Bölüm 1

23 2 0
                                        

Karanlıkta elimi dudaklarıma dayamış soluğuma sessizlik katmakla cebelleşiyordum. Sessiz olmak zorundaydım, çok sessiz. Tüm geceyi peşimde dolaşarak geçiren o adama  yakalanmamakta kararlıydım.

Duvara sürtünmeden yavaşça yere çöktüm. Elimi yavaşça ağzımdan çekip sessizce derin bir nefes aldım, yoksa ciğerlerim istediği havayı almak için bana zorluk çıkarmakta kararlıydı.

Ayak seslerini dinledim, ses  yükseldikçe kalbim göğsüme daha sert darbeler indiriyordu. Kaşlarımı çattım böyle olmaması gerekiyor. Her kaçış da böyle ataklar geçiremezdim, buna alışmak zorundaydım. O zihin yiyen ruhsuzlar her seferinde bana aynı hissi yaşatmamalıydılar.

Ailemi düşündüm bu ruhsuzlardan  kaçarken  trafik kazasında ölmüşlerdi. O kazada arabada bir ben olmadığım için;  iki kardeşim, annem ve babam haricinde bir ben kalmıştım. Kimsem kalmamıştı ve bende sağ salim kalıp ecelim ile ölmeyi kafaya koymuştum.

Sokak lambasının sayesinde çimento tozlu zemine yansıyan gölgesini gördüm. Güzel günlerde gölgemin  bir yalancı olduğunu düşünürdüm eğer gölgemde güzel görünüyorsam bu tam tersi demekti.

Işığın düşüş açısını hesapladım. Uzun boyluydu, kollarının kasları ve ince beli net bir şekilde görülebiliyordu.

" Burda olduğunu biliyorum haylaz çocuk!" sesi boş duvarlanda yankılandı. Bu inşaat aşamasında terk edilen bir bina olsa da onun sesinin gücünü fark etmiştim; güçlü, tok ve dolgun bir sese sahipti.
Ayrıca o haylaz mı demişti?
Ben mi haylazdım!
Evet küçük, minyon tipli olduğumu kabul ediyordum ama  yerin altında da bir o kadardım! Ayrıca ölçülere göre bakarsak bu adamın da pek normal olduğu söylenemezdi.

Iriyarı adam boş evi umarsızca dolaştı,  benden korkmuyordu ben küçüktüm değil mi? Elimi göstermeden az ilerimde ki küçük taş parçasını parmaklarımın arasına aldım. Çabuk düşünmek zorundaydım bu ev küçüktü eninde sonunda beni bulurdu sonra beynimi kullanırdı.

Avucumda ki pürtülü taşı sıktım ben koşamazdım, belli bir zamandan sonra nefes problemim patlak verir hemen yakalanırdım gördüğüm kadarı ile o çok iyi bir koşucuydu. Bu terk edilmiş yer olmasa kesinlikle şuan yakalanmıştım.

Biraz daha uzaklasmasını bekledim. Hadi bir kaç adım daha... 
Beni duymuş gibi bir kaç adım daha ilerledi. Taşı büyük bir özen ve sertlikle onun gittiği yöne,  karanlığa fırlattım. İnce bir demire çarpıp yüksek bir ses çıkardı.
Mükemmel...

O hızla önüne attığım taşa doğru koşarken bende hızla onun tam zıttı yöne doğru sıvıştım. Çıkışa gelince üçüncü katta olduğumu hatırlayıp merdivenleri seri ama yumuşak bir şekilde parmak uçlarımda inmeye başladım. Ondan kurtulmalıydım...

Yukarıdan okkalı bir küfür yükselince elimde olmadan zafer edası ile dudaklarım yukarı kıvrıldı hızla kendimi asvalt yola atarken oda  merdevenleri atlayarak aşağıya iniyordu. Boş uzun yolda koşarsam beni dünyanın sonuna dek kovalardı. Karanlığın olmasına dua edip binanın yan tarafında ki duvarların arasına saklandım. Nefesimi olağana indirgeyip onu bekledim.

Hayır sırtına atlayıp boynunu bıçağımla kesmeyecektim. Sadece neden bu kadar ısrarcı anlamalıydım sonuçta ben küçüktüm genç zihnim hiç bir halta yaramazdı.

Adam hızla kendini sokağa attı. Önce sağa sonra sola adımladı.

"Lanet olsun!" sesi ilerdeki boş evlerin duvarlarında yankılanmıştı. Burası tam bir harabeydi  artık,  kimse buraya gelmediği için net bir şekilde güvenliydi taki  bu ruhsuz gelene dek.

Bu ne halt yemeğe buradaydı ki?
"Onu bulacağım ve küçük beynini yerinden sökeceğim!"

Sol kolunu kaldırıp uzun saçlarının arasına geçirdi. Sırt kaslarını bu karanlıkta görmek mümkündü. Onu iyice inceledim eğer bir daha görürsem tabanları daha erken yağlayacaktım.

HARABEDonde viven las historias. Descúbrelo ahora