"Zor olmuyor mu?" sıranın üzerindeki dirseğinin elini çenesine yaslayıp sormuştu.
Bu soruyu ondan çok duyuyordum. Zor oluyordu evet, ama olay yaşadığın zorlukların seni aşması değil, senin onları aşmandı. Maalesef ki bulunduğum toplum eşcinselliği , eşcinseller tarafından zor bir hale getirecek kadar düşmüş durumdaydılar. Bir insan neden homofobik olurdu ki? Neden kendisinin olmayan bir hayata karşı nefret duyardı? Günah olduğunu düşündüğü için mi? Onun günahı. Aşık olduğu insan için mi? Onun aşkı. Hayır sana giren çıkan mı var amına koyayım?
"Ya yeter oğlum beynimi yedin ya. Neden zor olsun ki? Sen heterosun ben sana gelip zor oluyor mu diye soruyor muyum? Bir sal artık." Her hakaret yediğimde eve gidip ağladığımı bilmesine falan gerek yoktu. Onun gözünde hiç bir şeyi kafasına takmayan kendisine laf atanları ölesiye dövüp onlara haddini bildiren Ege olarak kalmak istiyordum.
"Haklısın ya. Saçmalıyorum işte. Arada oluyor takma. Neyse kantine inelim mi ya? Özge bizi bekliyordur."
"İyi hadi kalk." deyip ayağa kalktım. O da ayaklanınca sırtını pat patlayıp yürümeye başladım.
Kantine indiğimizde öğle tatili olduğu için kalabalıktı. En sol köşede oturan ve bize el sallayan Özge'yi görüp ona doğru yürümeye başladık.
Masanın yanına geldiğimde yine aynı manzarayla karşılaştığım için pek de takmadım.
Görüntü tam olarak yine tanıdıktı. Aynı masada oturmuş salyalarını akıtarak karşısındaki andaval sürüsüne bakıyordu. Gerçi o andaval sürüsünden birine..
Bıkkın bir nefes vererek yavaşça masaya çöktüm. "Bıkmadın değil mi? Takıntıyı yaptın şunu ya. Ulan herifin peşinde kaç tane hatun var farkında mısın? Kusura bakma da dost acı söyler o çocuk sana bakmaz."
Bana bakıp gözlerini devirdi. "Onu biliyoruz zaten. O bakmadığı içinde ben bakıyorum işte. Hem nerden biliyorsun ki? İmkansız değildir belki." Dedi yeniden onların oturduğu masaya dönüp hülyalı hülyalı oraya bakarak.
"İyi ne yaparsan yap." Dedi konuşmaya dahil olan Koray.
Okulda fazla bir arkadaş çevrem yoktu. Hatta okulda arkadaş çevrem yoktu. Arkadaş diyebileciğim iki kişi vardı işte. Özge ve Koray. Galiba çok değerli okulumun insanlarının çoğu ibne diye adlandırdıkları kişiyle arkadaşlık kurmak istemiyorlardı. Doğal olarak bende beyinsiz diye adlandırdığım kişilerle arkadaşlık kurmak istemiyordum. Duygularımız karşılıklıydı yani.
Önümde sallanan elle irkildim. Koray bana doğru bakıyordu. Bir şeyler kaçırmıştım sanırım.
"Aloo? Abi kime sesleniyorum ya ben? Burada mısınız Ege bey?"
Sandalyede biraz doğrulup başımı iki yana salladım. "He pardon ya dalmışım."
"Anladık onu. Neyse kantinden bir şey istiyor musun diyordum. Sen hariç herkes duydu ama olsun."
"Yok kardeşim sağol."
Kafasını sallayıp kantine doğru yürümeye başladı. O sırada gözüm bir masaya takıldı. Beş kişi oturmuş aralarında sohbet ediyorlardı. Onlar hakkında pek bildiğim bir şey yoktu. Bilmeme de gerek yoktu zaten. Fakat okulda tanınan bir gruptu. Hani şu cool olanlardan. Hayat onlara güzeldi ya zaten. Baba parasıyla büyüyüp belki de hiç bir zorluk yaşamadan bu yaşa kadar gelmişlerdi. Gerçi haklarında pek bir şey bilmediğim için de sadece dışarıdan göründükleri gibi yorumlaya biliyordum. Çünkü dışarıdan şımarık, fiziki ve parasal olarak her şeyi, herkesi kendilerine köle yapabileceklerine inanan beş züppe herifin tekiydiler. Yani.. bana göre. Sevgili okulumun sevgili kızları pek böyle düşünmüyordu da.
BẠN ĐANG ĐỌC
Nefretin Kalbi | Gay
Teen Fiction(Eşcinsel içerik , küfür vs. şeyler barındırmaktadır. Rahatsız olanlar burayı okuduğu gibi çıkabilir. Teşekkürler. :D )
