Mart/ ANKARA
Deri ceketine sıkıca sarındı kadın. Gündüz havanın güzelliğine aldanarak sadece deri ceket almıştı üzerine. Ama Ankara'ydı burası, havasının sağı solu belli olmazdı. Kar bile yağabilir diye geçirdi içinde, kendi kendine acı acı gülümsedi. Zaman fazlaca şey öğretmişti ona. 24 yaşında genç bir kadındı ancak bunun iki katı ömürde yaşayamayacağı kadar fazla şey yaşamıştı. On sene önce küçük bir kız çocuğuyken ne kadar çok hayali vardı. Zamanla hepsinin tek tek parçalanışını izledi. Acı çekmiyordu, üzülmüyordu, sevinmiyordu. Hissizleşmişti sanki. İnsanlar ne garip mahlûklar.
Adımlarını hızlandırdı. Üşümeye başlamıştı, böyle giderse hasta olacaktı. Eve yaklaştığında sokakta kimse yoktu. Kadının adım sesleri duyuluyordu. Rahatsız olmadı kadın, yalnızlıktan hiçbir zaman rahatsız olmazdı, sessizlikten de öyle.
Eve vardığında kendini duşa attı hemen, sıcak su vücudunu rahatlatıyordu. Bornozuna sarınıp çıktığında telefonunun çaldığını duydu. Telaşsızca montunun cebinden telefonu çıkardı ve arayan kişiye baktıktan sonra yanıtladı. "Sonunda hanımefendi." Sesin sahibi Adalet Akademisinden arkadaşı Asya'dan başkası değildi.
"Nedir seni böyle telaşlandıran?" sesi sakindi genç kadının, arkadaşının telaşlı sesinin aksine. "Yarın kuramız var ve sen telaşlı değil misin? Ah sana demir leydi demelerine şaşmamalı Yasemin'ciğim." Asya yarın hakkında epeyce konuşmuş ve telefonu kapatmıştı.
İki arkadaş hakim savcılık sınavını kazanmış ve on yedi aylık stajlarını tamamlamışlardı. Yarın kuraları çekilecek ve görev yerleri belli olacaktı. Yasemin Sayoğlu bu tarz şeylere heyecanlanmayı bırakalı çok olmuştu. Saçlarını kurutup pijamalarını giydi ve kendisini huzurlu bir uykunun kollarına bıraktı.
***
"Gizem Arpacı" Akademi başkanı sırasıyla adayları sahneye davet ederken dev ekrandaki Türkiye haritası yanıp yanıp sönüyor, adaylar farklı şehirlere atanıyordu. Herkes ailesiyle gelmiş coşkulu bir şekilde etrafta koşturup duruyordu. Yasemin bugün de yalnızdı, olması gerektiği gibi. Kafasını oturan konuklardan tarafa çevirdiğinde onlarla buluştu gözleri. Gelmişler miydi? Ne hakla burada oturuyorlardı? Sinirlendi genç kadı ve iki yıl öncesini anımsadı.
"Anne sonuçlar açıklanmış anne." Zıplayarak orta yaşlı kadının boynuna atladı genç kız. Sarılıp ağlamaya başladılar beraber. Sonunda olmuştu işte çocukluğundan beri hayalini kurduğu savcılık mesleği için gerekli tüm sınavları geçmişti ve staja başlayacaktı. Annesinin ise kızdan kalır yanı yoktu. Mutluluk, gurur, sevinç gözlerinde görünüyordu asil görünen kadının. "Kazanacağından emindim zaten ilk göz ağrım, sen bugüne kadar neyi istedin de olmadı annem?" Annesine baktığında gözlerinde gördüğü o ışığı hiçbir şeye değişmezdi Yasemin. Zaten her şey bunun için değil miydi? Hep uslu bir çocuk olması, annesi ve babasını asla üzmemesi, onların sözünden hiç çıkmaması hep bu ışık için değil miydi?
Sevinçle eşini aradı Yasemin'in annesi Yeşim hanım. Hakan bey koştura koştura eve geldi. Küçük kardeşi Leyla'da geldi. O da ablasının izinden gidiyordu ve hukuk fakültesinde öğrenciydi. Ailecek kutladılar bu başarıyı. Babası Leyla'ya derslerine çalışması için küçük bir imada bulunmayı da unutmadı. Aynı başarıyı ondan da bekliyordu. Ancak Leyla Yasemin'den daha farklı bir kızdı. Küçük kardeş olmanın verdiği şımarıklıktan sanırım daha umursamazdı. Ancak Yasemin bu hayatta en çok onu severdi. Canıydı onun Leyla. Kardeşinin cevap vermesine gerek kalmadan babasına o cevap verdi hemen, korudu küçük bal gözlüsünü.
Anne ve babasına haber verip arkadaşlarıyla buluşmaya sahildeki kafeye gitti. Herkes çok mutluydu güzelce vakit geçirip eve geldiğinde kapıdan bile duyulan yüksek sesler geliyor. Telaşlandı genç kız. Ailesi huzurlu bir aileydi, asla sesler yükselmezdi. Kimse kimseye bağırmazdı ki. Anahtarıyla hızlıca eve girdi ve duyduğu cümlelerle dünyası başına yıkıldı. "O ÇOK SEVDİĞİNİZ YASEMİN KIZINIZIN EVLATLIK OLDUĞUNU NE ZAMANA KADAR SAKLAYACAKTINIZ?" Kelimeler yavaş yavaş kalbine batarken, kelimelerin sahibi olan küçüğü en kıymetlisi mahvetmişti kadını. Anne ve babasından inkar benzeri cümleler duymayı beklerken, Leyla'ya sadece susmasını ve Yasemin'in duymaması tarzında tembihler de bulundular. Onca şey yaşamıştı genç kız ama hep ailesini dayanak bilmişti. Her şeye onlar için katlanmıştı. O gün herkes gitse onlar kalırı olanlar da gitmişti. Her şey bitmişti artık.
VOCÊ ESTÁ LENDO
Portakal Çiçeği.
Ficção GeralYasemin Sayoğlu. Yalanlar içinde büyümüş, ailesi sandığı insanların ailesi olmadığını öğrenen bir kız. Tesadüfen gerçek ailesini bulup yine ihanetler içinde kaybolurken, mucizevi gerçek aşkla tanışacak.
