DÜNYA HAYATI

12.6K 436 152
                                        

Sabahın ilk sıcaklıkları ile gözlerimi araladım. Bugün farklı bir gün olacaktı. İnsanlar, insan gibi davranan doğa üstü canlılar, hayvanlar, bitkiler, insanlar demiş miydim? Sanırım beni en çok korkutan tarafı bu.

Dünya'da yeni yaşamım başlayacaktı. Neden taşınıyorduk? anlamamıştım. Ateş Dünyasını seviyordum. Daha önce insanlar ile birlikte yaşamıştık, sadece birkaç dünya yılı... Babam insanlar ile içli dışlıydı, Dünya'da büyük işleri vardı ve tanınıyordu. Ben ise resmen bi yabani. Çok fazla dışarı çıkmadığımdan veya ateş dünyası dışında başka yerleri keşfetmediğimden olsa gerek, insan görünce yakmamak için kaçan biriydim. Giydikleri şeyler elimle dokununca yanıyordu. Kaç defa yakarak insan öldürdüm saymadım bile, her hatırladığımda midem bulanıyor ve vicdan azabı çekiyorum...

Yattığım yerden kalktım ve koyu kırmızı saçlarımı tarayarak şekil vermeye çalıştım. Benim türümün saçları, doğduğunda sarı olur. Gücünü kazanıp güçlendikçe kızıla döner. Saçlar, bizim için belirleyici olmasa da bir tür güç göstergesi sayılabilirdi. Açık renk daha pasif ve güçsüz olanların sahip olduğu bir renkken koyu tonlar daha savaşçı atalardan gelmiş olanlara aitti.

"Kıvılcım," babamın yumuşak ses tonunu duyduğumda panikleyip hızlandım.

"Giyiniyorum!" şimdiye hazır olmam lazımdı, ama düşüncelerimden kurtulamıyordum! Hızla pijamalarımı çıkardım ve altıma insanların kumaşından yapılan pantolondan geçirdim. Umarım yakmam... Üzerimi giyindikten sonra son kontrollerimi yaptım ve çıktım.

"Hazırım sanırım."

"Umarım kıyafetlerini kazara yakmazsın."

"Of! İlk defa giyiyorum zaten, beni endişelendirme baba!" güldü.

"Bu senin." cebinden gümüş bir kutu çıkardı. Kutudan saçlarımın rengi ile uyumlu güzel bir kolye çıkardı, ellerime tutuşturdu ve boynumu işaret etti. "Taksan iyi olur."

"Bu ne ki?"

"Bunu takınca güçlerin törpülenecek ve bir insan gibi olacaksın, kazara insanları öldürmek gibi kontrol dışı hareketler yapamazsın."

"Neden buna ihtiyacım olsun?" tabii ki kimseye zararım dokunsun istemem, tam da bu yüzden sadece evde oturup bir şeyler okuyarak yılları geçirmeyi planlıyordum.

"Dünya'da okula başlayacaksın." ne? Ateş okulum ne olacak? Ve en önemlisi, ben insanlarla nasıl yaşarım? Ben!

"Ateş okulunu tamamlamak üzeresin zaten. Öğrettikleri gereksiz şeylerin hepsini ben sana sen küçükken öğretmiştim bile..."

"İyi ama bir şey olursa senden bileceğim. Bu kararı alan ben değilim ne de olsa." dedim ve sırt çantamı taktım.

"Nasıl uçacaksın o çanta ile?"

"Işınlanmayacak mıyız?"

"Hayır. Artık öyle şeyler yok." Sanki insanlar her gün uçuyor da ışınlanmaya absürd bir şeymiş gibi bakıyor. Babam da ben de çok şey öğreneceğiz.

______

Ateşten kanatlarımı uzun uğraşlar sonucu yok ettim.

"Baba ben kaç yaşındayım? Yani dünya zamanına göre." Ateş bölgesinde yaş tutmaz, güce ve zekaya göre büyük küçük ayrımı yapardık. Bizde kendini ne kadar geliştirirsen o kadar üstünsün demektir. Bu dünya, yani insanlar bizden biraz daha farklı. Ne kadar aptal olsan da büyüksün diye senin için inanılmaz şeyler yapılabiliyor veya sonsuz saygı ve sevgi alabiliyorsun. Bizde her şey için çalışmak çok önemli, ama insanlar bazen bunu bile yapmayıp illegal yollara başvurabiliyor.

"Gittiğimiz yerde yetişkin olma yaşı 18, seni 17 yapalım, en azından lise hayatını görür arkadaş edinirsin. Oradaki kuralları tamamen öğrenmen de 1 yılını alır. 18 olduğun zaman kendinden sorumlu bir yetişkin olacaksın."

"Peki, gittiğimiz bölgede kış mevsimi var mı? ne yapacağız?" bizim için kış zararlıydı, özellikle pasif olanlar için. Benim gibi güçlü türler ise ters tepki verip o bölgede asırlar boyu kış yaşanmamasını sağlayabilirdik. Ama bu hem dünya hem de bizim için her şekilde çok zararlı. Hem de çok.

"Var. Bir süre için geri döneriz." dedi babam umursamazca.

"İyi."

"Benim iş arkadaşlarımın yanına gitmem gerek." yüzüğünü taktı ve bir arabaya binerek gitti. Bende babaannemin evine geçecektim. Onu uzun zamandır görmüyordum. Babaannem büyük bir büyü gücüne sahip bir ateş kontrolcüsüydü, herkes onu tanırdı.

Kendimi onun enerjisinin olduğu yere yolladım. Evinin önündeydim. Çok büyük bir evdi, küçükken gelmiştim. Dışı normaldi ama içi tamamen taşlardan oluşuyordu. Renkli ve güzel enerjileri olan taşlardan. Evin ısısı ise bir insanı anında öldürüp kanını kaynatacak, yakacak kadar yüksek olduğundan asla eve insan alamıyordu.

Kapıyı çaldım. Geleceğimden haberi var mı bilmiyordum. Kapı kendi kendine açıldı. Kafamı içeri uzatarak baktım. Kim açtı bu kapıyı?

"Pardon?" sıçrayarak arkama döndüm.

"Babaanne?" korkutmuştu.

"Kıvılcım!" sarıldık. Boyu çok uzundu, hayatımda gördüğüm en uzun babaanne.

"Gel içeri!" dedi sevecen tavırla. Evet, burası hiç değişmemişti.

Hadi bakalım. Benim için dünya hayatı şimdi başlıyordu.

ATEŞ'İN KIZI/ ZITStories to obsess over. Discover now