Mey1

23 2 0
                                        

Meyus.
Acı.
Keder.
Hüzün.

Sanırım bu kelime tamamen beni yansıtıyor. Aslında beni ve hayatımı. Saçma hayatımdaki düzensiz düzenimi toparlamaya çalıştıkça daha da batırıyor gibiyim. Nefes aldıkça boğuluyor, yardım istedikçe daha kötüye gidiyorum.

Laptopu kucağımdan yatağa koyup etrafta kısaca bir göz gezdirdim. Neredeyse bütün hayatımı tek bir odada geçirmenin verdiği acı kalbime saplanıyodu her defasında. Ve yine her defasında olduğu gibi odanın kapısını açmak üzere kulpa uzandım birkaç kere açmayı denedim. Ama her zamanki gibi bir fayda yoktu. 19 yaşındaydım ve hayatımın sadece çocukluk yıllarını dışarda geçirmiştim. Kendimi bildim bileli bu odada mahsurdum. Ama artık herşeyin farkındaydım. Birisi hatta belki birkaç kişi beni burada zorla tutuyordu ve ben hiçbişey yapamıyordum.

Beni zorla alıkoyduklarını farkettiğimde 12 yaşındaydım. 12 yaşına kadar kendini bana annemiş gibi gösteren Arzu ve babammış gibi davranan Çetinle beraberdim. Bana herhangi bir kötülükleri dokunmamıştı. Herhangi bir zarar da vermemişlerdi. Ama dışarı çıkmama ve telefon kullanmama izin yoktu. Laptopta herşey kısıtlanmıştı ve ben sadece film izleyebiliyordum. Hayat benim için bu oda ve pencereden gördüğüm bahçeden ibaretti. Liseye gitmem gerekiyordu. Okula göndermek yerine hoca tutmuşlardı. Odadan onlar kilidi açtığı sürece çıkabiliyordum. Gerçek ailem kim bilmiyorum. Ama bunlar olmadığı kesindi. Ve ben bu boktan durumdan artık çok sıkılmıştım.


Adım gerçekten Derin mi onu bile bilmiyorum. Bu odaya beni kilitlediklerinde kaç kere dağıttım her tarafı kaç kere kendime zarar verdim inanın bilmiyorum. Ama artık bişeyler yapmam gerekiyor. Bir plan kurup burdan defolup gitmek istiyorum. Ne oldukları belli olmayan insanlarla burada daha fazla durmak bana acıdan başka bişey katmıyor. Verdikleri yemekleri yemiyor ve daha da güçsüzleşiyorum. Kendimi tam anlamıyla toparlamalıydım ilk önce. Sonra da şu bahçedeki korumaları nasıl aşacağımı düşünmem lazım.

"Derinciğim aşağıya gelir misin tatlım?"

Arzunun yüzünde büyük bir memnuniyetsizlikle baktım. Bana tatlım ya da Derinciğim demesinden nefret ediyodum.

"Benimle canımlı cicimli konuşma. Gelmiyorum."

"Derin babanı sinirlendirmek istemezsin değil mi?"

"Çokta umrumda. Ayrıca ne o benim babam ne de sen benim annemsin. Kaçıp kurtulucam burdan ve o zaman siz bu bok çukurunda tek başınıza kalıcaksınız."

Ne sanıyodunuz? Benimle insan gibi konuşacaklarını mı? Bana kötülükleri yok dediysem yanlış anlamayın. Fiziksel olarak yok yani dövmüyolar ama daha beterini yapıyolar.

Ben böyle onların damarına basınca zorla alıp karanlık bir odaya kitliyolar. 2 veya 3 gün orada kalıyorum. Bu benim için çok büyük bir sorun çünkü karanlık fobim var. Nefes darlığı çekiyorum.

Yine hiç şaşmadı. Korumalar odaya girip beni sürüklemeye başladılar.

"Eğer dediğimi yapsaydın Derin seni o odaya kilitlemek zorunda kalmazdım. Bidahakine umarım dinlersin beni."

"Çok beklersiniz siz daha. Benim yokluğuma kendinizi alıştırın bence siz."

Son cümlemi bitirir bitirmez kendimi koca bir karanlıkta buldum. Yine ve yine düşüncelerim, duygularım, ruhum ve bedenim koca bir karanlığa gömüldük.

MEYUSDonde viven las historias. Descúbrelo ahora