Süreyya, beş yıldır evli olduğu karısı Suad'la birlikte babasının köşkünde yaşamaktadır. Aynı evde babası, annesi, kız kardeşi Hacer, eniştesi Fatin, dadı ve hizmetçiler de vardır.Rahatına ve zevkine düşkün bir adam olan Süreyya, bir dairede memurdur. Yaz aylarını babasının Bakırköy'deki şehre uzak bağ evinde geçirmek zorunda kaldığı için sıkıntılıdır. Sürekli olarak yaz mevsimini Boğaziçi'nde bir yalıda geçirmenin hayalini kurar. Fakat aldığı maaş bu hayali gerçekleştirmek için yeterli değildir.Süreyya'nın halasının oğlu Necib de ara sıra köşke misafir olarak gelir. Necib, çalışmadan yaşayan, vaktinin çoğunu eğlence yerlerinde geçiren, yaşı otuzu geçtiği halde evlilikten kaçan bir gençtir.Suad, kocasına bir sevgiliden çok anne şefkatiyle bağlıdır. Evliliklerinde eski heyecanlarının kalmadığını üzülerek hisseder. Kocasını mutlu etmek için bir şeyler yapmak ister. Boğaziçi'nde bir yalı kiralayabilmeleri için elli-altmış lira gerekmektedir. Suad kocasından gizli babasına bir mektup yazar, babasından para ister. Suad, kocasına yapacağı sürpriz için Necib'e bir süre daha köşkte kalması için rica eder. Bu arada Hacer, ağabeyinin yalı kiralayabileceğine ihtimal vermediği için sürekli olarak gevezelik eder. Evli olmasına rağmen Necib'e sırnaşır. Suad, babasının gönderdiği otuz lirayı kocasına verir. Süreyya nihayet hayalindeki yalıyı kiralayabileceği için çıldıracak derecede sevinir. Süreyya ile Necib ev bakmak için beraber Boğaziçi'ne giderler. Süreyya'nın "mücevher kutusu, fildişi yuva" dediği güzel bir yalıyı kiralık tutarlar. Yalı kiralandığı haberi evde duyulunca Hacer, kıskançlığından patlayacak hale gelir. O gece kocası Fatin'le kavga eder. Suad, Necib'i yeni evlerine davet eder.On gün sonra Süreyya, Beyoğlu'nda alışveriş yaparken Necib'e rastlar. Mayıs ayında Boğaziçi ve Büyükada'nın çok güzel olduğunu söyleyerek Necib'i davet eder. Necib, Boğaz'daki yalıya gider. Süreyya, misafirine büyük bir heyecanla yalılarının güzelliklerini anlatır. Suad kendi elleriyle Necib'e yemekler hazırlar. Onun gelmesine çok sevinirler. Necib, bu mutlu çifte imrenerek bakar. Kendisini yalnız hisseder, yaşantısını bir cehenneme benzetir.Necib ara sıra yalıya misafir olarak gelir. Süreyya ile Suad, Necib'in gelmesine çok sevinirler, gitmesini geciktirmek için tuhaf tuhaf bahaneler uydururlar. Suad uzunca bir aradan sonra yeniden piyano çalmaya başlar. Kocası Süreyya'nın müziğe karşı en ufak bir ilgisi yoktur. Necib ise, Süreyya'nın aksine derin bir müzik birikimine sahiptir. Suad piyano çalarken, Necib hemen yanı başında onu zevk ve heyecanla dinler. Ünlü bestecilerin yaşamlarına dair bilgiler verir. Suad'ın nota kitaplarının eski ve yıpranmış olduğunu görünce içinden yenilerini alıp hediye etmeyi geçirir.Denize aşırı derecede tutkun olan Süreyya, bir sandal satın alır. Sandalıyla gezintilere çıkarlar. Süreyya her gün kendisine yeni uğraşlar bulur. Yelkenlisiyle sık sık