Hiç kimseye... Herkese...
Bu kitapta yazılanlar belki gerçektir ya da değildir. Gerçek olma ihtimali ayak serçe parmağını sehpaya çarpma olasılığına yakın.
Bir gezegen düşün herkes aynı lağımın faresi bir de düş kur herkes aynı düşün müptelası. Ölmeye geldik , sözde bir insan olmak lisanı varken ceketimizin iç cebinde.
İNTİHAR MAVİSİ
İn-ti-har...! Yazıldığı gibi kolay yaşanmıyor. İn - önce inine özüne çeviriyorsun yönünü , Ti - bulmacadan bilirsiniz , uzun ahenkli boru sesi , Har - alev alevdir ateşin en hayat dolu anıdır. Yaşadıkların , insanların tortuları , hayal kırıklıkların , verirken almaktan çekindiklerin hepsi bir promosyon olarak gelir adem elmanda birikir. Yutsan yetmez , geri çıkarmaya çabalasan çıkmaz. Azrail gelmez , gelse de almaz. İş başa düşer. Bir de mavi var ki , dillere destan , aşık öldürür , edebiyat yaptırır.
Bu sabah öyle bir sabah işte. Ölmek için berbat bir hava var dışarıda. Beline kadar çamur , alt yapı üst kata çıkmış. Şehir fareleri iş yerlerine yetişmek için iç içe matruşkalar gibi dizilmişler. Böyle bir sabah ölmek , herkesten aynı anda intikam almak için harika.
Dün akşam iş çıkışı kalbimin üzerinde deve gibi bir canavar vardı. Boylu poslu ama nasıl çirkin. Dante'nin İlahi Komedyası var sanırsın saç diplerimde. Adım başı bir milyoncular dizili her yerde. Rast gele giriyorum birine , urgan alacağım. Asacağım ya ertesi gün kendimi. Bulamıyorum. Başka bir yere , yok burada da durum aynı. İçim nasıl sıkılıyor , damarlarım genişliyor , alnım daralıyor. Önüme denk gelen bir cafeye oturuyorum. Kahve diyorum , sade. Telvesine kadar yiyorum her yanım fal deryası oluyor aniden. Kalkıyorum , birkaç yere daha bakıyorum. Çıldıracağım yok. Ne biçim bir yerde yaşıyorum , ölmek bile çok zorlaşıyor. Mezarlığın yanında buluyorum kendimi , yarından sonra buraya bir yere gömecekler diyorum beni. Ama burayı beğenmiyorum ki ben , çok trafik var , duyamam kuş seslerini bir de fazla dilenci var burada. Rahat durmam diyorum. Uğur Nalbur yazıyor , yeni açılmış olmalı ilk defa görüyorum. Kendime uygun sağlam bir ip alıyorum. Metresi on lira. Aman parayı da mı yanımda götüreceğim diyorum. Alıp çıkıyorum. Eve girerken , anahtarlığımı yine kitaplığımda unuttuğum aklıma geliyor. Tek bir anahtara karşı yığınlarca anahtarlık var içinde tam bir lunapark. Kapıyı annem açıyor. Bu akşam beni son kez göreceğinin farkında mı bilmiyorum. İntihar ciddi bir iştir. Son kıyıdır artık. Başka çıkış bulamadığında kemiremezsin labirenti , bodoslama toslarsın. Kitaplarımın hepsini düzenliyorum aralarında para var mı diye üstün körü bakmayı atlamıyorum anneme kalsın. Üzerine not yazıyorum , köy okullarına gönderin hepsini. Küçük oyuncaklarımı kenarı yırtık ayakkabı kutusuna topluyorum , çocuk esirgemeye verilsin.
Yaprak koleksiyonumu , en yakın arkadaşım alsın.
Giysilerimi , ihtiyaç sahiplerine verin.
Film arşivimi , meraklısı alsın.
Ayakkabılarımı ne yaparsanız yapın , ayak numaram 36 bulamazlar öyle kolay birini.
Yazdıklarımı , önce okuyun sonra sobada yakın ısının. Hepsi fazla melankolik.
Sonra uzun uzun kendime baktım aynada. Dudağımın üzerinde ki o kahverengi ben ne kadar da yakışıyor yerine. Kaşımın küskünlüğü hep ruhuma paralel. Saçlarım , geçirdiğim ilk nöbetimden beri hep kısa , makasla bir sürü barışmadılar. Gözlerim öyle acayip bakıyor , hiç ışık yok içinde. Uzun zamandır kendimi böyle ışıksız görmemiştim. Gözlerinin içinin gülmesi diye bir tabir var ya o işte artık yok bende. Geçenlerde uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşımla görüştük onun zoruyla bana kalsa hiç gitmeyecektim ya. Neyse , görür görmez ne oldu sana dedi. Gözlerin de ölümü gördüm , sarılman bile mutsuz sen sarılmaya aşık bir kadındın. Ağlayamadım bile , dudağımın kenarında ince bir çizgi belirdi. Öyle işte , diyebildim sadece. Öyle işte. Velhasıl , sabah oldu. Çalar saatimi kurmuştum. Ezandan hemen sonraya. Alarmdan önce uyandım. Sıcak bir duş alıp , ılık ballı süt içtim. Ölürken bile en sevdiğim şeylerden biraz yanımda olsun istedim. İnstagram ' a baktım iki takip , kırk beğeni , bir yeni mesaj isteği bir de dostlardan birinin yaptığı bir tbt bildirimi var. Son bir post atayım dedim , şöyle beyefendi bir kadın olduğum belli olsun. Kameraya karşı samimiyetsiz bir gülümseme , çekiyorum üzerine şunu yazıyorum , intihar mavisi. Paylaş.
Matkapla geçen gece iki çengel takmıştım halat için tavana. Annem ne yapacaksın bu çengelleri demişti. Salıncak kuracağım dedim , misafir çocukları gelince sıkılıyor eşyalarıma sarıyorlar en azından sallanırlar dedim. İnandı gitti. Şimdi geçirdim ipi , korkuyorum gerçekleştiremeden ya biri odaya girerde müdahale ederse diye. Etmesinler. Anlasınlar , yaşamak istemeyeni tutmasınlar. Bir bok vaat etmiyorsunuz bari bıraksınlar da ölüm tercihimiz ilk şıktan olsun. Neyse , siyah taytımı üzerine yakası kayık yaka tişörtümü geçiriyorum. Kafamı halattan içeriye geçirip , ayaklarımı sehpadan aşağıya itiyorum. Deniz Gezmiş'in idamından biliyorum bu sahneyi ilk seyrettiğimde hıçkırarak ağladığım o an şimdi benim boğazımda takılı duruyor. Bir boşluğa düşüyorum. Öyle bir boşluk ki , dibine uzanamıyorum. Gözlerim yuvalarından çıkacaklar , adem elmam üzerinde ki canavara tükürerek bakıyor. Kulaklarımda derin bir uğuldama , hava ile temasım bitti bitiyor. Karıncalanıyor tüm bedenim. Ani bir sıcak ve soğuk dalgası , tüm geçmiş nerede film kopuyor ışık öyle beyaz ki alamıyorum gözlerimi ondan. İşte sonunda , öyle işte.
Bing Bang ...
YOU ARE READING
ALDEBARAN
Short StoryBir kadının , aşk sandığı yaşanmışlıklardan gerçek aşka doğru yaşadığı süreç ve bu durum karşısında etrafında gelişen olayalar silsilesidir. Yaşadığı her şey onu intiharın tam ortasına atacaktır. Kurutlup kurtulmayacağını ise ; birlikte göreceğiz.
