Bölüm 1 - İstanbul'da Yağmurlu Bir Gün

67 15 3
                                        


İstanbul'da yağmurlu bir gündü. Nesrin çiseleyen yağmur altında ıslanmamak için taksiden iner inmez hızlıca beyaz puantiyeli şemsiyesini açmıştı. Tam karşısında indiği restoranın görkemli kapısı ve gözlerini alan ışıl ışıl yanan tabelası belirmişti. Etraftaki ışıklarla her yer aydınlanmış gibi olsa da göremediği asfalt zeminden kaymamak için dikkatlice ve yavaşça restoranın kapısına doğru ilerledi.
İstanbul'un en gözde restoranlarından birine gelmişti. Lüks araçların sağlı sollu dizildiği bu restorana rezervasyon yaptırmak oldukça güçtü. Sadece paranız olması bile yeterli olmadığı zamanlar ve mekânlar vardır. Restoran da kendini "camiada" bu mekânlar içinde konumlandırmıştı.

Tanıdık bir sima veya müdavimlerden değilseniz işiniz zordu. Belki bir ay öncesinden rezervasyon almanız gerekebilirdi. Bilindik olmak ve hatırı sayılır bir müşteri olmak buraya girmeyi ve zevkli ama bir o kadar pahalı yemekleri yemenizi sağlayabilirdi. Pahalı demişken bir cuma akşamı rezervasyonu size oldukça pahalıya patlayabilirdi. Bir – iki saatlik geçirilecek zaman, birkaç tabak yemek ve azıcık şarap için harcanan ve sonunda alacağınız birkaç asgari ücret tutarında gelen adisyon.

Nesrin'e göre burası sadece kendini "İstanbul'un efendileri" gibi görenler ile onların hatırlı dostlarına kendilerini göstermelerine adanmış mekânlardan biriydi. Her şey ışıklar, çiçekler, güzel kokular ve şekil verilmiş porsiyonlar ile tabaklara soslarla çizilen tablolardan ibaretti. Ona göre gündüz gelseniz aynı izlenimi ve hazzı vermeyecek bir yerdi. Burayı kendini sadece gece gözler önüne serebilen makyajlı bir teyzeye benzetmişti oldum olası.

Dışarıda iki koruma onu karşılamıştı. Korumaların açtığı kapılardan içeriye girdiğinde ise her zamanki papyonlu görevli eğilerek Hoş geldiniz demişti. Vestiyerde ki görevli Nesrin'in omzundaki paltosunu almıştı. İçeride Nesrini anımsayan başgarson nişanlısının olduğu yeri işaret etmiş ve yanında yürüyerek ona masasına kadar eşlik etmeye başladı.

Burası Nesrin'in alışık olduğu bir yer değildi. Her zaman buraya gelirken duyduğu huzursuzluk içeriye girdiğinde de devam etmişti. Her yer, zengin gülüşler atan, yüksek sesle konuşan sosyete tiplerle doluydu.

Bu yere nişanlısı Onur yüzünden katlanıyordu. Burayı seviyordu. Nesrin Onur'un bu seçiminden hiç hoşnut kalmasa da onun bu yere neden bu kadar çok bağlı olduğunu sezebiliyordu.

Nerdeyse bu restoranda büyümüş denebilirdi. Mekânın ilk sahipleri de şimdiki işletmeciliğini yapanlar da babasının arkadaşlarıydı. Belki küçük yaşlarda ve gençlik yıllarında belki de zorla getirildiği bu yer sonrasında onun için alışkanlığa dönüşmüştü. Belki de burası onun için "aile" olmanın temeliydi. Aynı yıllar önce ayrılan anne ve babası bir aradayken geldikleri bu yerde aile demenin anlamı seriliydi. Beraber yenilen yemekler ve beraberce edilen sohbetler hepsi mazisindeki bu anıları tazelemek içindi.


Loş ışıklı avizelerin ve led ışıkların serildiği restoranın köşesine doğru ilerlerken her zaman görmesine rağmen gözünü bir türlü alamadığı o şahane boğaz köprüsü manzarası tam karşısında belirmişti. Boydan boya uzayan ve restoranı kaplayan bu camdan bakınca insan kendini gerçekten de bir "efendi" gibi hissediyordu. Ayaklarının altına serilmiş gibi duran köprü, altında geçen gemiler ve boğazın etrafında sere serpe uzanan şehir ışıkları restoranın ve içindekilerin hükümranlığını tüm şehre ilan ediyordu.

Nesrin gözlerini manzaradan ayırarak köşeye doğru ilerlemeye başladı. Halen Onur'u seçememişti. Eşlik eden garson "Onur Bey buradalar Nesrin Hanım" diye hafifçe seslenmişti. Tam önünde durdukları masada onun olduğunu fark etmişti.

TENASÜH - ANTAKYA ANOMALİSİStories to obsess over. Discover now