Annemin tehtiti ve binbir ısrarı sonucunda hastaneye zorla gelmiştim. Alt tarafı gördüğüm rüyalar aptal hayallerim yüzünden geceleri uyuyamıyordum.
Yeni yapılan hastanenin rahat koltuklarında daha fazla yayıldım. Sabahtan beri doktora olan randevumu bekliyordum ama pekte şikayetçi değildim. Bu hastanede herşey hayalime göre yapılmıştı.
Gerçi bugün herşey hayalimdeki gibiydi. Annemin hazırladığı kahvaltı benden habersiz düzenledikleri odam aldıkları yeni eşyalar...
Herkesin birden oturması ve yolu açmasıyla dehşetle baktıkları yöne kafamı çevirdim. Birkaç polis grubu ağır adımlarla bu tarafa doğru geliyordu.
Elleri birbirine kelepçeli ve kollarının yüzde doksanı dövme dolu, muhtemelen benle yaşıt ya da benden bir yaş büyük olan, kahverengi gözleri ve küçük burunlu çocuğu çekiştiriyorlardı. O kesinlikle rüyamda görüp hiçbir zaman gerçekleştiremediğim kişiydi.
Benim sabahtan beri sıra beklediğim doktora iki üç polis ve dövmeli çocuk kapıyı çalmadan girince sinirle soludum. Onu bir kere görme hakkını asla kaçıramazdım ayrıca benim sıramı alması moralimi bozmuştu.
Ayağa hızla kalkıp dışarıda duran polislerin şaşkın bakışlarını aldırmadan kelepçeli çocuğun girdiği odaya daldım.
"Ondan önce benim sıram var. Beş saatten beri bekliyorum."
"Çıkmanız gerekiyor." diye kükreyen polise sinirle soludum.
"Bağırma bana." şuan dediğim şeyleri kesinlikle düşenerek söyleyemiyordum. Sadece sabahtan beri yaşadığım şokları onun üstünde atıyordum.
"Hanımefendi lütfen sorun çıkartmayın." diyen polise doğru döndüm.
"Hanımefendi senin anandır." gözüme çarpan belindeki silaha bakıp sırıttım. Tamam, belki biraz psikolojik sorunlarım olabilirdi ama kesinlikle bana bağırmaması gerekiyordu.
Silahı tek hamleyle elime alıp sırıtarak bana bakan çocuğa doğru çevirdim.
"Eğer ondan önce benimle ilgilenmezseniz hepinizi göz kırpmadan öldürürüm." doktor şaşkınca gözlerimin içine bakıp yutkundu.
Kafamı silahın mağduru çocuğa doğru çevirdim. Hâlâ sırıtarak yüzüme bakıyordu pezevenk. Çocuğa ölüm dahi işlemiyordu demekki.
"Sırıtmayı kes." diye kükrediğimde hızla Kaşlarını çattı.
Arkamı dönüp kapıyı kilitlemek için harekete geçtiğimde acıyla inleme ve silahın patlama sesiyle olduğum yerde dona kaldım. Kesinlikle ben tetiğe elimi dahi koymamıştım sadece onları korkutmayı amaçlıyordum.
Boynumda hissettiğim sıcak nefesle hızla arkama döndüm. Yerde kanlar içinde yatan iki polis ve muhtemelen korkudan bayıldığını tahmin ettiğim doktora göz gezdirip sırttarak bana bakan çocuğa döndüm.
"Se-sen ne yaptın." dişlerini sıkıp kollarını bana doğru uzattı.
"Şu siktiğim kelepçeleri açmazsan seninde onlardan farkın olmaz." korkuyla yerde yatan polislerden birinin cebini yoklamaya başladım. Elime gelen demir anahtarları alıp kelepçenin deliğine yerleştirdim.
Gülerek ellerini ovuşturdu. "Sandığım kadar cesur değilsin." gözlerimi devirip korktuğumu fark ettirmemeye çalışarak kapıya doğru yöneldim.
"Bir yere gidemezsin." kolumdaki eline bakıp yutkundum.
"Be-ben bir şey yapmadım."
"Ve hiçbir şey görmedin." diye alayla sorduğunda tepki vermeden yüzüne baktım.
YOU ARE READING
Hayaller Ülkesi
Teen FictionBüyük elleriyle yüzümü avuçlayıp burnunu burnuma sürttü. İlk tanıştığımızda dediği kelimeler zihnimde durmadan yankılanıyordu. "Burası hayaller ülkesi bize ölüm yok." Gözlerinin içine bakıp dışarıya titreyen nefesimi verdim. "Bize ölüm yoktu hani."...
