Meyhane de loş bir hava vardı. Müşteriler çoktan evlerine gitmiş saat 02:30 sularıydı.Garsonlar masaları topluyorlardı.Sinan yine köşedeki masada sızmıştı.Etrafı rakı şişeleriyle dolmuştu, yine...
Garsonlar artık iyce yorulmuştu kimseye tahammülleri kalmamıştı.
Uzun boylu düz saçlı mavi gözlü şık giyimli alımlı bir garson Sinan'a seslendi.
-Sinan bey kalkın kapatıyoruz
Sinan deli gibi içmiş ve çok yorgundu bunun için hiçbir suçluluk duymuyordu geçmişi çok ağır hesaplaşmalara şahit olmuştu.İçme sebebini de buna bağlayarak bir nebze olsun ferahlatıyordu vijdanını.
Başı çatlıyordu ve çok sarhoştu.
Bu şekilde otele gitmesi pek mümkün görünmüyordu ama garsonlar Sinan'ı dışarı atmaya kararlıydı.
Böyle müşteriler az bulunuyordu ama Sinan paralı ve sarhoş bir müşteriydi.
Sinan'nın koltuğunun altına giren garson sinan'ı dışarıya attı ve Sinan'ın yorgun bedeni yere yığılıp kalmıştı.
-Pis sarhoş git artık kapatıyoruz diyorum sana.
Sinan artık eskisi gibi saygı duyulan bir insan değildi.
Onu bu hale gelmeden önce tanıyan insanlar çoktu Ama artık o sarhoş bir serseriden başka biri değildi.
Garsonun Sinan'ı azarlaması Sinan'ın gururunu kıracak bir hareket değil di.
Öyle sarhoştu ki bırak garsonu dinlemeyi adım atacak hali bile yoktu.
sabah olup uyandığında kendini bi karakolun nezarethanesinde bulmuştu.
Karşısında uzun boylu esmer bir polis memuru vardı.
-Komiserim bizim sarhoş uyandı.
+Kapıyı açın getirin bakalım.
Kapı hafif bir gıcırtıyla açıldı.
Sinan Komiserin karşısına çıkarıldı,
şaşkın şaşkın etrafına bakıyor olup bitenleri anlamaya çalışıyordu.
Ne olmuştu?
Neden buradaydı?
Aslında alışkındı Sinan karakollarda sabahlamaya ama bu sefer bu lanet yere niçin getirildiğini hiç bilmiyordu.
Merakla sordu komiserine;
-Bu sefer neden getirdiniz beni yine ne yaptım?
Komiser oldukça sinirliydi kalın ses tonuyla oturduğu yerden konuştu.
+Daha ne yapacaksın pis sarhoş bekar bir kadının odasına zorla girmeye çalışmışsın.
Sinan gerçekten hiçbir şey hatırlamıyordu...
Beyaza karışan dağınık saçlarıyla perişan bir halde görünüyordu.
Komiserin ona söyledikleri artık çok ağırına gidiyordu.Hoş aynı şeyleri garson da söylemişti ama onları doğru düzgün duymamıştı bile çünkü çok sarhoştu ama komiserin dedikleri bire bir geliyordu kulağına.
Sinan çok sonra anlamıştı hatasını otelde odaları karıştırmış ve bekar bir kadının odasında girmeye çalışmıştı aslın da otelin yolunu bulması bile bir mucizeydi
Bu duruma çok şaşırmıştı ki o an taksici tarafından soyulduğunu anladı.
Üstelik bütün bunlar yetmezmiş gibi birde bu çıkmıştı.
Odasına girmeye çalıştığı kadın çok seçkin bir zümredendi ve tanınıyordu.
İsterse Sinan'ı ömür boyu içerde tutabilirdi.
Komiser Sinan'ı öğlene kadar bekletdikten sonra kadının ve Sinan'ın ifadesini alıp kadının da rızasıyla Sinan'ı bıraktı.
Sinan dışarı çıktı ve hemen iş aramaya başladı çünkü son parasını taksici ye kaptırmıştı ve beş parasız kalmıştı.
Kara kara düşüyordu.
Ellerini cebine attı ve hafif atıştıran yağmura aldırmadan çaresiz,yorgun,yıpranmış bir şekilde yürüyordu.
Hayatının en zor en zor dönemiydi ama bu hayatı hakeden bir adamdı.
Sinan:Uzun boylu sarışın dı ama artık sarı saçları iyce beyaza karışmıştı.
Üzerinde yırtık bir pantolon,mavimsi bir gömlek ve yırtık botlar vardı.
Sinan artık yolun sonuna geldiğine inanıyordu.