denize açılır. Suad baş dönmesi ve mide bulantısı nedeniyle kocasına eşlik edemez. Suad kocasını mutlu edebilmek için çırpınır durur, fakat onun yaşamını dolduramadığını, ona yetmediğini görür, tedirgin olur. Süreyya'nın karısına karşı tavırları günden güne değişmeye başlar."Ah, niçin ona yetmiyordu? Niçin ona her şeyi unutturamıyordu? Erkek kalbinin, kadın kalbinden daha çok isteyici olması, bir haksızlık değil miydi?Buna karşı sessizlik ve dayanmadan başka yapılacak bir şey olmadığını düşünmek, sessizlik ve dayanmanın bu kadar güç olduğunu bilmek onu eziyordu. Önceleri ricaya gerek göstermeyen Süreyya, şimdi gittikçe artan şakalarla her isteğine karşı gelebiliyor, Suad'ın istemediği şeyleri bile yapıyordu." (s.108)Necib, içindeki sıkıntıyı atmak için Beyoğlu'na ve Ada'ya gider, yeni arkadaşlar edinir. Fakat bir türlü aradığı huzuru bulamaz. Aklına Boğaz'da Süreyya ile Suad'ın yalısında geçirdiği günler gelir. İçinde garip bir ferahlık duyar. Suad' aldığı yeni notalarla doğru yalıya gider.Süreyya'nın yelken hevesi, kendisine her şeyi ihmal ettirecek dereceye gelir. Bazı günler Necib de Süreyya ile denize açılır. Necib, evde kaldığında vakti, Suad'la birlikte piyano başında geçer. Necib'in Suad'a karşı duyduğu hayranlık günden güne artar. Evleneceği kadının tıpkı Suad gibi olmasını ister. Necib para düşkünü ve evli pek çok kadınla ilişki yaşadığı için kadınlara olan güveni yok olmuştur. Kadınlara karşı bu derece karamsar, ön yargılı, güvensiz olmasında geçmişte yaşadığı ilişkilerin etkisi vardır.Bir gün Necib, yalının civarında gezen bir gençten şüphelenir. Bu genci daha önce de birkaç kez gördüğünü hatırlar. Bu genç ile Suad arasında bir ilişki olması ihtimali, bir anda Necib'in beyninde şimşek gibi çakar. İçinde yücelttiği, bir meleğe benzettiği saf ve namuslu Suad, kocasını aldatan kadın konumuna düşer."Ah, hepsi de boş, hepsi mi haindi? Demek hepsi, istisnasız hain olabilirdi? Her şey boş, hep felsefeler, inançlar, meslekler, hepsi... Ama bu kadınlardan bir tane olmayacak mıydı ki, yüce bir ihtiyaca bağlanmış, hayalî yüksekliklerin özlemini çekerek bu kirliliklerden nefret duyup, temiz yaşasın? Hiç, hiçbir tane? Halbuki, o bu imkansızlığı mümkün sanmıştı." (s.126)Bir akşam yine aynı delikanlı, sandalıyla yalının önünden geçer. Necib, Suad'ın bu gence bakıp gülümsediğini görünce kalbinde şiddetli bir sızı duyar. Tekrar geleceğini söyleyerek yalıdan kaçar. Necib yalıdan ayrılır, fakat içindeki fırtına bir türlü dinmez. Üç gün perişan bir halde dolaşır. Süreyya ile Suad'ın altıncı evlilik yıldönümü vesilesiyle bir davet mektubu alır. Yalıya gidince Suad'a karşı şüphelerinin yersiz olduğunu öğrenir. O genç, oğlu dışarıda olan bir kayınbabanın gelininin sevgilisidir. Necib bu habere çok sevinir. Suad'ı haksız yere suçladığı için pişmanlık duyar. Necib'in kalbinde Suad'a karşı bir şeyler kıpırdanmaya başlar."Bu dayanma gücünün üstünde bir sevinç oldu, o