" Buraya okumadan önceki hislerinizi yazın lütfen"
Bakışlarım donuktu ıssız sokakta yürürken , onlarda gerçeği kabul etmemişlerdi fakat ne yapılırsa yapılsın gerçek her zaman gerçekti, değiştiremezdiniz. Bende kendimi buna hazırlamıştım aslında, her zaman o ölsün diye dua eder, kurtulmayı beklerdim ama kurtulmak bu kadar zor olmamalıydı. Ondan kurtulunca rahat bir hayata sahip olurum diye düşünmüştüm, fakat atladığım bir şey vardı. Benim kimsem yoktu... Bu yüzden o ölünce direk yetimhaneye beni alacaklarını hesaba katmamıştım. Üstelik 18 yaşına üç ay sonra gireceğim için orada sadece 3 ay duracak sonra ise beni özgür bırakacaklardı, reşit olduğum için. Peki nasıl başımın çaresine bakacaktım? Ne param vardı ne de başka bişey, bir ailem bile yoktu. Tabi, eğer bana bir aile sahip olmazsa. Oradaki müdürün dediği laf anında aklımın köşesinden önüme serildi;
" Zekisin sen, bunu baştan biliyorduk. O yüzden buradasın, emin ol sana hemen bir aile sahip olacaktır."
" Ama sadece burada üç ay kalacağım"
" Kendini fazla hafife alıyorsun, Pınar. Kendini keşfettiğin an emin ol herkes senden korkmaya başlayacak"
İşte, bunlar aklıma gelince yine gerildim. Evet, zeki kızdım. Çalışmadığım halde aldığım notlar yüksekti, çünkü çoğu şey aklımda kalır unutmazdım. Kahküllerim, anlımı kaşındırınca nerede olduğumu hatırladım, Mezarlık...
Mezarlığın girişi beni bu sefer ürkütsede pek umrumda olduğu söylenemezdi, kafamda daha derin düşünceler vardı. Mesala bazen diyordum ki keşke bir akrabam olsaydı, beni dövdüğü zaman ona sığınırdım yada şimdi yetiştirme yurdunda değil de en azından huzurlu bir yuvada olurdum, bunları düşündükçe acaba çok mu şey istiyorum diye sordum kendime. Hayır... Ben sadece hak ettiğimi istiyordum, olay buydu. Küçükken babam beni pek sevmezdi, gerçi ölmeden öncede pek sevmiyordu ya orası ayrı, yediğim dayakların haddi hesabı yoktu, yinede babamdı işte ne olursa olsun diyordum . Ağaçların hışıltısı kulağıma geliyordu ben bu canımı yakan düşüncelere dalmışken,yürürken önceden yağmur yağdığı için toprak nemliydi ve ayağım yere batıyor çamur ayakkabılarıma geliyordu , tıpkı benim hayatım gibi. Artık çıkan sesler beni iyice ürkütmeye başlayınca adımlarımı hızlandırdım. İlginç ama babamın mezarının başında birini gördüm fakat hiç tanıdık değildi, zaten onun arkadaşlarını hiç tanımazdım çünkü onu tanıyanlar hep kötü tipli insanlar olurdu. Öldüğü zaman bile mezarının başında sadece ben vardım, kötü tipli insanlar o ölünce onu bir çöp gibi fırlatmış mezarına gelmeye bile gerek duymamışlardı. Bu kadardı işte, beni onlar için dövdüğü insanlar bile mezarına gelmemişti. Ben bu düşüncelere dalmışken, arkadan adamı inceledim. Mezarın başındaki adam arkadan gerçekten ürkütücü görünüyordu ya da mezarlığın dezavantajıydı bu . Ben ona bakarken elini mezar taşına koydu , mezar taşı soğuk olacak ki yüzünü ekşitmiş sonra ise yüzü eski haline dönmüştü. Yavaşça yanına yaklaştım ve " Babamın, mezar taşı hep soğuk olur, tıpkı kendisi gibi değil mi? Ama seni tanımıyorum, sanırım babamın o mükemmel iyi(!) arkadaşlarından birisi olmalısın " dedim imayla. Duymamış gibiydi ya da beni umursamıyordu, tekrar söylemeye hiç niyetim yoktu elbette ki. Benden rahatsız olmuşcasına ayağa kalkınca " Sorumun cevabını vermeyecek misin garip adam? " diye söylendim kendi kendime.
Serin havadan derin bir nefes alıp sorumu cevapladı. " Eğer bir mezar taşı soğuksa ölüden korkmalısın, fakat elin bir mezar taşından soğuksa kendinden korkmalısın " dedi. Sonra şunu ekledi " Matilda adında bir oyuncu kız vardı ona benziyorsun."
Bunu söylerken gözlerimin içine iğrenircesine bakmış sonra beni mezarlıkta tek bırakmıştı. Evet matilda denilen o oyuncu kıza benziyordum. Saçlarım kısa ve kahküllüydüm. Hayatım ise ona benziyordu ama bu çocuk bunu bilemezdi öyle değil mi? Onun dediğini düşünmek için kendime biraz zaman tanımış ve o uzaklaşırken "Adım, Pınar" diye sessizce fısıldamıştım. Yine duymamış gibi hızlıca uzaklaştı mezarlıktan o sırada , korktuğum gibi beni babamla baş başa bıraktı. Bu sefer benim ellerim aldı mezar taşını ve elimin mezar taşından soğuk olduğunu fark ettim. İşte, o an kendimden korkmuştum gerçekten. Hislerimden ve hissedeceklerimden. Buna rağmen susmadım ve sessizce fısıldadım babama, sanki duyarmış gibi " Canım acıyor baba, biliyorum ki duymazsın beni. Normal hayatta da duymadın ki hiç, fazla birşey beklemiyorum senden ." demiştim ama ellerim çoktan toprağa gömülmüştü, ruhumu zaten çoktan gömmüştüm ben.
