Bir zamanlar...

6 0 0
                                        

Yaz tatilinin bana bahşettiği tembelliği sonuna kadar kullandığım sabahlardan birinde, babamın o mis gibi baharatlı peynirli omletinin kokusuyla uyandım. Bu adam benim kahramanım, diye geçirdim içimden. Birazdan gidip boynuna sarılacak ve "ne kral adamsın be" deyip ıslatacaktım yanaklarını. O da tabii, her zamanki gibi yalandan söylenip yanaklarındaki salyaları silecekti dudağındaki hafif tebessümle.

Hiç sevmez öyle vıcık vıcık samimiyet hallerini. Hiç görmediğim dedemi anlatırlardı babaannemle beraber, şöyle ciddi adamdı böyle sert adamdı diye. Herhalde derdim, babam da babasından böyle görmüş ama babaannem de gayet ciddi ve mesafeli kadındı. Uzaktan severdi yani, sevgi öyle illa öpe koklaya gösterilecek değildi ona göre. Canımın içi babaannemin yüzü geldi birden gözümün önüne, nurla uyusun güzel kadın. Babamın omletinin kokusundan bu düşüncelere nasıl geçiş yaptığımı anlayamadan babam kapının eşiğine geldi.

"Ulen" dedi, "tembel teneke! Kime çektin bilmem ki?!"

Sana çektim deyip dil çıkarırdım normalde ama bu sabah yapmadım, itiraz etmeden kalktım. Çünkü babacığım, gemi kaptanıydı ve iki haftalık bir sefere gidecekti. O yokken evde yalnız kalmaya alışmıştım elbette, ama yine de gitmesin istiyordum. Zor işlerdi bunlar.

Kalkıp sarıldım ona, "gitme" der gibi sarıldım. Babam sanki anlamış gibi, beni uzaklaştırıp yüzüme baktı uzun uzun.

"Merak etme geleceğim geri güzel kızım, ben gelene kadar ev sahibi Mikail Dede'yle biraz tavla pratiği yap da öğren şu oyunu artık!" dedi, sanki benim de tüm düşüncem buydu. Ah be babacığım.

Yine de güldüm söylediklerine, babam da kayıtsız kalmadı gülüşüme. Kurduğu mis gibi sofraya oturduk, uzun uzun sabah kahvaltıları yapmak en büyük zevkimiz...

Kahvaltıda eski - yeni ne varsa babam bana anlatmaya bayılırdı. Birbirimizden başka kimimiz kalmıştı ki, elbette bana anlatacaktı... Aslında alışmıştım da yalnızlığa, çocukluğumdan beri babam böyle uzun yolculuklara gider, ben de evde onun dönüşünü beklerdim babaannemle beraber. Babaannem bana hem anne hem baba olmuştu geçen seneye dek, o yüzden o bu dünyadan gidince düştüğüm boşluğun tarifi yoktu.

Annem... annem bizi terkettiğinde ben 9 yaşındaydım. Her ne kadar aklıma getirmemeye çalışsam da bazen, özellikle hayatla böyle bir başıma baş etmeye çalıştığım zamanlarda, hırsla anardım o kadını. Bazen bir küfür sallardım arkasından, bazen de kokusu burnumda tüter ve derler ya "burnumun direği sızlardı", ağlardım sessizce.

Dikkatimi sofraya çevirdiğimde babamın mahalleden arkadaşı Halil Amca ile ilgili bir şeyler anlattığını duydum. Dinlemediğimin farkında olunca hep gözlerimin içine bakarak konuşurdu, nasıl iyi tanıyordu kızını... Sonra biraz dikkatimi ona çevirdim ve dinledim. Adamın oğlunu anlatıyordu ballandıra ballandıra. Murat da şöyle yakışıklı böyle görgülü çocukmuş. Bir an durdum,

"Baba" dedim, "bize ne Murat'tan, yine mi aynı konu?" Beni ne zaman sinirlendirmek istese, bu konuyu açardı. Ben henüz lise sonuncu sınıfa geçmiştim. Halil Amca'nın ve babamın niyeti Murat ve beni tanıştırmak, benim okulum bitince bizi baş göz etmekti. Ne münasebet...

Ben biliyordum babamın derdini, gözü arkada kalıyordu beni bırakıp gittikçe. Ama ben alışmıştım kendi ayaklarım üzerinde durmaya... Kimseye ihtiyacım yoktu ki, babamdan başka. Aklımdan bu düşünceler geçerken yine annem geldi gözümün önüne. Hemen savuşturdum düşüncesini, aklımın kuytu köşelerine itekledim.

"Nesi var kızım Murat'ın?" dedi babam, aklımı dağıtarak.

"Baba daha 17 yaşındayım. Üniversiteye gideceğim ve zamanı gelince sevdiğim insanla evleneceğim."

"Murat'ı sevip sevemeyeceğini bir düşünüp tartmıyorsun bile. Önyargılı bir kız çocuğu yetiştirdim..."

"Önyargı değil, zorla güzellik olmuyor. Hem Murat'ın bu konuştuklarımızdan acaba haberi var mı?"

"Biz Halil Amca'nla konuşt..." Sözünü kestim.

"Babacım, kapatalım mı konuyu? Bak omletin soğudu!" Beni kızdırmaktan neden böylesine büyük bir keyif alıyordu, anlamıyordum.

Annemli kahvaltılarımızı düşündüm yine birden. Onunla da böyle uğraşırdı babam. Acaba o yüzden mi bizi terkedip başka adama gitmişti?

Hayır, bu gidiş için haklı hiçbir sebep bulunamazdı. "İhanet" kelimesini de "anne" ile özdeşleştirmiştim uzun zamandan beri.

***

Kahvaltımızı bitirip sofrayı topladık babamla birlikte.

"Yasemin" dedi babam, "bana çanta hazırlamamda yardım eder misin?"

Artık çok sıkılmıştım bu işten, oflaya puflaya yardım ettim. Söylendim durdum. Babam akşam gidecek ve iki hafta gelmeyecekti. Hem ben de yarın sahilde cankurtaranlığa başlayacaktım. İki hafta çabucak geçerdi. Gündüzleri çalışır, akşamları Mikail Dede'yle iki el tavla atardım ve uyumaya gelirdim eve.

Mikail Dede "kız çocuğundan cankurtaran mı olur" diye söylense de, denize olan aşkımın önüne geçemezdi hiçbir şey. Belki de kaptan kızı oluşumdan. Deniz en büyük tutkumdu. Yüzmeyi ne ara öğrendiğimi dahi hatırlamam. Bu konuda gerçekten yetenekli olduğumu düşünür, bununla övünürdüm ama yarışmaya kalkınca babamı asla yenemezdim. Yendiğim de oluyordu elbette ama onu yenmeme izin veriyordu, adım gibi emindim.

Günün nasıl geçtiğini anlamadan akşam oluvermişti, yani babam gidiyordu artık... Her zamanki gibi gitmeden önce defalarca kez sarıldı bana. Ben de her zamanki gibi kızdım ona, "Gidip de dönmeyecekmişsin gibi sarılıp durma baba." dedim. Biliyorduk, gidip de dönmemek vardı elbette. Babamın da dediği gibi "denizin işine belli olmaz"dı.

Ve uğurladım babamı bu azarla. Bahçe kapısından dönüp son kez baktı ve gülümsedi bana. Elini havaya kaldırdı Mehmet Kaptan... Ben o an bilemezdim elbette ama bu onu son görüşümdü.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Nov 27, 2017 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

Sudan SebeplerHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin