Bir varmış bir yokmuş diye başlıyacağımı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu hikaye " Bir varmış hiç yokmuş " diye başlıyor. Aslında bitiyor.
Pelerinleri olmayan bir prensten , aslında bir salaktan bahsediyor bu hikaye size.
Bu hikaye , bu hikaye diyip duruyorum. Nerde bu hikaye ? Tam da burda işte. Şu kelimeleri seçerken içinde çırpındığım çaresizlikte. Her bir harfte , her noktalama işaretinde , okurken alıp verdiğiniz her nefeste , "ah ulan" dediğin her anda bu hikaye.
İşte tam da burda ;
Bir varmış hiç yokmuş , en büyük sevgilerin bile tükendiği , akan göz yaşlarının yüzleri yaka yaka mehvettiği , 40 derece sıcakta insanların içlerinin üşüdüğü , hayallerin yorgan , sevgilerin mesafeli hatta karşılıksız olduğu bir diyarda , kelimelerin kifayetsiz olduğu günlerin birinde , hiç birşeyi sevmediği kadar sevdiği gülü kuruyan küçük prensin , pardon prens dedim küçük salağın... Gözyaşlarının yavaş yavaş tükenen kalemin mürekkebini dağıtıp , bulaştırdığı sayfadayız.
Tükenenin sadece kalem olmadığını siz farkededurun ben bizimkinin acısına bi nebze tercüman olayım.
Şu sayfaları açmayalı, şu kalemi elime almayalı ,ben bu ben olmayalı hayli zaman olmuştu . Hoşgelmedim ben :).
Hiç elleriniz uyuşana kadar bir kağıda içinizi döktünüz mü? DÖKMEYİN. Ben yaptım. Çok acıyor... Ne kıymetli canın varmış , o kadar olur dediysen. Acıyanı elim mi sandın? Eli acıyan insan ölür mü be ? Kalbiniz çok acıyo kalbiniz .Yapmayın. Ben yaptım ordan biliyorum. Bi kere uykunuzdan oluyosunuz ne gerek var dimi sabaha kadar boş bi kağıda bakıp doldurdukça yırtmanın...
YOU ARE READING
Prens mi küçük?
Teen FictionKüçük Prensi bilmeyeniniz yoktur . Mutlu bitmediğini de bilirsiniz. Bizim hatamız en sevdiğimiz kitabın küçük prens olması , prensin de ben olmamdı ...
