamıştı. Bu da demek oluyor ki umursamaz bir insan.
Daha sonra her neyse benim zaten hayali bir sevgilim var diyerek yerime döndüm. Evet yanlış duymadınız. Hayali sevgilim var.
YOU ARE READING
Hopeful
Teen FictionHayatımda gerçekten en ihtiyaç duyduğum şeyi, seni seviyorum kelimesini... "Seni seviyorum, October." "Seni seviyorum, Cristian." 🗻 @Eydzgn&@iamxsu 12.04.18
