1. Bölüm -Ben kimim ?

16 0 0
                                        


Karşısında ki garip manzaraya hayretle bakıyordu Sare. Bu duruma gelmek onu çok korkutuyordu eskiden. Korkusunda en ufak bir azalma olmadan, bu duruma gelmişti işte. Elinde küçük bir kadeh, karşısında az sonra nişanlanacak olan çifti izliyordu. Sevdiği adamı, ve sevgili nişanlısını... Korkaklığı yüzünden bu duruma geldiğini biliyordu. Cesaret denen şey sare'ye bir an bile uğramamıştı. Kaç yıldır bu durum ile savaşıyordu sahi? Saymayı uzun zaman önce bırakmıştı. Çocukluk aşkıydı Mete onun. Gözünü ilk Mete ile açmıştı. Mete ile ilk kalp çarpıntısını tatmıştı. Daha bir çok ilk'i Mete ile yaşamıştı. Çok iyi hatırlıyordu Sare, Mete'ye ne zaman aşık olduğunu. Tam 13 yaşındaydı ve Mete ile bisiklet sürerken birden kendini bir arabanın altında bulmuştu. Çocuk aklı ile o an öldüğünü sanmıştı. Mete yanına gelip elini tutunca, bacağının acısına rağmen kalbinde ki çarpıntıyı hissedebilmişti. Şuan 23 yaşında kocaman bir kızdı. Geçen 10 senede, kalbinde ki çarpıntı bir an olsun dinmemiş, aksine her gün yerine bir yenisi eklenmişti. Kabullenmek istemesede, Mete'nin ona hep kardeşi gibi baktığını biliyordu. Aralarında 5 yaş vardı ve Sare, Mete'ye ne zaman adı ile seslense Mete onu abi deme konusunda ikaz ediyordu. Bu bir film ya da dizi değildi. Filmlerde ki gibi Mete ona aşık olmayacaktı hiç bir zaman. Nişanlanacağı kız, yani Başak'ta filmlerde ki kötü kız karakterlerinden biri değildi kesinlikle. Dünya tatlısı bir kızdı tam aksine. Hayat Sare'ye hiç bir konuda gülmüyordu.
Sare yanına yaklaşan Mete ve Başağı görünce yutkunma ihtiyacına büründü bir anda. Ne yapacağını ne diyeceğini bilemiyordu ki. Henüz yüzükleri takılmamıştı, tebrik etmek aptalca olurdu.
"Şuan senin yerinde olmak için neler vermezdim Sare." Başağın şirin sesi ile gülümsemeden edemedi. Bu kıza karşı öfke duyamıyordu nedense. Oldukça yorulmuş ve bitkin düşmüş görünüyordu. 'Bende senin yerinde olmak için nelerimi vermezdim' diye geçirdi içinden.
"Öyle deme Başak, bunlar tatlı yorgunluklar." diye çıkıştı Sare tatlı sert bir şekilde. Mete ikisi arasında geçen diyaloğa sadece gülümsemek ile yetindi. Yeterince başı ağrıyordu, nişan töreninin bir an önce bitmesini istiyordu. Bu kadar insan arasına karışmak kesinlikle istediği bir şey değildi.
"Hayatım neden hiç konuşmuyorsun?" Başağın sesi ile gözlerini güzel nişanlısına veSare'ye kaydırdı. Bir an Sare'de takıldı bakışları. Çok güzel olmuştu ama solgun görünüyordu, birazda mutsuz. Abisi ile tartışmış olabileceğini düşünüp Başak'a döndü.
"Kalabalık bir nişan yapmamalıyız diye konuşmuştuk 1 ay kadar önce ama şuan kalabalıktan nefes alamıyorum Başak." dedi Mete gülerek. Başak'ta Mete'ye gülümseyip yanağına bir öpücük kondurdu.
Onlar aralarında şakalaşırken, Sare nefes alamadığını hissetti. Sandığı kadar güçlü değildi işte. Özellikle Mete bu kadar yakınındayken ve başka bir kıza aşk ile bakarken, mutlu rolü yapamıyordu.
"İzninizle." Elinde ki kadehi masanın üzerine bırakıp, etrafta ki insanların şaşkın bakışlarına aldırmadan koşarak salondan çıktı. Mete'nin peşinden geleceğini biliyordu ve onu görmek şuan istediği en son şeydi. Uzun hol'de ilerlerken, daha ne kadar hızlı koşacağını bilemiyordu ayağında ki ayakkabılarla. En sonunda nişanın yapıldığı binadan tamamen çıkıp temiz hava'yı ciğerlerine çekti. Buradan gidemezdi ama biraz uzaklaşması şart olmuştu. Yere eğilip ayakkabılarını çıkardı ve boş  bahçede ilerlemeye başladı. Hava nisan ayına göre oldukça serindi. İçinde ki Fırtına Doğa'ya yansımış gibi hissediyordu. Biraz ileride ki boş banka oturup ayakkabılarını yere bıraktı ve başını gökyüzüne kaldırdı. Şimdi ne yapacaktı? Bu bir nişandı ve nişanda bile bu duruma geliyorsa, Ağustosta yapılacak düğüne katılmamak için büyük bir bahane bulabilirdi. Ve biliyordu ki sadece ölürse o düğüne katılmaması mümkün olabilirdi.
Yanında hissettiği hareketlilikle gözlerini yumdu. Mete gelmiş olmalıydı ve ona ne söyleceğini gerçekten bimiyordu.
