İnsanlar bir çift kanatla yaratılan zavallı canlılar. Neden mi zavallılar çünkü bu kanatlara sahip olduklarından bile habersizler. Kanatlara gelecek olursak bir tarafı beyaz ve bir tarafı siyah renk olmak üzere iki renkten oluşurlar. Kadın ve erkeklerde şekilleri farklıdır. Bu kanatlardaki renklerin ise anlamları vardır. Beyaz olan taraf insanların sizi sevmesine ,siyah taraf ise insanların sizi sevmemesine yöneliktir. Tabi ki insanların hangi tarafı seçeceği hiçbir zaman kesin değildir.
Ups! Gambar ini tidak mengikuti Pedoman Konten kami. Untuk melanjutkan publikasi, hapuslah gambar ini atau unggah gambar lain.
(kadın kanatlarının şekli)
Ups! Gambar ini tidak mengikuti Pedoman Konten kami. Untuk melanjutkan publikasi, hapuslah gambar ini atau unggah gambar lain.
( Erkek kanatlarının şekli)
Şimdi bize bu sıkıcı bilgilerden neden bahsettin diyeceksiniz. Tabi demeyebilirsiniz de. Dediğinizi varsayarak devam edeyim. Bu hikayede bu kanatların ilk defa farklılaştığını ve alışılmadık şeylerin olduğunu okuyacaksınız uzatmadan sözü onlara bırakayım. Onlar derken? Dediğinizi duydum onlar bu hikayenin şansız zavallı insanları...
Aurora
Göz kapaklarımı hareket ettirecek bile gücüm yokken uyanmaya çalıştım. Uyanamamın sebebi yine gecelere kadar cs 1.6 oynamamdı. Alarmı kapatmak üzere komidinin üstündeki telefonuma uzandım. Gördüğüm şeyle şok geçirdim saat neredeyse 9'a geliyordu. Hemen banyoya Flash'a rakip olacak şekilde gidip elimi yüzümü yıkadım. Geriye kalan tek şey üstümü giyinmekti. Dolaba koşup ütülü şeylerden giyinip kendimi dışarı attım. Arkadan yemek ye de git diyen annemi kesinlikle duymadan bisiklete bindim. Şimdi geriye kalan tek şey onu okula gitmeden görmekti. Eskileri hatırlıyorumda onu ilk defa lisenin ilk günü görmüştüm dışarıdan sessiz ve üzgün biri olarak duruyordu. Gözünün altı hafif mordu,sanki biri ona vurmuştu. Tabi ki yanılmamıştım keşke yanılsaydım ama bir hafta sonra dudağı patlak ve yüzü mor olarak okula gitmişti. Büyük ihtimalle ailesinden şiddet görüyordu. Yüzü düzgün olduğu zamanlar onu inceleme şansım daha iyi oluyordu. Yüzü eşssiz bir yüz değildi ama saf ve duruydu. Gözleri kahve ile siyah arasında bir renkti. Saçları kıvırcık gibiydi ama değildide dalgalı diyelim saç rengi siyahtı. Boyu uzundu fazla kilolu biri değildi. Bu dediklerim dışardan gözükenler tabi yakından nasıl birisi orası daha bilinmeyen bir sır. Tam olarak 2 yıldır onu yakından görmemiş ya da tanıyamamıştım. Aynı okullarda olsak belki adını öğrenebilirdim ama onun kadar zeki değildim. O yüzden onun okulunun alt sıralarında bir okuldaydım. Tam bunları düşünürken çıktı kapıdan tam olarak 9:40 da çıkmıştı yine bir dakika bile geç çıkmazdı. Yüzünde yara izi yoktu bu beni mutlu etmeye yeterdi. Ama solgun gibiydide.Koyu mavi üstünde siyah yazılar yazan bisikletine binmişti. Okula gidiş yolunu tutmuştu. Köşeden dönerken alışkanlık olmuş cümleleri tekrarladım "Gününde yüzün kadar güzel olsun."Her sabah bu rutin çok hoşuma gidiyordu. Bunları duyuyor diye tedirgin oluyorum ama duysa dönerdi ya da bir tepki verirdi değil mi? Neyse neyse bende geç kalmadan okula gitmeliyim.
Akşam çöp atmaya çıktığımda onu gördüm kaldırımda oturmuştu eve girmek istemiyor gibiydi çünkü hala okul çantası vardı yanında. Gidip konuşmalıyım diye hissettim ama ne ona adım atacak cesaretim ne de yaşadıklarından haberim vardı. Kalkana kadar uzaktan baktım yaklaşık 5 dakika sonra kalkıp yavaş adımlarla eve girmişti. Acaba onun 2 saat dışarda oturup eve gitmemesinin sebebi neydi ya da onu hiç gülerken görmememin sebebi. Arkadaşı var mıydı acaba 2 yıl boyunca onu hiç biriyle konuşurken görmemiştim. Bu kadar çok mu yalnızdı kimse onu sevmiyor muydu yoksa bu bir kontrollü yalnızlık mıydı? Bunlar onu her gördüğümde aklıma gelen şeylerdi ama cevapta alamayacağım sorulardı. Eve gidip yatağa uzandım şu sıralar favorim olan Louane-Je Vole şarkısını açıp kitap okumaya başladım.
Sabah 8.30 gibi uyandım. Bu sefer kahvaltı edip okula gidecektim yoksa annem beni haşlayacaktı. Tam olarak 9.40 ve işte yine saati kaçırmadı. Sevinirken bir anda saçları rüzgarın o ılık esintisiyle geriye doğru savruldu. Yanağındaki o kabuklaşmış yara ortaya çıktı. Acaba eve geç gittiği için mi bu haldeydi.Acaba artık biri vurunca canı acıyor muydu? Gözyaşları kurumuş mudur yoksa hala ağlayabiliyor mudur? Yürürken bir anda durdu yüzünü gökyüzüne çevirdi. Derince nefes aldı. Bunu soğuk yüzünden nefesi verince çıkan dumandan anladım. Kim bilir o nefes kaç kelimeye bedeldir. Bisikletine doğru yürümeye başladı. Bu sefer köşe başından dönerken ona farklı bir şekilde seslendim." Yakında gökyüzüne bakınca üzülmek yerine gülmen için elimden geleni yapacağım." Tek sorun nasıl yapacağımı bilmiyor olmamdı. Onun hakkında tek bildiğim şey her zaman üzgün oluşuydu. Fazla durmadan bende okula doğru gittim. Okul boyunca aklımdaydı. Gökyüzüne bakarken kuş olmayı mı istiyor uzaklaşmak için yoksa gökyüzünün içinde kaybolmak yani ölmek mi istiyordu. Zil çaldığında derse girmek istemediğimi fark ettim. Okul bahçesindeki ağacın arkasına oturdum. Biraz müzik dinleyip kitap okumak zihnimi boşaltmama her zaman yardımcı olurdu. Bazen okuduğum kitaptaki karakterin yerine kendimi koyardım. Bazen onunla denizin altında hazine arardım. Bazen dağlara tırmanırdık birlikte. Ama mutlu olurduk her zaman daha doğrusu mutlu olurdu her zaman...