kadar ki yemekten kalkınca hemen odasına koştu, deli gibi söylenmeye başladı. Kalbini tutarak, 'Değilmiş... Değilmiş... Şükür yârabbi!' diyordu. Kendi kendisine, 'Ah canavar, ah haydut!" diyor, 'Suad, Suad, ah, beni affet... Fakat, hayır, etme; bilsen etmezsin, bilsen benden nefret edersin... Ben dünyanın en temiz meleğinden kuşkulandım...' diyordu.Birdenbire karşıdaki aynada kendisini gördü. Değişmiş yüzünde gözleri o kadar garip bir bakışla bakıyordu ki, durdu. Bu gözler, sanki aynadan kendisine, 'Niçin?' diye bakıyor gibi geldi. Evet, bütün bu ateşlerin, kıskançlıkların sebebi neydi? Hem de belirginleşmemiş, olumlanmamış kıskançlık ateşleri? Sonra, onun adını söylerken, yalnızca 'Suad' diye söylerken duyduğu bu büyük zevk, bütün bu heyecanlar niçindi?" (s.130-131)Necib yalıda daha uzun süreli kalmaya başlar. Necib ile Suad çoğu zaman piyano çalarak vakit geçirirler. Piyano başında geçen saatler Necib ile Suad'ı birbirine yakınlaştırır. Necib elinde olmadan sürekli olarak Suad'ı düşünür. Uzunca bir süre kalbinde duyduğu bu heyecanın adını koyamaz. Fakat zamanla bu duyguları öylesine yoğunlaşır ki, artık taşıyamaz. Suad'ı sevdiğini, ona deliler gibi âşık olduğunu sonunda kendisine itiraf eder."Ah, Süreyya'yı ne kadar şanslı buluyordu; buna karşılık kendisine kim bilir nasıl bir kadın rastgelecekti. Ama evlenecek miydi? Bu artık iyice kararlaşmış mıydı? Onun gibi birini bulmak olanaksız olunca, niçin evlenmeliydi? Ve onun gibi olsa diye düşünürken bir an oldu ki 'Ya o rastgelseydi...' diye düşündü; bu, o kadar şiddetli ve elem verici bir heyecan oldu ki 'Ah, o benim olsa ölürdüm!' diye inledi." (s.133)Bu arada Suad, kocasının ilgisizliği, anlayışsızlığı ve sudan şeylerle meşgul olması nedeniyle her geçen gün kendisini biraz daha yalnız hisseder. Evlilik yaşamlarında eski tat ve heyecanın kalmadığını görür, sıkılmaya başlar. Bundan sonraki yaşamının hep böyle sıkıcı, yaşlılar gibi geçeceğini, çürüyeceğini düşünerek karamsar ve üzgün bir ruh hali içerisine girer.Necib bir akşam , Tarabya'ya kadar gidip dönmek için evden çıkmak üzereyken, piyanonun üzerinde Suad'ın şemsiyesi ile eldivenlerini görür. Bir an eldivenleri öpüp koklama isteğine engel olamaz. Heyecanla eldivenlerden birini cebine koyar."Necib yalnız olarak aşağıya inerken, piyanonun üstünde Suad'ın şemsiyesiyle eldivenlerini gördü; bir anda bu eldivenlerde onu koklamak emeline engel olamadı ve titreyerek eğildi, bunları ağzına götürdü; oh her zaman havada olan bu güzel koku işte şimdi elindeydi ve eldivenlerin kumaşı o kadar onun eli gibi yumuşak ve inceydi ki, gerçekten onun ellerini kokluyormuş gibi geldi. Bir an oldu ki, bunları alıp saklamanın ne büyük bir mutluluk olduğunu acı bir özlemle düşündü ve bir cinayet işliyor gibi titreyerek, sapsarı, bunların birini cebine koydu." (...) "Ve bu eldiven sorunu unutulduğu zaman onun biricik malı, en değerli malı oldu; o hayat dolu bir el, sanki