0.1

124 76 53
                                        

En sevdiğim zamanlar gece vakitleriydi. Sessizce tımarhane görünümlü evimden çıktım ve apartmanda botlarımın bağcıklarını sıkıştırdım. Merdivenlerden inerken uzun kahverengi saçlarımı ikiye ayırdım ve omuzlarımın üzerinden geçirerek kapşonumu kafama geçirdim. Kapıyı açtığımda beni soğuk bir hava karşıladı. Alışmıştım, İstanbul'un havasına. Umursamadım bu yüzden. Kulaklıklarımı takıp, cebimden telefonumu çıkartıp, ekran kilidini açtım. Müzik programını açarak en sevdiğim şarkılardan "Twenty Pilots- Heathens" açarak telefonumu tekrar kapatıp cebime attım. Sokak lambaları eşliğinde aydınlanan sessiz sokaklarda yürümeye devam ettim. Seviyordum böyle anları, rahatlatıyordu beni. Herkes gündüz vakitlerini tercih ederken, ben gece vakitlerini tercih ediyorum. Yürüdüğüm kaldırımdan karşı tarafın kaldırımına gitmek için yön değiştirdim. Kaldırıma vardığımda ise sahil olduğu için Ay'ın denize yansıyan rengini gördüm. Bu anı kaçırmadan hemen önümdeki banka yürüdüm. Oturdum. Ve izlemeye başladım. Kapkaranlık denize az da olsa ışık veren Ay... Gündüzleri mavi, geceleri ise karanlık olan denize ışık veren Ay. Bu anın tadını, banka iyice yayılmış şekilde oturup, kafamı geriye yaslayarak ve ellerimi cebime sokarak çıkardım. Öyle sessizdi ki, sadece müziğin sesini duyuyordum. Bu sessizlik hiç bitmese keşke. Derken onlar yine geldi. Yine o çığlıklar beynimde uçuştu. Yine yeniden o karanlıkların arasında kaldım. Hiçbir yeri göremezken, nasıl savaşayım?
Sanki yeniden yaşıyormuş gibi korkuyorum.
O gün... O saat... O an! Yaşananlar gözümün önüne geldi tekrardan:
(2 yıl önce)
O gün akşam yemeği için masaya oturduk. Yine babam işinden dolayı gelmemişti. Annemle keyifle yemeğimizi yemeye koyulduk. Evin tek çocuğu olduğum için, üç kişilik bir masamız vardı. Ve telefon çaldı. Arayan babamdır diye masadan heyecanlı bir şekilde hızlıca kalkarak yan odaya koştum. Telefonumu komidinin üzerinden heyecanla alıp açtım ve hemen "Aloo!" dedim. Duyduğum ses, babamın sesi değildi. Duyduğumla sarsıldım. Bir şey diyemeden yatağa oturdum, elimden telefon düşerken bir hamle yapmadım. Kalbime öyle bir acı saplandı ki...
Annem geldi ve telaşla telefonu yerden alıp kulağına tuttu. Şoke içinde yatakta otururken, annemin ne yaptığını umursamıyordum. Ağladım... Kulağıma boğuk bir çığlık sesi geldi. Annemdi,yere oturup ağlamaya başlamış. Anneme o an ki üzüntümle yardım etmeden hızlı bir şekilde dolabımdan siyah ceketimi alıp kapıya yöneldim. Botlarımı da ayağıma geçirdikten sonra merdivenlerden koşarak indim. Nereye gideceğimi bilemeden, bahçeye çıktım. Çığlık atarak, ellerimi saçlarımdan geçirdim ve sonra alnımda buluşturdum. Evet, sahile gitmek istiyorum. Sahile vardığımda, banka oturmak yerine iyice denize yaklaştım. İlerlemek istedim fakat korkuluklar beni engelledi. Ve çığlık attım, bir daha, bir tane daha... Sakinleşemiyordum, her şey üstüme üstüme geliyordu. Yağmur başladı ve kısa sürede şiddetlenince şimşek çaktı. Korktum ama eve gitmek te hiç mi hiç istemiyordum. Oraya gidip, onu düşünmek... Anılarını yeniden gözümde canlandırmak... Ah, neden? Neden ben? Içimden bir ses bana bağıra bağıra şarkı söyle, diyordu. Öyle yaptım. Deliler gibi sadece sözlerini okudum. Benim için karanlık her yerdeydi. Kurtuluşu olmayan bir karanlık. Yaklaşık bir hafta sonra da annem gitti. Gittiler, beni tamamen karanlığa hapsettiler. Karanlığa tüm bedenimi sarmıştım. Bir tarafım hep çürük kalacaktı...

~Siyah~Where stories live. Discover now