Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur büyük fırtınanın habercisiydi. Aniden gürleyen gökte düşüncelerimi kanıtlar nitelikteydi.
Sabahtan beri lanet olası ormanda lanet olası bir kolyeyi arıyordum! Hemde daha kırk günlükken beni sokağa atan lanet ailemin boynuma taktığı ve 17 yaşıma kadar boynumdan bir an olsun çıkarmadığım kolye!
Evet ben bir salağım. Beni istemeyen insanların hatıralarını canım pahasına koruyacak kadar salak. Yıllarca yetimhanede yaşamamak sebep olan, yolda görsem tanımayacağım aileme ait kolye için sadece bir kere gittiğim, kaybolan kolyem yüzünden ikinci defa gitmemi gerektiren ormanda donmak, hatta ölmek üzereydim.
Canı pahasına derken şaka yapmıyordum. Bugün bu ormandan cesedim çıkmazsa kendim için büyük bir parti verecektim. Büyük dediğim öyle dillere destan bir parti değil. Helly vee... Ve desi yok. Helly ve ben. Bir yetimhane kızı nasıl bir parti yapabilir ki zaten. Durumlar ortada.
Dizlerime kadar gelen çamur yürümemi zorlaştırırken bir şimşek daha çaktı. Hava çok soğuktu. Beni bu soğuktan koruyan tek şey ince, ceplerinin olduğu küçük bölmede çiçekleri olan, 17 yaşında bir genç kızdan çok 8 yaşında bir velede benzememi sağlayan, benim nefret ettiğim biricik! montum. Kırmızı beremle takım olan eldivenlerim azda olsa üşümemi engelliyordu.
Telefonumun şarjı bitmek üzereydi. Bu da demek oluyor ki ormanda karanlık bir geceye hazır ol Elena. Telefonumun şarjı biterse kolyeyi bulamazdım. Hayır yani birşey de yapmamıştım ki. Sadece flaş. Sadece flaşı kullanmıştım.
Düşüncelerimden sıyrılıp tekrar kolyeye bakmaya başlamıştım. Ama yok! Lanet olası hiçbir yerde yok! Kolyeyi aramak için yanlış zamanı seçmiştim. Dizlerime kadar çamur dolu bir ormanda kolye aramak ne kadar da akıllıca!
Gökyüzündeki yıldızların bile yeryüzünü aydınlatamadığı zemheri karanlıkta yürümek içimdeki korkak kızı dışarı çıkarıyordu. Burada şimdi vahşi hayvanda olurdu. Ayağıma değen şeyle aniden çığlık attım. Off iyice paranoyak olmuştum. Sadece bir dal Elena. Sakin ol Elena.
Gecenin karanlığında ürkmemi sağlıyacak bir ses. Bir uluma. Bir kurt. B-bu bir kurt sesi. Tanrım! Burada kurtlara yem olup gidecem. Duyduğum ikinci uluma sesi dahada ürkmeme sebep olurken aklıma gelen ilk şeyi yapmaya koyuldum. Ne mi? Kaçmak. Evet evet kaçmak. Daha fazla burada durupta kurtların sofrasını şenlendiremem.
Son gücümle ormandan çıkmaya çalışırken nereye gittiğimi bilmiyordum. Tek bildiğim bu ormandan kurtulmam gerektiğiydi. Kolye. Kolye mi? Umrumda değildi. Ben canımı kurtarmya çalışırken, birde lanet kolyeyi mi düşünecektim.
Ormandan yokuş aşağı inerken duyduğum sesler dahada artmıştı. Baykuş, kurt, yarasa ve sesini bilmediğim nice canlı. Sesleri duydukça dahada hızlandım. Burdan çıkacaktım. Koştuğum yerde çamurun yerini ıslak yapraklar almıştı. Ağaç yaprakları ayağımın kaymasına neden oluyordu. Yağmur olmayan şansıma gülüp dinmişti. Ve bu da yaşadığım hayat boyunca, hayatın bana güldüğü tek andı.
Dikkat ederek yokuştan iniyordum başıma bir bela gelmesini istemezdim. Beni kimseni bulamayacağı ormanda. Aşağı inerken ayağıma takılan ağaç dalı sendeleyip düşmemi, daha sonra da yuvarlanmama sebep oldu. Aşağı doğru yuvarlanırken adeta bir cenin pozisyonu alıp gözlerimi kapatmıştım. Nolur bir şey olmasın. Başımı bir ağaca çarptığımda artık yuvarlanmıyordum. Ama çok kötüydüm.
Başımdan bir sıvı aktığında bunun kan olduğunu anlamıştım. Başım dönüyordu. Göz kapaklarım benden bağımsız kapanıyordu. Hayır hayır burada bayılamazdım. Göz kapaklarım ne zihnimi dinliyordu ne de halimi anlıyordu. Ben kapanma dedikçe o kapanıyordu.
