Kıvrımlı ve sert kayaları tokatlayan dalgalardan firar eden küçük su damlacıkları bacaklarıma sıçrıyordu .
Gecenin karanlığı denizin maviliğini içine hapsetmişcesine kapkaraydı. Etrafımı saran beyaz örtü bile karanlığı delememişti.
Bacaklarımı sızlatan soğuk bedenimin içine sinmesine neden oldu .
Asıl sorum şuydu aslında: Benim burada ne işim var!
Dizlerimin biraz ustunde biten açık mavi bir elbise bana ait degilmişcesine bedenime yabancıydı. Tek bana yabancı değil bu mevsime de yabancıydı.
Ayaklarım soğuk beyaz örtüyü delip toprağa değerken gecenin soğuğunu daha çok hissettim. Kollarımı üşüyen bedenime kalkan yaparak hala kendimi sorgularken beynimde cevapsız kalan soru kırmızı soru işaretleriyle dolanıp durdu.
Beynim ve bedenim uyuşmuştu sanki ama neden böyle olmuştu ki ? Soğuktan mı? Bilinmezlikden mi ?
-Zemheriiiii !!
Duyduğum ses bedenimi olduğum yere çiviledi . Bu ses.......
-Zemheri nerdesin !
Korkudan mı yoksa soğuktan mı titrediğimi bilemeden geriye doğru döndüm. Gözlerim korkuyla karanlık ormanın her karesini nakşetti ama ne bir ses ne de biri vardı.
Sadece dolunayın ışığını gövdesinde misafir eden birçok ağaç beyaz örtüde gölge gösterisi yapıyordu.
Korkumu bastırmaya çalıştım burada kimse yok dedim kendi kendime, duyduğun sadece bilinçaltının sana bir oyunu .
Homurtu çıkarıyordu dalgalar sanki benim kendimi kandıramama gülüyorlarmış gibi. Dalgaların beni küçümsemesi geçene kadar kısılmış gözlerimi uçsuz bucaksız denize diktim.
"Benden ne farkın var ki sende ne kadar çabalasan da kayaları kıramıyorsun. Sende güçlüyüm diye kendini kandırıyorsun. Benim zayıflığımdan beslenme."
Bir an beni duymuşcasına daha çok sinirlenerek kayalara daha sert çarptı ama o da unutmuştu ki gün ağarmaya başladığında gece ne yaşarsa yaşasın herşeyi içine atıp sakinleşeceğini...
-Zemheri" dedi. Çok yakınımdan gelen acı duyurmuşcasına bir tınıya sahip olan ses.
Gözlerim anında sesin sahibine doğru kaydı.
Üzerinde siyah bir tişört , altında sıradan siyah bir kot pantolon.
Siyah saçları ona itaatsizlik eden bir köle gibi alnına serpilmişti.
Birbirimize benzeyen ortak bir yönümüz vardı. O da benim gibi buraya yabancıydı, bu mevsime , bu gözlere yabancıydı artık.
Birbirimizi tanıyan iki yabancıdan başkası değildik.
Bana doğru attığı adım düşüncelerimi bıçak gibi kesti.
-Bana sakın yaklaşma!!.
Gecenin karanlığına eşlik eden simsiyah gözlerinde ufacık bir ifade kırıntısı yoktu..... Her zaman ki gibi dedi içimdeki ses.
-Tamam . Sadece sakin ol ve beni dinle olur mu ?
Cevapsız kalmam onun kısa nefes alıp birkaç kez dudaklarını açıp kapamasına sebep oldu. Onun bu hareketleri ezberlemiş olsada gözlerim sonu böyle tahmin etmiyordu heralde ..
Kendi hikayemde kendimi harcadım ben... Kimine göre değersiz birkaç şey uğruna ama ben en değerli şeye harcadım kendimi:
Nefret'e ve Aşk 'a ..
Intikam ve Tutkuya...
Iğrenmişlikten şehvete...
Ama bütün bunlar sadece bende kalacak ve bu gece son bulacaktı.
-Düşündüklerin sandığın gibi değil." Dedi sonunda zar zor çıkan sesiyle.
Dudaklarından kelimelerle birlikte soğuğa harcadığı sıcak nefesinin grimsi dumanı yayıldı ve saniyeler sonra karanlıkta kayboldu.
"-Bu hayatta hiçbirşey sandığımız gibi ilerlemez biliyor musun? Bunu senden öğrendim. Sen bana demiştin bir gün öyle bir gerçekle uyanacaksın ki nerede olduğunu bilemeyeceksin. Uyandım biliyor musun ama geç uyandım değil mi bütün eğlence benden önce bitmiş."
Yüzüme takındıgım üzgün bakışlar alaycılık boyutunda yalandı.
Ifadesiz yüzü sertleşti . Ne oldu kaba beyimizi mi kızdırdık dedim. İçimden iç sesim bana onaylamaz ve yazık adı altında içeriklerle dolu sloganlarda bulunurken onu yok saydım.
YOU ARE READING
ÖLÜME SATILAN RUHLAR
Teen FictionCinayetler, gizli sırlar, kirli işler, güçlü düşmanlar, aşk, intikam ve nefret... Kurallarını kendin belirlediğin bir oyun ve ölüm bataklığına düşmüş olan hayatlar. Bu oyun Intikam ve Ölüm arasındaki yaşamda... Oyunu kurallarına göre oynamayan v...
