-DUTGUN-

145 18 10
                                        

      "İçini yangın yerine çeviren o kıvılcımı ben attım içine Ateş." dedi adam kucağında iple bağlanmış ellerini yavaşça meşeden masaya koyarak. "Sen sadece izledin. İçine yangın oluşumu, aklına sinsice sızışımı, kalbinin derinliklerine korkuyu nasıl ektiğimi sen sadece izledin."

      Ateş bir şey dememek için ağzını sımsıkı kapattı. Cevap verirse Sakıp'ın oyununa gelecekti ve istemediği şeyler söyleyecekti, biliyordu. Sinirliyken kendini kontrol edemez, ağzından çıkan cümleler sonradan başına dert olurdu. Karşısındaki adamı buraya oturtmak için çok uğraşmıştı. Sabırlı olmalıydı. Olacaktı. Sakıp'sa hiç kaygılı görünmüyordu. Yüzünden düşürmediği o tebessümüyle alabildiğine rahattı. Ama Ateş'in anlamadığı çok şey vardı. İntikam hırsı sadece gözlerini değil kalbini de kör etmişti. Adamın yüzündeki ifade ne korku ne heyecan ne de endişeydi; adam huzurluydu. Ateş bunu göremezdi, çünkü o sadece kabulleniş arıyordu. Adamın ölümü kabullendiğine inanmak istiyordu. Kazandığını bilmek istiyordu. Halbuki bu oyunda kazanan yoktu. Kartları dağıtırlardı ve siz, kurallara göre kaybederdiniz.

      Lambanın sarı ışığı iki adamın yüzüne düşüyordu. Biri sığ bir sükunetle bekliyordu anlaşılmayı. Kaçmaktan usanmıştı artık. Yıllardır tereddütsüz reddettiği vicdanı onu korkudan daha hızlı öldürüyordu. Diğeriyse her şeye o kadar çok anlam yüklüyordu ki, gözünün önündekini, en uzaktakini aramaktan göremez olmuştu. Anlamıyordu. Kaçanı kovalamak değildi mesele, kovaladığını yakalayamamaktı.

      Ateş, yavaşça oturduğu sandalyeden kalktı. Elinde tuttuğu silahın ağırlığı tüm heybetiyle sırtına çökmüştü sanki. Kaşlarını çattı. Onun için merhamet her şeyi silip atacak kadar kuvvetli değildi. Sol kürek kemiğinde artık sadece eski bir izden ibaret olan yarası Sakıp'a baktıkça sızlıyordu. Sızlayan yarası değildi aslında, anılarıydı, biliyordu.

      Işık, uzun boynundan aşağısını, vücudunu aydınlatıyordu artık. Uzun boyu yüzünü karanlığa bulamıştı. Gözlerinde atmaca gibi tetikte bekleyen bakışın içine beşeriyetten uzak bir ifade daha örtülmüştü; açlık. O intikam açlığıyla kıvranıyordu. O zamana karşı koyup silinmeye yüz tutan bütün anıları tekrar çiziyordu. O, ondan koparılan her şeyi geri almak istiyordu; artık geri alınması mümkün olmayanları bile.

                                                                                            ****

      Derler ki, zaman; bekleyenlere akmaz. Akıp giden tek şey hayatın kendisidir. Kendini bulmak isteyenler, onlardan kaçan zamandaki arayıştadırlar. Umduğunu bulamazsın belki ama bulduğun umduğundan daha sendedir, bilemezsin.

      Biz bilmesek de herkesin özünde bir gaye vardır. Kimi tek bir sözüyle birinin hayatını değiştirmeye gelmiştir bu dünyaya, kimi çukurun dibindeki hayatını tek bir söze değiştirmeye. Kimi hikayesini yeni baştan yazmak ister kimi de hikayesini yazan kalemi kırmak.

      Seneler evvel yitirdiği her şeyi tekrar kazanmaya ant içmişti.

      Ateş.

      Bu onun hikayesiydi. 

DUTGUNOpowieści tętniące życiem. Odkryj je teraz