Merhabalar sevgili okuyucular.
Öncelikle bu hikaye benim ciddi anlamda ilk denemem. Onun için sıkıcı kısımlar olabilir. Birkaç bölüm sonra aksiyon ve aşka doyacağınıza inanıyorum.
Yazım yanlışlarım varsa affola. Bölümleri yazarken gözden kaçabiliyor. Elimden geldiğince doğru yazmaya çalışıyorum.
Bir de iyi ya da kötü yorumlara bir şeyler yazarsanız neyi ne kadar doğru veya yanlış yapmışım öğrenmiş olurum. Bu konuda da küçük bir ricam olsun. Yorumlarınızı esirgemeyin.
Şimdilik bu kadar. Umarım her şey güzel olur.
İyi okumalar...
***************
"BU BÖLÜM VATAN UĞRUNA CANINI VERMİŞ TÜM ŞEHİTLERİMİZE ARMAĞAN EDİLMİŞTİR."
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı...
***************
ÖN BÖLÜM – URFA'DA ÇEKİLEN KILIÇ
Özel kuvvetler komutanı sabahtan beri telefonu bırakamadı elinden. Sürekli Ankara'dan birileriyle konuşuyor, sinirini postası Veysel'den çıkarıyordu. Belli ki tepedekiler komutandan yapılması zor bir şeyler istiyordu. Tümgeneral Salih Acıyakmaz ilk kez bu kadar heyecanlı ve telaşlıydı. Peki neydi onu bu kadar heyecanlandıran? Üç aydır özel kuvvetler hummalı bir çalışmaya girdi. Tüm personel sınavlara tabi tutuluyor birileri seçilip Ankara'ya gönderiliyordu. Kimi geri geliyor kimi geri gelmiyordu. Urfa özel kuvvetler grup komutanlığı on sekiz seçme asker göndermiş, on biri geri gelmiş ancak diğer yedisinden haber alınamamıştı. Veysel her ne kadar mavi bereli de olsa endişeliydi. Üç ay sonra teskere alacağı günü sabırsızlıkla bekliyordu. Şimdi tam giderayak onu da Ankara'ya göndericekler diye korkudan ödü patlıyordu.
Özel kuvvetler çok özel görevler için birinci derece yetkili bir tim hazırlığındaydı. Bu tim için 60 ilde son sürat hazırlık yapılıyordu.En büyük telaş Urfa'daki komutanlıktaydı çünkü timin merkez karargahı olarak Urfa seçilmişti. Bu yüzden Salih komutan yada askerlerinin deyimiyle Salih baba bir türlü telefonu bırakamamıştı.
-Veysel, kahve yap oğlum. Zehir gibi olsun.
Veysel sanki bu emri duymaya hazırmış gibi selam çaktı.
-Emredersiniz komutanım.
Tam dönmüş odadan çıkıyordu ki Salih baba yeniden konuştu:
-Haa, oğlum. Osman Albay'a odamda onu beklediğimi söyle. Mümkün olan en kısa zamanda gelsin.
Bu emrin anlamı şuydu. Osman Albay en fazla iki, bilemedin üç dakika içinde Salih babanın odasında esas duruşta hazır olmalıydı. Veysel bir emredersiniz daha çekip koşar adım odadan çıktı ve Osman Albay'ın kapısını tıklatıp "Gel" emrini beklemeden içeri daldı.Osman Albayın dumanı yine üstündeydi.
-Oğlum sana üst makamına girmeyi öğretmediler mi?
-Komutanım, Tümgeneralim mümkün olan en kısa sürede odasında olmanızı emretti. Arz ederim.
Osman Albay bu cümleyi duyar duymaz koltuğundan fırladı ve koşar adım odadan çıktı. Veysel de kahve yapmak üzere portatif mutfağa ilerledi. Her katta küçük bir tezgah ve bir ocak bir kahve makinesi bulunurdu. Ancak Salih baba sadece el yapımı kahve içer makine kahvesinden nefret ederdi.
Veysel kahveyi yapadursun biz gelelim Osman Albaya. Zaten iki aydır tepesinden inmeyen Salih baba dan usanmış birde buna Urfa'nın kavurucu sıcağı eklenince sinirleri iyice zıplamıştı. Üç ayda on dört askere tekdir yazmış, iki askere kumanya iki subaya da tuvalet temizleme cezası vermişti.
YOU ARE READING
Görev:ÖLÜM
General FictionŞanlıurfa'da kurulan bir özel timin dağları titreten hikayesi.. Özel bir emirle kurulan ve görevleri ölene değin öldürmek olan bir tim. Peki bu askerler aşık olursa.. Bugüne kadar evinden çıkmayan bir Yüzbaşı bir Albay'ın kızına sevdalanırsa? -Sizle...