Mezar taşına dalarken o lanetli gün geldi aklıma, annem beni 6 yaşındayken terk etmişti, o günü hatırlarken titreme aldı bedenimi . Bir bahar akşamı okuldan gelmiştim, kapıyı açmadan önce çantamı yere koyup, içinden öğretmenimin imzaladığı defteri çıkarıyordum hızlıca. Annem pek umursamasa da belki beni sever diye gösteriyordum işte, benim umudum patlak bir ampul gibiydi o sıralar. Atılmayı bekliyordu ama yinede bir umut yanar diye tavandaydı, kapıyı açar açmaz annemlerin yatak odasına gittim. Kimse yoktu ama belki bir umut oradadır diye" Anne neredesin?" diye bağırdım fakat çıkan tek ses ayakkabılarımın tok sesiydi, işte o an anlamıştım gittiğini fakat neden bizden gittiğini hiç anlayamamıştım. Hiç unutmuyorum, defter elimden kaymış beraberinde gözyaşlarımı getirmişti, yanağımdan kayıp defterin imzalı yerine düşmüştü gözyaşlarım . Artık ne gösterecek bir imzam vardı, ne de bir annem. Tabi o sıralar, babam ona çok benzediğim için, onun gidiş biletini benden kesmişti. Onun cezasını ben çekmiş, günlerce aç kalmıştım. Beni yedirmeyi aklına sonradan getirmiş olacak ki, komşunun getirdiği ekmekten bir parça vermişti, yinede dayakları ölene kadar bitmemişti. Komşumuz vardı, yan dairede aynı zamanda annemin eski arkadaşıydı fakat annem gibi oda çok acımasızdı. Hep gelmezdi, geldiği zaman duyarsa o kurtarıyordu beni, duymazsa kimse gelmiyor o yerde uyuyakalıyordum. Bazen geliyor babamın elinden tutup odaya götürüyordu ben yerde kanlar içinde yatarken, tabi ozamanlar bunun ne demek olduğunu bilmeyecek kadar saftım.
Zamanla insan herşeye alışıyordu, bir süre sonra dayağa da alıştım ben, o kadının gidip gelmelerine de, sonra Allah biliyor ya hiç acımadı canım alışmışlığın getirdiği hisle. İçimde alevleri büyüttüm ve kafamda bana kötü davrananları idam ettim . Bu düşünceler aklıma nerden gelmişti bilmiyorum ama kafamı sallayarak bu düşünceleri def ettim kafamdan , yağmur yine yağıyordu sağanak sağanak. Mezarlığın çıkışına yöneldim, kalktım o leş adamın yanından. Böyle desem de yine o mezarlığa uğrayacağımı biliyordum, gidecek başka yerim yoktu çünkü. Mezarlıktan çıktığım an, tam o sırada yanımda mezarlıktaki o garip adam geçti koşarak, bende ne olduğunu anlamadan bir an kendimi onun peşinde buldum. Tepemizde yağmur önümde o adam koşuyorduk, aslında o beni umursamıyor ben ise ona yetişmeye çalışıyordum, birden durunca bende durmak zorunda kaldım. Durduğumuz yere gökkuşağı yansımıştı ve hemen onun yanına yattı. Bu garip gecede kendime düşünmeye zaman bile tanımadım, bende uzandım. Düşünseydim yapamazdım biliyordum, korkak bir yapıya sahiptim. İçime kapanmış, herkesten kaçmıştım. Fark ettim ki hiç konuşmuyordu acaba dilsiz mi diye düşünmeden edemedim, ama içimde zerre acıma yoktu. Sonra aklıma aslında benimle konuştuğu gelince içimden kendime gerizekalı diye söylendim. Ben bunları düşünürken o yüzüme baktı, aynı yaşta olmalıydık ya da benden bir yaş büyüktü. Bunu bende onun yüzüne baktığımda fark ediyordum, saçları üç numaraya yeni kesilmiş gibiydi. Yavaşça ayağa kalktı, gidecek sanırken elini bana uzattı. O da ben de ne yaptığımızın farkında değildik. Dedim ya düşünmüyorduk, ikimizde canı yanıyordu muhtemelen ve bu acı bizi kavuruyor ordan oraya sürüklüyordu umarsızca . Ya da o içkiliydi ve kafası güzeldi, gerçi içki kokusu hiç almıyordum ya orası ayrı. Elini tutup ayağa kaldırınca birden ayağım yerden kesildi, işte o an beni döndürdüğünü anladım, sokağı şen kahkahalarımız dolduruyordu. Hiç tanımadığım bir adamla sokağın ortasında gülüyor ilk defa kendi varlığımı hissediyordum. Belkide düşünseydim bunlar olmazdı demekten alıkoyamıyorum kendimi.
Tabi her mutlu son gibi bununda bitiş tarihi vardı , bir an durdu ve yüzüme baktı yanağıma sade bir öpücük kondurdu. Sonra, sonra ne yaptı mı? Arkasına bakmadan koştu gitti . Ona yetişmeye çalışmak istedim ama gücümün tükendiğini farkındaydım o yüzden yere çöktüm biraz daha dinlenmek istercesine. Nefes nefese kalmıştım. Az önce sokağı şen kahkahalarımız doldururken, şimdi ıssız bir orman gibiydi. O an anlamalıydım deli biri olduğunu fakat ben orda oturup bu olanları düşünüyordum, yüzümde saf bir gülümseme eşliğinde.
YOU ARE READING
Aysar
Teen FictionBabam öleli uzun zaman olmadı, önce mezar başında gördüm onu sonra mı? Sonrası benim yok oluş hikayem.....
