Siyahla beyaz çarpıştı ansızın bir gece.
Gölgeleri eridi aynı o gece.
Kül oldular birbirlerinde.
Siyah gebe kaldı ışıltılı yıldızlardan birine.
Yıldız doğdu, gri oldu.
Yıldız, gözlerinin harelerine ulaşmış bir zevkle gülümsedi.
Kendi gibi iki parılt...
Oops! Questa immagine non segue le nostre linee guida sui contenuti. Per continuare la pubblicazione, provare a rimuoverlo o caricare un altro.
Ruhunun paslanmış hücrelerine kadar parçalanmış, üzerinde günlerdir uyumamanın mı yoksa yaşadıklarının ona, küçük hantal bedenine yapışıp kalmış ağırlığından mıdır bilinmez yalpalayarak yürüyen genç kız en sonunda dayanamayıp duvara tutundu.
Midesine günlerdir hiçbir şey girmemişti. Ayakta kalabilmek için sürekli içtiği, boğaz yakan acı kahveler dışında doğru düzgün su tükettiğini bile hatırlamıyordu. Bundan dolayı ara sıra gözü kararıyor, başı dönmeye başlıyordu. Hastanenin o hijyen kokan havası ve sinir bozucu beyazlığı kıza el sallarken, bu renkten nefret etmeye başladığı için kendini suçlu hissetmekten de geri duramıyordu. Ama elinde değildi, beyazın verdiği söz konusu rahatlık onun için geçerli sayılmazdı. Bu renk artık iyiliği temsil etmiyordu onun için.
Beyaz, ustalıkla döşenmiş bir banyo.
Beyaz, etek kısmına doğru genişleyen bir elbise.
Beyaz bir küvetin içindeki suyun beyaz hareleri.
Hayır, hayır o beyaz değildi. Onun desenleri vardı, kırmızıydı.
Üstüne uğursuz bir kan kırmızısı bulaşmış olan beyaz, köpüklü bir su. İşte, tam olarak bu.
Beyaz bir ten, belli kısımlarından sızan yine o uğursuz kırmızı rengin, sıvı akıntısı dışında.
Nefes almak istiyordu genç kız. Fakat bunun mümkün olamayacağını biliyordu en derininde. O bir yıldızdı, parıltısı son nefesini yüzüne üflemişken nasıl olurdu da boğazından bir hava akımının geçmesine izin verebilirdi? Yapamazdı, ihanet sayılırdı bu onun alfabesinde.
Hastanenin herhangi bir odasında ve herhangi bir yatağında cansız bir bedenin, canından bir parça olan parıltısının soluk borusundan nefes denen bir illetin geçmediğini biliyordu. Bir gazdı alt tarafı, o olmadan neden iri iri açılan güzel yeşil gözleriyle gülümseyemiyordu içi yaşam dolu olan o kız? Kimsenin inanmak istemediği gerçek, lanet bir şafakta bir kaybı, bir cesedi saran kollarındaydı genç kızın. Kabullenmek istemiyordu ama biliyordu, ellerinde izi geçmeyen bir ruhun gidişini taşıyordu.
Ruhundan kan sızan bir cesetti güzel yeşil gözlerin sahibi.
Beyaz, en sevdiği renkti o cesedin.
Üstüne kan kırmızı yayılmış olsa bile.
Adımlarını içinde bulunduğu boğuk ortamdan çıkmak için alternatif bir yol olan ama hastane görevlileri dışında kullanılmasının yasak olduğunu bildiği o yer yer paslanmış ve her bir hareketinde kulakları tırmalayan çelik kapıya yönlendirdi. Canındaki yangını durdurmanın bir yolu yoktu. O alevler küllerinden tekrar doğamayacak bir kuşu yok etmişti çoktan. Ancak son bir umutla ayağa kalkacak, külleri göğüs kafesini parçalarken arkadaşının alamadığı her bir nefes için soluyacaktı.