Haziran .
Ah , geliyor işte .. Yeni gelin adayı , babamla değilde parayla evlenmek isteyen bilmem kaçıncı cici anne olmaya hazırlananlardan biri .. Şapkasını evde unutmuş hanımefendi . Madmazel olacak ya kendi dünyasında . Sırf bu yüzden az kalsın uçağı kaçırıyorduk . Topuklularının sesi gerçekten sinirlerimi bozuyordu . Keşke sinirlerimi bozan şey sadece bu olsa .. Sinirlenince ağlayan tiplerdenim . Ama kendime söz vermiştim , sulu gözlülük yapmayacaktım . Ama nafile tabii ki . Verilmiş boş sözlerden biriydi buda . Zaten verdiyimiz tüm sözleri en önemlisi de kendimize verdiyimiz tüm sözleri tutsaydık şimdiye plütoyu bile feth ederdik biz insanoğlu .. Kulaklıklarımı taktım , uçak artık kalkıyordu . Muzikler bir birinin ardindan giderken hayatımda gözümün önünden geçiyordu . Olanlar ve olacağını tahmin ettiğim şeyler .. Birkaç saat sonra uçak inişe geçti . Bavullarımızıda alıp hava limanından çıktık . Şöförümüz Asım dayı bizi bekliyordu .. Ne kadar yaşlanmıştı . Yıllarca babamın sadık şöförü olmuştu ama artık emeklilik vakti gelmişti . Valizleri aldı ve srabanın anahtarını babama verdi , kendiside taksiye atlayıp gitti . Kokoşlukta yine sınır tanımayan yakın gelecekte cici annem olacak olan Gizem arabanın arka koltuğuna oturdu madonna misali .. Tabi biz zenginler arka koltuğun sağ köşesinde oturur , Araba durduğunda da şöförün kapımızı açmasını bekleriz .. Ne kadar asil bir beklenti .. Tavuğa yem verip yumurta beklemek bile daha anlamli ve kayda deyer beklentiydi benim için .. Blah , Blah .. Monoton zengin hayatı , kilişeleri ve artık ansiklopedi haline salınabilecek kadar bayatlaşmış yazılmayan kanunları ..
Babam kullanıyordu arabayı. Valizlerden sonra sonuncu zorla götürülen eşya misali bende arabaya bindiğime göre artık yola düşe ve esaretimi başlata bilirdik .. Biraz başa döner ve neden şu an su lanet koltukta otururken kendi evime değilde başkasının , hayatımda hiç tanımadığım , görmediğim birinin evine gittiğimi ve hangi sebeple aylarca orda kalmak zorunda olduğumu açıklayayım . Aslında bir cümleyle ifade etmek zorunda kalırsam oda ' Babamın yeni karı adayıyla evlenmek ve baş-başa bir bal ayı geçirmek istemesi ' olurdu .. Şanslıyım ki düğüne davet olunmadım .. Babam ilk ve son kez sorduğunda gözlerinin tam içine baktım .. Gözlerimde yankılanan , haykırtısını sağırın bile duyacağı , duyanınsa kulaklarını sağır yapacağı sessiz ve acı verici çığlığımı duymuş olmalıydı .. Zaten duymaması mümkün değildi. Göz yaşlarım evet şu lanet olası gözyaşlarım ne kadar canımın yandığını ele vermişti .. Bu yüzden pek fazla üstünde durmadı .. Ve ben hayatımda ilk defa evet ilk defa ağzımı dahi açmadan , 'hayır' kelimesini kullanmadan birine redd cevabı vermiştim .. Sadece bakarak .. Büyük bir hayal kırıklığıyla bakarak ..
Annemi kaybedeli ondokuz yıl olmuştu .. Evet ondokuz .. Daha 1 yaşımdayken .. Daha hayata 2-ci adımımı atmaya , 2 yaşıma yalnız girmeye hazır değilken annem beni bırakmıştı .. Şu zalim hayatın ve babamın akışına bırakmıştı .. Halbuki ben daha o yaştayken ne savaşmayı ne de direnmeği biliyordum .. Evimizin halısında dahi yürümeyi beceremeyecek kadar küçük olan beni annem zor ve işkence dolu dunyada yalnız yürümek için itmişti .. Bana göre bu hayatta birini ezmek , mahv etmek ve en önemlisi itmek istiyorsanız yalnız birakmalısınız . Gözlerinizi kaçırıp , ellerini bırakıp giderseniz , zaten onu büyük bir güçle itmiş olacaksınız .. İşte annemin istemsiz ve bilinçsizce bana yaptığı şey buydu ..
Ama babam ? Babamsa bunu bilinçli şekilde yapıyordu .. Yaptığı evlilik hazırlıkları bunun en büyük ispatıydı .. Yüzde doksan düğüne gelmediğime ikiside seviniyordu .. Babam belli etmiyordu pek ama Gizem .. Yüzündeki saçma gülümseme her seferinde uzunca süren dedikoduları gibi anlamsızdı ve kendini ele veriyordu .. Haklılardı belki de .. Kim düğününde gün boyunca somurtacak , fotoğraflarda yalancı gülümseme dahi atmayavak ve bu muthiş günü ve anlarını mahv edecek birini isterdi ki ? ..
Yaşadığım durum karşısında iki seçeneğim vardı sanırım .. Ya artık yirmi yaşında bir kız olduğum ve yatılı okula gönderilemediğim daha doğrusu gönderemedikleri için yaşımın üstüne yaş getiren ve beni artık reşit yapan o aci , yalnızlık ve dışlanmışlık dolu heçen o yıllara teşekkür etmeli , yada annesi öldükten sonra kızının yalnızlığını anlayıp onun yanında olmayı asla başaramayan , ama kendi yalnızlığını kokoş bi kadınla evlenerek kolay bir şekilde gidermeyi başarıp yalnızlığımı bin kat arttırıp beni kendi kaybolmuşluğuma , burkulmuşluğuma ve zifiri karanlığıma attığı için nefret etmeliydim .. Zaten en başından seçim yapmayı becerebilseydim doğmayı seçmezdim .. Ben yinede ilk şıkkı seçip geçen yıllara teşekkür ettim .. Ama ikinci şıkta fazla düşündüysen , zaten kalbinin derinliğinde onu seçmişsindir derdi büyükbabam .. Artık neredeyse varmıştık İstanbula .. Evlenme kararı aldıklarını açıklamak için beni Yunanistana , en çok orada rahatladığım bağ evimize götürmeleri akillicaydi .. Çunki orada , çocukken hep oynadığım bahçemizde yürürken ve ağaç evime çıkıp otururken düşünmeyi birakıp herşeyi unutuyordum neredeyse .. Evet .. Yol boyu bunları düşünürken zaman nasıl geçti anlamadım . Artık tanımadığım , ismini bile babamdan duyduğum , babamın tatil arefesinde beni emanet ede bileceği tek kişi olan o bay mükemmelin evinin daha doğrusu yaşadığı apartmanın önünde durmuştuk .. Diğer zenginlerden farkı villada değilde apartmanda yaşamasıydı . Zaten şu an düşüneceğim en son şeyde buydu herhalde ...
STAI LEGGENDO
Bağımsız Esinti #Wattys2017
Narrativa generaleHaziran daha çocukken annesini kaybetmiş ve yalnızlığıyla tek başına mücadele etmek zorunda kalmıştır .. Babasının evlenme isteği üzerine Haziran kendi deyimiyle sürgüne henüz hiç tanimadığı , görmediği birinin evine gönderiliyor .. Bakışları donmuş...