Suad'ın eli gibi geliyordu ve onun eline sahip olmak, Necib'i mutluluğundan çıldırtıyordu." (s.149-150)Suad dalgınlaşır, müziği ihmal eder. Kocasının gezme tekliflerini de çoğu kez bir bahaneyle geçiştirir. Süreyya yelkenli yarışlarına merak salar. Karısını iyiden iyiye ihmal eder. Suad kocasından soğumaya başlar. Zevk yönünden uyuşmayan biriyle evlenmiş olduğu için pişmanlık duyar.Necib yalıdan ayrılır. Kafasındaki düşünceleri toparlayıp rahatlamak ister. Fakat bir türlü içindeki sıkıntıyı atamaz. Sekiz gün mutsuz bir şekilde dolaştıktan sonra yeniden yalıya gider. Sevdiği insanlara, dostlarına ihanet etme düşüncesi Necib'in içini kemirmektedir. Derin bir vicdan azabı çeker.Suad yalnızlığını unutmak için kendisini müziğe verir. Bağ evinden gelen dadı, Necib'in yalıda çok sık kalmasından Hacer'in kötü anlamlar çıkardığını anlatır. Suad, bu söylenti yüzünden Necib'e daha mesafeli davranması gerekeceğini düşünür. Bir gün Süreyya Necib'in tifoya yakalandığını, bağ evinde ölümle pençeleştiğini söyler. Suad bağ evine, Necib'in yanına koşmak ister. Süreyya, Necib'in hastalığına duyarsız kalır. İki hafta sonra Necib'in hastalığının hâlâ geçmediğini öğrenirler, bağ evine giderler. Hanımefendi, yastığın altındaki eldivenin hasta yatan Necib'e güç verdiğini söyler. Hacer eldiveni gösterir. Suad bir süre önce kaybolan eldiveninin Necib tarafından alındığını görünce her şeyi anlar. Mutluluk, korku, heyecan duyguları birbirine karışır.Necib eldivenin tanınmasından kuşkulanmadığı için heyecan duymaz. Yeniden sevdiği insanın yakınında olduğu için mutludur. Duygularını, aşkını Suad'a söyleyeceği günün hayalini kurar.Sonbahar gelir. Süreyya kışı da yalıda geçirmek niyetindedir. Necib sevdiği kadından ayrılacağı için üzülür. Necib ile Suad dilleriyle açıkça söyleyemedikleri duygularını, müzik aracılığıyla, gözleriyle birbirlerine anlatırlar. Necib birlikte çıkılan bir sandal gezisinde Suad'a hayran hayran bakar. Suad'ın gözlerine, saçlarına, dudaklarına, ellerine aşkla, tutkuyla bakar. Yalıya dönünce dışarıdaki bulutlu ve yağmurlu havanın verdiği hüzünle, buradan ayrılınca yapayalnız kalacağını düşünür. Bu sırada Suad yanına gelir, sıkıntısının sebebini öğrenmek ister. Necib içindeki duyguları daha fazla saklayamaz, tutamaz, Suad'a aşkını ilan eder."Hiç, hiçbir şey..." (...) "Ölüyorum, işte o!... Ah, nasıl da ölüyorum, nasıl acılıyım bilseniz!" (...) "Ah, beni hor görmeyiniz... Sizi öyle değil, bilmeyerek sevdim; nasıl olduğunu bilmeyerek, bir kardeş gibi, bir anne gibi sevdim..." (s.188-1889)Suad bir süre suskun kalır. Necib yaptığından utanır, suçluluk duyar. Bundan böyle Süreyya ile Suad'ın gözlerine nasıl bakacağını düşünür. Necib, Suad'ın tedirgin olmaması için yalıdan uzaklaşmak ister. Suad'ın suskun durması Necib'i korkutur, fakat ondan ayrılırken Süreyya'nın gitmemesi için yaptığı ısrarın yanında Suad'ın "Bütün bütün değil ya... Yine gelirler elbet..." (s.191) şeklindeki