Öncelikle hepinize merhaba. 👋
Wattpad'de bir hikaye yazmak için çok düşündüm. Bir türlü karar veremedim. En son bu kurguyu düşündüm, hayal ettim ve başardım belki de. İlk hikayem desteklerinizi sonuna kadar bekliyorum. Teşekkürler. ♥️♥️
Bölüm şarkısı: Rufus Wainwright- Across the Universe
Multimedya: Afra Şahin
Kasvetli bir yağmur sicim sicim gökten inerken okulun yanındaki kafede kahvemi yudumluyordum. Hava o kadar iç açıcı o kadar ferahlatıyordu ki içimi. Sanki 40 yıldır 4 duvar arasında kalmış da bugün özgür kalmış gibiydim. Yoldan geçen arabaların lastiklerinin suyla buluşup çıkardığı ses, insanların gülüşmeleri, şehrin kasveti.
Hepsi birer huzurdu benim için. Taaki o üşüyen aç ve savunmasız köpeği görene kadar. İçim parçalandı. O an o kadar çaresiz duruyordu ki. Evsiz, aç kalan bir insanı gördüğümde nasıl oluyorsam neler hissediyorsam aynı şeyleri o an o köpek içinde hissettim. Çünkü ben onları ayırmıyorum. Bizler nasıl yiyip, içip, gezebiliyor, görebiliyorsak, biz nasıl nefes alabiliyorsak onlarda aynı şekilde yaşıyorlar. Ve hatta onlar sahiplerine sadık kalabiliyor. İnsanlara insan demek bile haksızlıktır diye düşünüyorum. Yoldan geçen öğrenci benim gibi düşünmüyor olsa gerek ki, büyük bir vicdansızlıkla o köpeğe attığı tekmeyle mutlu oluyordu. İşte tam da az önce söylediğim gibi insan demek bile insanlığa haksızlıktır. Ve söylediğim gibi o bir öğrenciydi. Nasıl bu kadar densiz vicdansız davranabilirdi aklım almıyordu.
Hayvanları hor görüp, onlara insanlığa sığmayacak şekilde eziyet eden bir nesil hiç olmasa daha iyidir. O olaydan sonra içimi bir hüzün kapladı.
İşte ondan sonra 4 duvara geri döndüm. Huzur diye bir şey kalmadı. İnsanların bu denli bilinçsiz davranmaları beni çılgına çeviriyordu.
Çalan telefonumla düşüncelerimden sıyrılıp telefonu cevapladım.
"Efendim?"
"Neredesin?"
"Provadan çıktım eve geçeceğim birazdan."
"Eve geçmeden önce şirkete uğramanı istiyorum."
"Neden?"
"Buraya gelince konuşuruz. Kapatıyorum."
Her zaman ki gibi her söylediğinin yapılacağını sanan babam yine emrini yağdırıp telefonu suratıma kapatmıştı. Benim düşüncelerim önemli değildi çünkü.
Hesabı ödeyip kafeden ayrıldım. Şirketin önüne geldiğimde uzun zamandır buraya uğramadığımı farkettim. Bundan memnundum da ama maalesef bugün burada olmam hayatın bana bir cilvesiydi.
Burada sevmediğim bir şey daha vardı ki babamın odasının 15. katta olmasıydı. Merdivenleri çıkmaya devam ederken nefes nefese kalmıştım. Asansöre binemiyordum. Bir çok korkum vardı ve o da bunlardan biriydi.
Kapıyı çalmaya gerek duymadan içeri girdiğimde sekreteri Ebru ile beraber ne olduğunu bilmediğim bir dosyayı inceliyorlardı.
"Girebilirim değil mi?" dedim kafamı kapıdan uzatırken.
Babam "Gel." deyince kapıyı kapatıp geniş odadaki koltuklardan birine yorgun bedenimi bıraktım.
Yaklaşık 15 dakikadır konuşmalarının bitmesini bekliyordum. Beklemeyi sevmeyen bir insan olarak dolayısıyla da sıkıntı basıyordu.
"İsterseniz çıkayım daha rahat konuşursunuz." dedim kinayeli bir şekilde. Babam sırtını dikleştirip "Seninle bir konuda konuşmak istiyorum."
YOU ARE READING
Zamansız Gelen
Teen FictionAnnesinin ölümüyle hayatı kendine dar eden bir genç kız ve abisinin ölümüyle kendini intikama adamış bir adam. Onların hayatı planlar üzerine kurulmuştu. Adam gerçekler hakkında bir şey bilmeyen aciz kızı kendine hapsederek kardeşinin intikamını ald...
