BÖLÜM 1

10 1 0
                                        


Aynur'un evinde,Mine ile...

Geçmiş zaman/Cinayet öncesi...

02.Ağustos

Evin içi gittikçe daralıyor, duvarlar üstüne üstüne geliyordu sanki... Neler oluyordu? Evet belki biraz daha fazla hırpalamıştı kendini bugün hergünden farklı olarak ama o kadar... Yorgunluğuna rağmen, çamaşırları attı makinaya, bulaşık makinasını boşalttı, etrafı topladı biraz. Ama artınca sıkıntısı, Mosaic'i koydu, Maria Farantouri'nin sesi sakinleştiriyordu her zaman onu... Tüm perdelerini açtı ardına kadar odasının, deniz karşısındaydı... Buz gibi Mariachi BLack'ini aldı (her yerde bulunmadığından, buzdolabında her daim vardı) ve sigarasını da, balkona çıktı... Uzun balkonun korkuluklarına yasladı karnını. Derin bir nefes çekti, yosun kokusunu hissetti tüm bedeni. Esen rüzgar, saçlarını okşuyordu, dalgaların sesi ise ruhunu...

Döndü, denize nazır yerleştirdiği koltuğuna gömüldü, bacaklarını da önündeki pufa uzatıp, kapattı gözlerini... Bir yudum aldı birasından, kocaman bir yudum ve ayaklarını dinledi; daima yüksek topuklu pabuçlar giyip, gününün çoğunu ayakta hareket halinde geçirdiği için, kendisine, isyan etmekteydiler. Kalp atışını, ayaklarının her noktasında duyması bu isyandı işte...

Hafifçe aralayıp gözkapaklarını, baktı onlara, hareket ettirdi parmaklarını ve serin akşam esintisinin aralarından geçişini hissederek gülümsedi sessizce...

Ellisini geçmiş olmasına rağmen, bedeni hiç bozulmamıştı. Yüzündeki çizgileri ve ellerinin üzerinde oluşan birkaç ben dışında, dikkatli bakmadığınızda asla kırktan fazla demezdiniz...

Gece karanlığında, gökyüzünün parlement mavisine bürünen buğulu gözleri dalgındı... Gençlik yaşlarını çoktan geçmiş, kendi başının çaresine bakmayı öğrenmek zorunda olalı bir hayli zaman olmuştu, lakin içindeki çocuk hep aynıydı; ne büyüyor, ne küçülüyordu. Ve yetişkin yanı, önlemekte zorlanıyordu bu çocuğun ansızın ortaya çıkıveren hareketlerini...

Bir anda ürperiverdi, uyanıverdi düşüncelerinden duyduğu martı sesleri ile... Bilmiyordu neden ama, korkutuyordu martı sesleri onu, kendini bildi bileli... İçindeki çocuğun korkusuydu işte bu!!!

Derince bir nefes çekti sigarasından tekrar, denizin kör karanlık ufkuna dikildi iyice irileşen gözleri... Alışmıştı yalnızlığına, sonsuza kadar devam edecekti bu böyle... Ama neler oluyordu? Haylaz çocuk devredeydi yine... Bu artık, yıllar yılı, kendi başına, sessizce kutladığı bir yıldönümüydü. Ve her yıl, yıl dönümünü takip eden birkaç günü, bu çocuğun delice isteklerini bastırmaya çalışmakla geçiyordu. Hepsinde değil, ama çoğu yıl, üstesinden gelebilmişti.

Koltuğuna gömülmüş, Mosaic'i dinlerken, kapının zili tırmaladı kulaklarını... Habersiz kimse gelmezdi ona, ne gündüz ne gece, günün hiçbir saatinde. Bitiremediği birasını, koltuğunun solunda yere bıraktı içini çekerek.

Bir bir geçtiği oda ve hol lambalarını yakarak, sokak kapısına doğru ilerledi. Bu arada kimin gelmiş olabileceğini geçiriyordu aklından...

Uzandı kapının göz deliğine ve gözlerine inanamadı. Derin bir nefes alarak açtı kapıyı;

- Hangi rüzgar attı seni buraya, gecenin bir vakti, bunca zaman sonra?

- Yapma Tanrı aşkına, o kadar geç değil yahu...

Bir an sessizlik oldu, karşılıklı bakışıyorlardı.

- İçeri davet etmeyeceksin galiba? Diyerek bozdu sessizliği Mine.

İÇİNDEKİ ÇOCUKStories to obsess over. Discover now