sözleri Necib'in kuşkularını bir anda yok eder. "Ah, beni seviyor, seviyor!" (s.191) diyerek neşeyle yalıdan ayrılır. Nereye gittiğini bilmeden, heyecanlı bir halde dolaşır. Kendisine ağırlık veren, sıkıntı veren duygularını dışarı atar. Suad tarafından seviliyor olmanın verdiği mutlulukla dolaşır."Ah, dünya ne güzel yârabbim! Dünya ve hayat ne kadar güzel ve iyiydi... Yağmur! Ama yağmurun ne önemi vardı? İnsan mutlu olduktan, sevdikten, sevildikten sonra, her şey boştu. Yalnızca aşk, ah, yalnızca Suad vardı..." (s.192-193)Necib neşeli bir halde Tarabya'ya, bir otele gelir. Sürekli olarak Suad'ı hayal eder. Mutluluktan uçmaktadır. Fakat bu sevinç birkaç gün sonra yerini şüpheye, hüzne bırakır. Suad'ın Süreyya ile evli olduğu gerçeğini kabullenmek istemez. Suad'ın kendisini kocasını bırakacak derecede sevip sevmeyeceğini düşünür.Necib bu düşüncelerle boğuşurken otele Süreyya gelir, kendisini gezmeye davet eder. Suad, Necib'i görebilmek, sevgisine karşılık verdiğini gösterebilmek amacıyla Beykoz gezmesini bahane etmiştir. Hep beraber geziye çıkarlar. Suad da iç dünyasında sürekli olarak gelgitler yaşamaktadır. Bir yandan şu an yaşadığı aşkı, heyecanı geçmişte hiç tatmadığını düşünürken öbür yandan evli bir kadın olarak böylesi yasak duyguları yaşadığı için kendisinden nefret eder, tiksinir.Suad, çınar ağaçlarından düşen sarı, kurumuş, çürümüş yaprakların kapladığı yollara bakınca, kendi hüzünlü iç dünyasıyla bu sonbahar manzarası arasında benzerlik kurar. Bahar ve yaz mevsimlerinin sıcak, güneşli, neşeli havası gitmiş, yerine kış mevsiminin habercisi olan, hüznü ve ayrılığı çağrıştıran sonbahar gelmiştir. Neşeli günlerin geçmişte kaldığını, bundan böyle mutsuz, heyecansız bir yaşam süreceğini, sonunda da tıpkı bu yapraklar gibi sararıp solacağını, çürüyeceğini düşünür.Necib sık sık Suad'ın yanına gider. Süreyya, Suad ve Necib gezintiye çıkarlar. Necib iç dünyasında türlü çıkmazlarla mücadele eder, çatışmalar yaşar. Suad şayet kendisine karşılık verecek olursa, namusu kirlenecek, toplumun baskısı altında ezilecek, horlanacaktır. Necib'in gözünde de namusunu kirletmiş bir kadın konumuna düşecektir. Necib iç dünyasında bir süre savaş verdikten sonra, Suad'ın namusuna ve temizliğine saygı duymaya, ilişkilerini hiçbir zaman bedensel boyuta taşımamaya, sadece duygu boyutunda yaşamaya karar verir. Bu şekilde Suad'a zarar vermeyeceğini düşünür. Necib verdiği bu karar sonrasında kalbinde bir rahatlama hisseder. Bu düşüncesini Suad'a söyler. Necib'in ağlamaklı bir ses tonuyla yaptığı"Evet, kardeşim olunuz... Kardeşim, ya da benim annem olunuz." (s.228) teklifini, Suad, gözlerinden düşen iki damla yaşla kabul eder. Yaşadıkları bu an ikisine de hayatlarının en mutlu, en can alıcı dakikası gibi gelir.
KİTABIN ÖZETİNİN DEVAMI GELECKTİR
YOU ARE READING
EYLÜL ÖZET
Short StoryMEHMET RAUF'UN İLK PSİKOLOJİK ROMANI EYLÜL KİTABININ ÖZETİNİ SİZLERE PAYLAŞACAĞIM
