Sinir. Şuanda tüm hücrelerime kadar hissettiğim tek duygu sinirdi. Anne ve babamın yaptığı hata ve hayal kırıklığının ardından kalan tek şey sinirdi. Bir insanın anne ve babası kızına böyle bişey yapabilir mi?
Resmen anne ve babam tarafından sırtımdan bıçaklanmıştım. Hiç bir şeyde yapamamıştım. Gerçi ne yapabilirdim ki? "Aferim Hera, iyi bok yedin" diye sızlandı içimdeki oç.
Herkes her şeyi kendi istekleri üzerine kurgulayıp oynatıyor. Oyuncunun fikrini bile sormuyolar. Herkes beyazı saf görüyor. Işık onlar için bir kurtuluş oluyor. Karanlık ise onlar için tüm kötülüklerin anası oluyor. Peki ya ışık karanlığın yolunu aydınlatıyorsa?
Frambuazlı pastamdan koca bir çatal daha alırken kulağıma dış kapının kapanma sesi ve konuşma sesleri geldi. Pastayı direk ağzıma atıp ayağa kalktım. Yavaş hareketlerle odamdan çıkıp aşşağı salona doğru adımladım.
"Gel bakalım küçük hanım" ilk önce babamın sesi kulaklarımı doldurdu. İkisine bıkmış bakışlarımı gezdirerek tekli koltuğa oturdum. Anne ve babam da karşıma geçip beni sorgulamaya başladılar. Sanki suç bendeydi. Asıl benim onları sorgulamam gerekiyor.
"Kızım sen ne yaptığını sanıyorsun, lansmanın ortasında kaçıp gitmekde ne demek?" Diye sesini yükseltti annem. Onlara tek kelime bile etmemeye kararlıyım. Çünkü onlar neden kaçıp gittiğimi çok iyi biliyorlardı. Seslerini yükselterek ve sorgulamaya çalışalar sadece suçluluk duygularını kapatmaya çalışıyorlar.
"Bütün kameralar bizim güzel vârisimizi gösteriyor. Bizimki ne yapıyor. KAÇIYOR! Ne yapıcağımızı şaşırdık resmen!" İkisinede umursamaz bakışlarımdan attım. Anne ve babam medyanın şirket için büyük önem taşıdığını söylerler hep.
"Yarın.." dedi babam baş parmağını bana doğru sallayarak devam etti " Yarın yeni okuluna gidiyorsun. Arkadaş çevrenden biraz uzaklaşman lazım ki kafan yerine gelsin ve şirkete ne kadar zarar verdiğini anla" diye sitem etti babam. Tamam belki okul değiştirmem iyi olabilirdi sonuçta kimliğim ortaya çıkmıştı.
"Arkadaşlarım geliyordur inşallah o yeni okula" diye sinirle söylendim. Çünkü hayatımda onlar ve ailemden başka kimse yoktu. Onlarıda kaybedemem.
"Bir ay sonra gelicekler" diye mırıldandı annem. Böyle bir şeyi kabul etmiyeceğimi bildiği için kısık sesle söylemişti. İşte bu kırık noktaydı. BİR AY! Beni o okulda hiç bir güç tutamazdı.
"NE! BİR AY MI? Saçmalamaya başladınız iyice. Tamam belki kimliğim ortaya çıktığı için okul değiştirmem iyi olabilir ama bir ay beni orada kimse tutamaz!" Diye bağırdim sona doğru.
"Öylede bir tutar ki küçük hanım" diye söylendi babam. Bakışlarım kızgınca babamı buldu.
"Hem istemediğim halde beni kameralara gösteriyirsunuz hemde suçlu olduğunuz halde öyle bir tutarki diyorsunuz!" Söylenerek ayağa kalktığımda babam bir kaç adım geriledi.
"Bana bak Hera! Seni zaten 12 yıldır saklıyoruz. Daha ne kadar böyle devam edicektiki. Er yada geç öğreneceklerdi. Sen yarın yeni okuluna gidiyosun. Bizde Amerika'ya açtığın karışıklıkları düzeltmeye gidiyoruz." İkisinede kızgınça bir bakış atıp odama doğru adımladım.
Kapıyı kapatıp direk kendimi yatağın üstüne attım. Evet ne mi olmuştu?
3 saat önce...
Şu anda lansmanda beni görmeyeceği bir yerden onu kesiyordum. Üstüne ona çok yakışan bir takım ve papyon takmıştı. Onu ilk gördüğümde 4 yaşında falandım. Sevmeye başladığımda ise 1. Sınıfa gidiyordum. Onu küçücük saf kalbimle sevmeye başlamıştım. Bu benim için çok büyük önem taşıyordu. 12 senedir onu seviyorum. O beni sadece bir kere görmüştü.
YOU ARE READING
ELEM
Teen Fiction"İzninizle Gediz holdingin varisi güzel kızımız Hera Gedizi çağırıyorum" dediğinde gözleri benim üzerimde olduğu için kameralar ve oda dahil olmak üzere herkes bana baktı. Kameralar boy boy fotoğraflarımı çekerken her şeyin nedenini anladım. Bu maky...