Geçmişi geçmeyecek acılarla dolmuştu.
Hayatı batan geminin malları gibi yağmalanmıştı.
Haykırïşları,bağırışları boşaydı.
Sinan ıslak kaldırımlar da yürüyen hayatın en dibine batmış bir durumdaydı.
Bir ara sokağa girdi ve hiç görmediği bir manzarayla karşılaştı.
karşısında yan kesiciler yaşlı bir adamı sıkıştırmış ve para istiyorlardı.Adam oldukça yaşlı ve yüzü kırış kırış dı.Sinan geçmişinin getirdiği ağır bir yükle o adama nedensizce yardım etmek istedi."Burakın o adamı" diye bağırdı.Yaşlı adamı burakan yankesiciler Sinan'a yöneldi.Sinan yerde duran demir boruyu alarak adamlara doğru sallamaya başladı.Sinan askerliğini komando olarak yapmıştı ve orduda çok sevilen bir askerdi.Hatta bir kaç kere generallerle toplantıya bile katılmıştı ama Sinan'ın içki alışkanlığı orduda da peşini bırakmamıştı.Geceleri kolanya içiyor yarı sarhoş uyanıyor du.Komutanlari bi kaç kere görmezlikten geldi ama artık kimsenin tahammülü kalmamıştı.Bu kötü alışkanlıklar Sinan'ın ordudan atılmasına sebep olmuştu.İşte Sinan'ın elindeki demir boruyu öyle ustaca sallaması da buradan geliyordu.Ama adamlar 3 kişiydi ve Sinan beline ağır bir darbe aldı ama yıkılmadı.Yüzüne gelen yumruğu ustaca savurdu bunun üzerine diğer iki adam cebinden çıkardığı bıçağı Sinan a saklamaya başladı.Sekiz yıl süren eğitim Sinan'a kazandırdığı beceri ve cesaret ordudan sonra ilk kez işine yarıyordu.Bıçağı ustaca aldı ve adamın kalbine sapladı.Biri kan kaybından diğeri kalbine gelen bıçak darbesinden ölmüştü artık diğerinin gitmesine izin veremezdi.Kaçmaya çalışan adama elindeki bıçağı fırlattı ve onu da yere indirdi yaşlı adam çoktan kaçmıştı ama bu çokta önemli değildi.Çünkü adam zaten iyce yaşlanmıştı muhtemelen sabah kalkınca hiç birşey hatırlamayacaktı.Sinan artık bir katildi.zaten kötü olan hayatı iyce çıkmaza gitmişti.Sanki onca şey bu an için yaşanmış 30 yıl bu anı beklemişti.Sinan artık okadar da masum bir adam değildi.Okadar eğitim,planlamalar,toplantılar ve geçen bir kaç yıl ile birlikte hayatın getirdiği 3 ölü can ve çaresizliğin getirdiği yorgunlukla uzaklaştı ordan.Ölülerin bulunması çok uzun sürmedi.Ertesi gün sır perdesi adı altında manşetler atılmıştı bile;
Ölü Adamlar,Ölü Kalpler,Üç Ölü,Sessiz Katil,Gizemli Cinayet ve diğerleri başlıklar bu şekilde devam ediyordu ama hiçbir gazete kimin yaptığını bilmiyordu. Gazetelerde en beğenilen başlık Sessiz Katil olmuştu artık şehir onu Sessiz Katil olarak tanıyordu.Sanki hayatı tam bu bölümde ayrılmış ve bir film gibi kopmuştu.Sinan seçmemişti bu hayatı artık korkuyordu hani hayatımın en korkunç günüydü diye başlarya hani gözlerini patlatıp karşılaştıkları manzaranın korkunçluğunu yüzlerine yansıtırlar ya konuşmazlar öyle bakarlar işte bu söz konusu korkular Sinan da toplanmıştı.Hayatı anlamsızlaşıyor du gittikçe.Neydi bu yaşlı bir adama yardım etmenin bedeli mi? Gizli bir ihanetin sessizliği mi?
Yutkunmanın zorluğu,ıslak bir nefes,çaresiz bir sessizlik...
Bedeni hâkimiyetini mutlak bir yorgunluğa teslim etti ve uykulu gözlerini dağınık odanın içindeki dağınık yatağa bıraktı.Tavana dikilen gözlerini kıstı ve sessizliğe gömülüp çaresizce uykuya daldı.
YOU ARE READING
Kaçak
Teen Fiction"Ben ölsem ne? yaparsın."dedim. Başın da beklerdim dedi. "Sen karanlıktan korkarsın"
