1.Bölüm

118 9 3
                                        

Ağzımda hissettiğim metal tatla beraber elimi dudaklarıma götürdüm elimin üstünde yoğun kırmızı kanla beraber anneme baktım yanıma gelmek istiyordur ama o şerefsizden çekiniyordu. Hiç bozuntuya vermeden ağır ağır ayağa kalktım karşısına dikilip gözlerine bakabildigim kadar derine baktım. Elimi istemsizce yumruk yapmıştım. O herifin karşısında bana vurduğu halde bir şey yapamamak inanılmaz koyuyordu. Yerde yatan anneme bakıp iyiyim gibisinden gözlerimle mesaj vermeye çalıştım.
Tekrar ona baktım üzerindeki tişört yırtılmış pantolonu nerdeyse belinden düşecek gibiydi. Ayağında farklı farklı ayakkabılar vardı. Onun bu haline acıyordum alayla güldüm ayakta durmakta zorluk çekiyordu. Hiç bir şey demeden ceketimi alıp çıktım evden.

Sahile doğru yürüyordum hala kanayan dudağım iyice sinirimi bozmuştu. Elimde ki peçetede beyaz yer göremeyince yolun ortasına peçeteyi atıp yola devam ettim. Birkaç adım sonra bir kız arkamdan 'burada çöp kovası var herhalde' dediğini duydum hiç aldırmadan yoluma devam ettim. En son bir banka oturup soğuk havanın ve deniz kokusunun verdiği huzuru içime çektim.

Sırtımı yaslayıp öylece denizi izledim küçükken hep deniz kızı olmak isterdim. Prenses falan değil de deniz kızı olmayı isterdim. Okyanusun en derinine dalıp kaybolmak isterdim. Arkamda kimseyi düşünmeden sadece uzaklaşmak ve huzuru bulmaktı, tek istediğim buydu hep. Bunları düşünürken ceketimin cebindeki telefonun titredigini fark ettim. Önce açmak istemesemde annemdir diye açtım telefonu.

"İyiyim ben merak etme hava almaya çıktım." Telefonun diğer ucunda burun çekme sesini işitince kesin annem olduğunu fark ettim.

"Beliz, kızım dudağının nasıl acıyor mu?" Annemin cümlesiyle beraber sağ gözümden istemsizce bir yaş düştü.

"Hayır acımıyor, o herif sana zarar verdimi" sesimi oldukça soğuk tutmaya çalışmıştım.

"Hayır kızım senden sonra oda çıktı. O fazla içmiş biraz sende üstüne gidince delirdi işte her zamanki baban"

"Babam değil o benim. Bir daha da sakın bu kelimeyi kullanma" diyip telefonu suratına kapattım. Ne kadar o herife kızsamda sürekli onu affeden anneme kızıyordum. Telefonun ekranından dudağıma baktım sonra bunu yapanın insanın öz ve öz babası olması gelince aklıma tekrar çıldırıyordum. Ne kadar hıçkıra hıçkıra ağlamak istesemde güçlü durmak zorundaydım en azından annem için bunu yapmak zorundaydım. Tekrar huzur dolu deniz kokusunu içime çekip ayağa kalktım.

Yol boyu yürüdüm bir sokağa geldim eve gitmek istemiyordum. Bilmediğim yerleri gezmeye başladım. Sokağın köşesinden dönünce bir anda durdum. Yavaşça duvarın arkasına gizlendim. Yolun ortasında dört grup bir tarafa başka bir dörtlü grup bir taraftaydi. En kötüsüde karşı karşıya durmuşlardı ve etrafta ölüm sessizliği vardı. Burdan en az bir ölü çıkar diye geçirdim içimden. Ne kadar geri dönüp gitmek istesemde bir şey engel oluyordu sanki. Sarışın uzun boylu bir çocuk deri ceketli çocuğa bir adım yaklaştı. Deri ceketli bir o kadar sinirli bir o kadar da umursamazdı. Karşısında sarı saçlı çocuğa baktı.

Sarı saçlı çocuk elini kaldırmışken deri ceketli bir anda kolunu tutup sarışın çocuğa kafa attı bir kaç adım sendeledikten sonra diğer çocuklarda kavgaya başladılar önce polisi aramak istesemde başım yanar düşüncesiyle vazgeçtim.

Sesimi çıkarmadan onları izledim. Sarı saçlı çocuk tekrar yumruk atmaya kalktığında deri ceketli yine izin vermemişti. Diğerleri ise neredeyse birbirlerini öldürecek gibiydiler.
Sarı saçlı ve deri ceketlinin büyük ihtimal kavgayı başlatanlar olduklarını düşündüm. Bu gürültülü kavgaya rağmen kimsenin burda olmayışı ayrı bir saçmaydı. Kavga edenlere baktım. Deri ceketli çocuk sarı saçlıya yumruk attı. Sarı saçlı kendini toparlayıp. Deri ceketliye yumruk attı. Sanki hiç zedelenmemiş gibi kafasını yana yatırıp yere tükürdü. Sarı saçlıya birkaç kelime söyledi. Sarı saçlı çıldırmışcasına yumruklarını savuruyordu. Deri ceketli birkaç adım geri attı sonra hemen kendini topladı. Sinirlenmiş olucak ki sert bir yumruk attı hatta o kadar serttiki sanki kemiklerden çıkan sesi bile duyuyordum. Sarı saçlı kendini toparlayamayıp yere düşünce deri ceketli üzerine çıktı. Sanki delirmis gibiydi sürekli yumruklarını savuruyordu. Artık dayanamayıp sırtımı duvara yasladım tekrar polisi aramak için telefonu açtım. Numarayı tuşlayacağım sırada polis siren seslerini duyunca azda olsun rahatlamıştım. Tam deri ceketli çocuğa odaklanmıştım ki başını kaldırıp bana baktı arada mesafe olmasına rağmen. O öldürücü bakışları iliklerime kadar hissetmiştim. Başımı hızla geri çekip oradan uzaklaşmaya başladım.

