Yaz tatili...
Yeni umutlar.
Yeni sayfalar.
Yeni başlangıçlar.
Benim başlangıcımsa bu minik arabada.
Annemle beraber İstanbul İzmir arasındaki bu herhangi bir otoyolda.
Köpeğim Viski ile birlikte.
Eski ve standart anıları unutmuş bir biçimde.
Her şeyin farklı olmasını umarak.
Hafif kendimi tanıtıyım. Ben Begüm Deniz. Ama Begüm derler bana. 16 yaşında minik bir ergen genç kız. Diyeceksiniz ne yaşadı da yeni bir başlangıç arayışında. İşte hiçbir şey yaşamadım ben.
İlkokul - Ortaokul
İlk hayal kırıklığım. Sadece oyun oynadığım ve herkesin ilgisinin benim üzerinde olduğu bir dönemden birden dersler ve sınavlarla dolu bir döneme geçiş.
Lise (9,10.sınıflar)
İkinci ve en büyük hayal kırıklığım. Okumaya aşık olduğum kitapların ilk ve en büyük kazığı. Ne kollarını açmış sizi sevmek için bekleyen o erkekler var ne de o popüler arkadaş grupları. Daha doğrusu lisedeki ilk 2 yılım bana bunları düşündürdü.
Artık 11. sınıf sayılırım. Küçükken en çok gelmek istediğim yaşa gelmeme çok az kaldı.
17
Duran arabayla annemin 1 aylığına kiraladığı villanın önüne geldiğimizi anladım. Kapıyı açıp Viski'nin kaçmaması için tasmasını sıkı sıkı tuttum.
Suratıma esen hafif ama güzel o rüzgar ile okuduğum kitaplardaki gibi bir yaz geçirmeyi diledim içimden.
Elimde viskinin tasması bagajdan bavulları çıkaran annemin yanına gittim.
Bana bavulumu uzatıp eve yürümeye başladı. Peşinden gittim.
Annem minik villanın kapısını açtı. 2 katlı açık pembe kendine özel minik bahçesiyle deniz kenarındaki bir sitenin 10. villasıydı. 2 odası 1 banyosu büyük bir salonu mutfağı ve çatı katında minik bir odası vardı.
Bavulumu çatı katına çıkardım. Burada büyük bir yatak. Minik bir deniz manzaralı pencere, bir gömme dolap ve küçük bir makyaj masası vardı. Odaya beyaz ve beyazın tonları hakimdi.
Hızlıca bavulumu yan yatırıp fermuarı açtım. Hızlı ve biraz düzensizce eşyalarımı çıkarıp dolabıma yerleştirdim .
Acaba bu yaz her şey değişecek miydi? Yoksa diğer yıllardaki gibi hayal kırıklığı ile mi bitecekti bu yaz da?
Annemin bağırışıyla söylene söylene yanına indim. Oda kendi bavulunu yerleştirmiş mutfaktaki malzemeleri inceliyordu.
"Noldu sultan?''
diye sordum.
"Evde hiçbir şey yok, markete gitmemiz gerek. Gelmek ister misin küçük hanım?"
dedi.
Olumsuz bir şekilde kafamı salladım ve
"Çok yoruldum biraz dinleneceğim."
dedim.
Anlayışlı bir şekilde kafamı öptü ve kapıya doğru yürüdü, bende arkasından takip ettim. Kapıdan çıkıp arabaya gittikten sonra bana el salladı, bende el sallamasına karşılık verdim. Ve ardından kapıyı kapattım. Evi dolaşmaya başladım. Küçük bir salonu vardı. Pastel renkler hakimdi. Büyük bir koltuk, televizyon, minik bir masa ve sandalyeler.
Çalan kapıyla annemin evde bir şey unuttuğunu anlayarak hızlıca kapıya koştum. Ve açtım. Sarışın, zayıf, bal rengi gözlü, saçlarının üst kısmını at kuyruğu yapmış bir çocuktu bu. Beni görünce hayal kırıklığına uğradı gözleri. İki eliyle sıkıca 1 demet gülü tutuyordu. Bir elini serbest bıraktı ve gülü tutan eli yanına düştü.
"Göksu nerede? "
diye sordu bezgin bir şekilde.
Ona şaşkın bir bakış atıp
"Göksu kim?"
sorusunu yönelttim.
