SAVAŞ SIRASINDA

23 1 0
                                        

BAŞLANGIÇ:

Tarih 2 MAYIS 2083 

          Bu yüzyılın sonlarına doğru insanoğlu büyük bir savaşla sınanacaktı.Bu savaş birçok açıdan üstün Batı hanedanlığı ve ilkel sayılabilecek Doğu hanedanlığı arasında olup gezegenin yüzde 95 oranında yetişkin bireylerinin ölmesine sebep olmuştu.Savaşın kazananı yoktu. Hanedanlıklar  yıkılmış geriye sadece az bir genç kesim ve çocuklar kalmıştı.Her tarafta kaos çoğalmış, yetişkinlerin ölmesiyle ne yapacağını bilemeyen çocuk ve gençler yanlışlara yönelmişti.Korku her şeyi yaptırır hale gelmişti.Medeniyet çökmüş, teknoloji durmuş ve işlevini yitirmişti.Gezegenimiz karanlığa gömülmüştü.Üretim durmuş açlık ve sefalet boy gösterir olmuştu.Hastalıklar çoğalmış ve yayılmıştı.Bütün ahlaki ve dini değerler çökmüş vefa saygı sevgi hayal olmuştu.İnsanlar birer suç makinesine dönüşmüştü ve işin ilginç kısmı kısa bir sürede gerçekleşmişti bütün bu olaylar...


Savaşın öncesi ben YAF ve ailem normal yaşantısı olan çekirdek bir aile idik.Çok güzel bir yaşantımız vardı.Ben bu güzel ailenin ortanca oğluydum.Hayatımız herkes gibi normal bir süreçte devam ediyor du.Abim ATO ve babam çalışıyor bende okula gidiyor dum.Birgün okula giderken bir savaş uçağının yakına attığı bomba ile sarsılmış ve bu güzel Doğu hanedanlığımız ın savaşa girdiği gerçeğiyle baş başa kalmıştım.Korkuyla eve doğru koşmaya başladım insanlar çığlık çığlığa bağırıyor feryat figan ediyorlardı.Birçok insan yaralanmış ve ölmüştü.Eve yaklaştıkça içimdeki korku dahada büyüyor ve heyecanım artıyordu.Eve vardığımda ailem telaşlı bir şekilde oradan oraya koşturuyordu.Kaos daha şimdiden hakim olmaya başlamıştı.Yaklaşık 10 gün sonra seferberlik ilan edildi ve 18 yaşında büyük bütün vatandaşlar savaşa çağrıldı.Babam ,Annem ve abim ATO savaşa gidiyordu.Ben ve küçük kardeşim yalnızdık artık herkes gibi.

Gidenlerden herhangi bir  haber yoktu sadece kulaktan duymalar... Mahalledeki çocuklarla toplanmış bizim evde kalıyorduk yalnız kalmak tehlikeli olabilir. Evimiz geniş olduğundan ben bizim  eve davet etmiştim Çocukları.Bulabildiğimiz bütün erzakları toplamış ve savaşın biran önce bitmesi için dualar ediyorduk.Çocuklar içinde en yaşı büyük ben olduğum için bütün teselli ve karar işleri bana kalıyordu 10 erkek 12 kız çocuğuna teselli etmek ve onlara kendininde iliklerine kadar korktuğunu hissettirmeden sahip çıkabilmek ne kadar da zor bir bilseniz.Bazı geceler savaş uçaklarının attığı bombaların sesleriyle uykunun en tatlı yerinde uyandığımız o anlarda çocukların ağlama sesi ve zifiri karanlığın,korkunun ve savaşın tesiri ile çok defa gizli gizli ağladığımı bir bilseniz belki acırdınız halimize. 

Abim ATO benim tam tersim bir o kadar cesur ve dirayetli lider kişilikli biriydi.Askerliğini çavuş rütbesiyle yapmıştı o yüzden tecrübe sahibiydi galiba.Her zaman koruyucu bir lider rolü ön plana çıkıyordu çok akıllı ve tam bir dediğim dedik kişiliği vardı lakin kimsenin tırnağına zarar gelmesini istemezdi.Pek belli etmese de duygusal kişiliği olduğunu hissederdim hep.ATO 24 yaşında savaşa gitmişti... Savaş şehirlerimizden uzakta sınırın dışında yapılıyordu ama görülebiliyordu ara sıra kulaktan dolma bilgilerle savaş hakkında bilgi sahibi oluyordum ve en son fermana  göre 18-23 yaş arası son yetişkinlerde savaşa çağrılmıştı yaşım henüz 16 olduğundan ben gidememiştim ne yazık ki...

Bir gece muazzam bir ses işittik ben ve çocuklar dışarı fırladık korkudan gökyüzünde müthiş derecede bir ışık belirdi gecenin 02.23 ünde ve bir duman ama koyu yeşil korkunç bir duman savaş alanını kaplıyordu ve silah, çatışma sesleri kesilmişti .Anlamıştım kötü bir şeyler olacağını dayanamadım dizlerimin üzerine çöktüm savaş alanına doğru bakıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım beni gören diğer kardeşlerim(artık kardeş olarak görüyorduk birbirimizi)de kendini kaybetmiş ağlıyorlardı her şey bu kadarmış diye düşünürken birden bir yaralı göründü uzaklardan yaşı 20 civarıydı herhalde ,topallıyor ve felaket derecede yaralıydı üstü başı yırtık ve kan her tarafı kan ile kaplı.

