KİM BİLİR , SEVMEDİN DE .

434 15 29
                                        

Tertemiz bir sayfanın üzerine nasıl olur da kirlenmiş geleceği yazarım bilmiyorum ama sana bir tavsiye vermek istiyorum ; kimseyi sevme.

Küçüktük , herşeyi bizim dünyamızda bize ait sanardık, çocukluk bu işte . Kimse geleceği göremez . Görünen sadece hayallerin varlığı ve o hayal İçin uğraşlardır . Hüzün nedir bilmiyorduk o zamanlar , hani çocuktuk ya sözde . Küçüğüz ya biz , aklımız ermiyor ilerisine . Çocukluğun doğasında bu var sanarlar ama en büyük sanatkar çocuklardır . O zamanlar öyleydi tabi . Alırdık bir lirayı koşardık bakkala . Sanki bütün dünya ayaklarımızın altında , istediğimiz herşey bizim olacakmış gibi gelirdi . İşte bak , böyle bir çocukluk yaşayanları üzmeyin . Çünkü onlar mutlu olmak nedir bilmediler , ben gibi bilemediler , bize bildirmediler. Sen ! Sen sen ol çocuk . Hayallerin ne olursa olsun , hayatının dönüm noktalarını gözden geçir. Sevme be sevme . Bir çikolatayı bile sevme . Çünkü sevilen herşey birşeyleri kaybetmen için yaratılmış . Sen bir çikolatayı alabilmen için elindeki parayı gözden çıkarman gerek ey çocuk! Sen tertemiz olduğun kadar karşındaki devasa bir merdivencesine kurulu engelleri aşman için sabretmen lazım .

Sevmek... Çok kısa ama yaşattıkları o kadar derinden , o kadar bıçak üstü bir his ki ölümün ani gelmesi gibi birşey . Oyuncağı elinden alınan bir bebek psikolojisini bilir misin sen? Hangi varlık olursa olsun elindeki şeyle mutlu oluyor ve dünyayı unutuyorsa ona olan sevgisi kat kat boyalanmış bir sayfanın içindeki tertemiz noktaların birleşmesinden dolayıdır . Ama sana birşey demek istiyorum . Benim sadece bir kulağı kopuk , yarısı yıpranmış bir peluş köpeğim vardı . Ben merhamet ne demek o zaman öğrendim . 6 yaşında bir çocuk, kendisini sokakta kurduğu hayal dünyasındaki başrol olarak ilan ederken , ben o peluşun bir kulağının daha olması için dua eden ufak , saf , temiz bir çocuktum . Umudu her geçen gün artan , ama elinden hiçbir şey gelmeyen bir genç çocukluğumuz vardı . Sokağa çıkınca eline salça ekmek alıp , elindekiyle yetinmeyi bilen , mutluluğu sonuna kadar hakeden ama hakettikçe elinden birçok şey alınan insanlardık biz .

Peki ya şimdi ?
Hangimiz insanız ?
Yada hangimiz nefes almayı beceriyor? Cevabını duyar gibiyim .
Tabi ki de bizden alınmadık sadece bir can bırakan bir zamanlar gerekli şuan ise ölümle pençeleşen insanlar nefes alıyor . Alınan her bir ah , ileride zorlukların zincirli kuyusu gibi çıkacaktır karşılarına . Sen dik dur çocuk , dik dur . Sen mükemmelliği yaşamayı hakeden , dünyanın gelmiş geçmiş en temiz saliselerini görmek için çabalayan sen , sen evet çocuk . Oturursun bir ağacın altında , ellerin böyle dirsekten dizlerinin üstünde . Alnın toprağı işaret eder , gözlerinse ağlamayı seçer . Peki ya için? Senin için çocuk? Rüzgar eser , buruk bir esintiyle getirir geçmişi karşımıza . İstemedim , ben böyle olsun istemedim . İnsanın elinde olsa , geçmemiş bir geçmişi geleceğe bir dinamit koyup uzaktan patlatmayı göze alır mı? Günler geçer , mutlu olduğun insanlar göçer gider dört bir yandan senden uzaklara, çok uzaklara . Elinde sadece çaresizliğin , aynan yine buğulu. Sen hiç gördün mü çocuk?
Sevindiğin şeyler senden gidince çok mu mutlu oldun ? Sana sorulduğunda büyüğünce ne olacaksın diye , ne cevap vereceksin ey çocuk?

 
  Utandır herkesi çocuk ve eğilerek kulaklarına bağır şu cümleyi. "Ben , büyümek istemiyorum , biliyorum büyümek zorundayım ama birgün büyük adam olunca 'Onlar' gibi olmayacağım."


   Kim , neden üzer bizi? Ellerine ne geçecek ki ?

   Size bir sır veriyim mi?

Seven insan dik durur , ve inanıyorum ki biz durduk . Canımız yanmadı mı sanıyorsunuz? Her gece çektiğimiz acıya şükrettik ve öyle mutlu olmayı becerdik. "O" gitti diye dünya dönmeden mi vazgeçti? Yelkovan ile akrep birbirine mi küstüler? Yada saniye sayacı intihar mı etti? Ağaç mı oksijene küstü? Sen kendini vazgeçilmez sandıkça , sana verilen değerler üç kuruşluk hale gelir bunu unutma genç adam.

SEN BÜYÜME ÇOCUKStories to obsess over. Discover now