Hem gecenin karanlığı hem de sokağın karanlığıyla beraber yürüyordum,az önceki kavgayı izledikten sonra buranın tekin bir yer olmadığına kanaat getirdim. Geldiğim yoldan geri dönerken.

Ağzımın kapandığını ve sertçe duvara çarpıldığımı hissettim. Hatta o kadar sert çarpmıştı ki ağzımdan bir inilti çıkmıştı. İki eliyle bileklerimi tutup duvara yaslamıştı. Anın şokuyla ve sırtımı çarpmamla nefesim kesilmişti. Önce tacizci zannettim. Ama yüzüne ve gözlerine bakınca deri ceketli çocuk olduğunu anladım. Bileklerimden tutmuş duvara yaslamıştı. Ama bir şey vardı ki korkmuyordum.

"Sen mi yaptın " en az gözleri kadar seside ürkütücüydü. Bileklerimi sıkıyordu ve canımı acıtıyordu. Kasıklarınamı geçirsem diye düşündüm ama o yumrukları kaldıramayacağımıda düşündüm.

"Son kez soruyorum sen mi yaptın?"

"Neyden bahsediyorsun bilmiyorum" üzerime biraz daha eğilip 'polisi' diye fısıldadı. Olduğum pozisyondan rahatsız olup kıpırdandım.
"Kimsin sen ya" başını geri çekti.
"Ne işin vardı orda"
"Sen kimsi-"
"Ne işin vardı orada " uyarıcı bir şekilde konuşmuştu.
"Bırak beni işim var" bileğimi daha çok sıkıyordu. Bakışı dudaklarımı bulduğu zaman uzunca oraya baktı. Sanki yarayı yeni fark etmiş gibiydi.

"Duydun mu bir şey " nefesi yüzüme çarptıkça garip hissediyordum.

"Oradan geçiyordum sonra sizi gördüm konuşmadınız sadece kavga edicektiniz. Ayrıca polisi arayıp başımı belaya sokucak kadar salak değilim."

"Ama orda durup kavgayı izleyecek kadar aptalsın" tam ağzımı açıcaktım ki uzaktan biri.
'Uraz' diye çağırdı isminin Uraz olduğunu öğrendiğim çocuk gözlerime baktı gerçekten bakışları çok soğuktu.
"Bana bak eğer gördüklerini unutmazsan " sözünü yarı da kesip ben devam ettim.

"Unutmazsam naparsın kimsin ki sen mafya mısın psikopat mısın kimsin"

"Emin ol saydıklarının daha kötü eğer canının yanmasını istemiyorsan ağzını kapalı tutucaksın."

Bileklerimi bırakıp bir adım geri attı. Son kez soğuk bakışlarını gönderip karanlığın içinde yok oldu. Arkasından uzunca bakıp bileğimi ovmaya başladım. Bileklerimi dikkatli bakınca morardıklarını fark ettim. Tenim beyaz olduğu için çok dikkat çekerdi.

Eve doğru yol alırken sanki birinin beni izledigini sanıyordum. Arasıra arkamı dönüp baktığımda iyice paranoyaklaştığımı fark ettim büyük ihtimalle bugünkü yaşadıklarımdan fazla etkilendim. Apartmana girip asansöre bindim kapıyı anahtarla yavaşça açtım.İçeride sadece bir tane abajur yanıyordu babamın gelmediğini anlayınca rahatça girdim eve oturma odasında annemin koltuğun kenarında kıvrılmış uyurken gördüm. Telefonumu kapatmıştım ve beni merak etmişti saate baktım 03:40 ' tı. Beni beklemişti sonra dayanamayıp uyumuştu kesin. Koltuğun yanına yere oturup annemi izledim çok güzel bir kadındı kahverengi saçlarını okşayıp yanağına küçük bir öpücük kondurup üzerine pike örttüm.

Odama gittim camı açtım,içeri dolan temiz havayı ciğerlerime çektim. Gözlerimi kapattım. Bugünkü olanları düşündüm. Adının Uraz olduğunu öğrendiğim adamın tehditini hatırladım. Polisi kim aradı bilmiyorum ama ihalenin bana patlaması sinirimi bozmuştu. Camın önünde etrafa bakarken sarı sokak lambasının altında ki siyah kapşonlu biri dikkatimi çekmişti. Direğe yaslanmış bizim eve bakıyordu yüzünü tam göremesemde. Sarhoşun biridir diye düşündüm.

KARANLIK Cerita yang buat anda obses. Terokai sekarang