Koşarak yanına ulaştım koluna girdim taşımak için kardeşlerim yardıma koştu hep beraber eve götürdük eve varınca kendinden geçti asker hali ortada ve bizim elimiz kolumuz bağlı hiç bir ses ve çatışma yok 2 tarafta da sessizlik hakim sadece ağlama sesleri.Asker  ağır yaralı kolu kopuk ve bez le kan durdurulmuş çok kan kaybetmiş dedi ELA sen ne bileceksin sus dedim kızdım zoruma gitmişti çünkü aylar sonra ilk defa farklı biri ile konuşuyordum ve bizim askerimizdi mavi renk üniformasından belli.2 gün şuursuz yattı sonra bir ara gözlerini açıp YAF nerede dedi .Hepimiz şaşırmıştık ben şaşkınlığımı atıp sen kimsin ve YAF ı nereden tanıyorsun dedim korkuyordum ama belli edemezdim dik durarak ne yapacaksın YAF ı diye sordum.Hafif şekilde doğrulmaya çalışıp şöyle dedi:

-YAF ı acil bulmam lazım bak halime fazla zamanım kalmadı bir şey söylemem lazım ona acil.

-Nereden tanıyorsun ? diye sordum.

-Bak genç ben Çavuş ATO'nun birliğinden Onbaşı KU beni çavuş gönderdi ona iletmem gereken birşey söyledi

abimin adını duyunca gözyaşlarıma hakim olamadım onbaşı bana bakıp anlamıştı zaten YAF ın ben olduğunu, buruk bir hüzünle yüzüme bakıp:

-YAF beni iyi dinle çavuş dedi ki: Şehri boşaltıp kaçsınlar savaş kaybedilmek üzere kaçın buradan saklanın ve son nefesini verdi.

Abime ne oldu büyüklerimize ne oldu diye soramadan ölmüştü işte damarlarımda kan yerine çaresizlik ve korku akıyordu sanki hala düşünüyordum nereye kaçabilirdim ki ah abim ahh, çaresizlik içinde kendimi kaybettim bağırmaya başladım dengemi kaybettim ağlıyor, bağırıyor , kendimi paralıyordum ve aşırı derecede sinirliydim tam o sırada ELA yanıma yaklaştı ve bana bütün gücüyle sarıldı herkes ağlıyordu zaten. ELA ile benim aramda 1 yaş vardı kulağıma fısıldayarak Karadağ'a kaçabiliriz ama kendini toparlaman lazım lütfen bak kardeşlerimizin haline yalvarırım kendine gel diye ağlamaya başladı...

-Karadağ mı olmaz .dedim ama ELA bana bunun en doğru karar olduğunu hanedanlığın her tarafı kuşatılmış olabileceğini ve tek kaçış ve çarenin her ne kadar istemesek de dağ olduğunu söyledi ve zorla olsa da ikna olmuştum. Beni etkiliyordu bu kız çoğu zaman onun yardımları sayesinde çocukları sakin tutabilmiştim ELA olmadan ne yapardım bilemiyorum düşünemiyorum. Son kalan direncim le kalkıp:

-Hazırlanın gidiyoruz .dedim 

Bütün kardeşlerim sanki benden bu emri bekliyor gibi kalkıp hazırlanmaya başladılar.1 saat kadar sonra yola çıkmıştık hızlı bir şekilde şehri terk etmeye çalışıyorduk.Yolda ilerlerken diğer çocukların ne yapacağını bilemez halde oradan oraya koşturup ağladıklarına şahit oluyorduk bizi gören bazı çocuklar ise bize sığınıyordu bizde kucak açıyorduk .Bilinmeze yolculuğumuz başlıyordu.Tek Seçenek gibi gördüğümüz Karadağ'a gitmeye mecburduk çünkü başka bir alternatifimiz yok...

Karadağ ise karanlık, korku ve ürpertinin görüntüsü altına sığınmış, çoğu zaman büyüklerimizin anlattığı kadarıyla bütün korku masallarına ilham olmuş ,yaratıklara ev sahipliği yapan, lanetli ve kötülük kadar eski bir dağdı.Duyduğumuz kadarıyla bu dağa giden bir daha geri gelemezmiş ve bu dağ çok tehlikeliymiş.Bu dağ hakkında o kadar çok korkunç hikayeler duymuştuk ki  sanki dağ canlı ve bizi ölüme çağırıyor  Başımıza nelerin geleceğini bilmiyorduk ve titriyorduk korkudan. Batı hanedanlığının büyülü metallerinin ve o korkunç büyüklükte 6 ayaklı garip,merhametsiz kokuşmuş ve her şeyi yiyebilen hayvanımsı yaratıklarının şehrimizi harabe edeceğinden ve bütün canlıları öldüreceğinden adımız kadar emindik her ne olursa olsun yaşamak için tek şansımızın Karadağ olduğunu biliyorduk ve bu yolculuk kolay olmayacak biliyorum Ama abimin akıbetini ve savaşın akıbetini ne olduğu ve en önemlisi insanların KADERİ VE GELECEĞİ nasıl yönleneceğini merak ediyoruz Karadağ bizi bekliyor...


ATOStories to obsess over. Discover now