"Oturabilir miyim?" Duyduğu ses ile kaşlarını çattı. Bu Mete değildi. Hatta Mete ile uzaktan yakından alakası yoktu bu sesin. Başını kaldırıp kendisine soru soran adama çevirdi bakışlarını. 20li yaşların sonuna gelmiş, genç bir adam duruyordu karşısında.
"Tabi." dedi yavaşça. Adam Sare'nin yanına oturup cebinden sigara ve çakmağını çıkarttı. O da davetlilerden biri olmalıydı ama kesinlikle tanımıyordu. Önüne uzanan sigarayı görünce, sare ufak çaplı bir şok geçirdi. Ne yapıyordu bu adam?
"İçer misin?" Değil sigara içmek, sigara içilen bir ortama bile katlanamazdı ki Sare. Hem tanımadığı yabancı biri insandan sigara almak, onun ahlak kuralları dışındaydı. Beyni bu düşünceleri Sare'ye aktarırken, Sare'nin vücudu tam tersini yapıp eline komut verdi ve Sare o sigarayı aldı. Cahil ya da saf değildi Sare, sigara'nın nasıl yanacağını biliyordu ama yaktıktan sonra ne yapacağı konusunda emin değildi. Eli yavaşça çakmağada uzandığında sigarayı ağzına götürdü ve yaktı. Sigaranın ucunda ki ateş parçası, Sare'nin içinde ki ateşin ufak bir kısmı bile olamayacak kadar küçüktü. Sanki organları birer birer yok oluyormuş, ateş tüm vücudunu ele geçiriyormuş gibi hissediyordu. Boş boş sigarayı incelemeyi bırakıp, derin bir nefes çekti ciğerlerine. Dumanı geri vermeye çalışırken ciğerinden kopup gelen öksürüğe engel olamadı. Acıyı sevmişti. Öksürükleri kesilince bir duman daha aldı. Sigara bitene kadar aynı döngüde ilerledi Sare ve yanında ki adam tek kelime etmedi.
"Sen kimsin?" Sare sorduğu soruyu adam yanına oturduğundan beri düşünüyordu. Bunu ona sormadan öğrenemeyeceğinide biliyordu.
"Hiç kimse." Adamın verdiği cevap Sare'yi memnun etmedi. Kime göre hiiç kimseydi? neye göre hiç kimseydi?
"Sen kimsin?" diye tekrarladı sorusunu.
"İsim olarak soruyorsan, adım Cihan." Başka ne olarak sorabilirdi Allah aşkına? Bu adamda bir olay vardı ama ne olduğunu anlayamıyordu bir türlü. Adama herhangi bir cevap vermedi. Artık salona girmesi gerekiyordu. yavaşça oturduğu yerden kalktı ve ayakkabılarını eline aldı. bir kaç adım attıktan sonra arkasını dönüp gözlerini adama kitledi.
"Teşekkür ederim." Cihan Sare'nin ne için teşekkür ettiğini anlamamış olacak ki kaşlarını kaldırdı merakla.
"Ne için?" Sare'nin yüzünde ufak bir tebessüm oluştu. Birine sigara verdiği için teşekkür etmek ona çok saçma gelmişti.
"Sigara için." Cihan'ın yanıt vermesini beklemeden, hızlı adımlarla binanın girişine ilerledi. Salon'a girmeden önce ayakkabılarını giymeyide unutmadı.
Sare salona adımını atar atmaz, büyük bir alkış tufanının ortasında buldu kendini. Sanırım yüzükler takılmıştı ve Mete onu öldürecekti. yüzük tepsisini tutma görevini, Başak'ın kız kardeşi olmadığı için Sare'ye vermişlerdi. Tabi ki isteyip istemediğini soran olmamıştı. Ve yüzükler takıldığına göre, tepsiyide kendisi tutmadığına göre kesinlikle Mete Sare'yi öldürecekti. Kalabalığın içinde kalan Mete ve Başak'ı göremiyordu. Yığınla insan Tebrik etmek için sıraya girmişti. Köşeye çekilip Mete'ye nasıl bir bahane uyduracağını düşünüyordu ki, Kalabalığın içinden sıyrılıp kendine doğru sinirle gelen Mete'yi görünce donup kaldı. Avına giden avcı edası ile sarenin üzerine doğru gidiyordu.
"Nerdesin sen!?" Mete'nin öfkesi Sare'yi yakacaktı. Bunun için yemin dahi edebilirdi.
"Şey Ben kendimi pek iyi hissetmedim o yüzden bahç..."
"Sare bana yalan söyleme! Hadi kendini iyi hissetmedin diyelim, bir haber veremeyecek kadar mı kötüydün." Sare o an ölmek istedi. O an yerin yarılmasını ve içine girip sonsuza kadar çıkamamayı istedi. Olayın hangi köşesinden bakarsa baksın Mete haklıydı. Bilmiyordu ki Sare'nin onu sevdiğini, nişan olayına dayanamayıp kendini dışarı attığını.
"Ben.. Ö-özür dilerim Mete." Mete ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilemiyordu. Karşısında duran küçük kız gerçekten üzgün görünüyordu ama neden böyle bişey yaptığını anlayamıyordu.
"Bunu sonra konuşacağız." Mete tebrikleri kabul etmek için başağın yanına dönerken, Sare elini kalbinin üzerine koyma gereği duydu. O kadar hızlı atıyordu ki, bırak beni çıkacağım diye isyan ediyrdu resmen kalbi. Salona adım attığından beri yaptığı gibi, Allah’a yalvarmaya devam etti. Bu nişan bir an önce bitmeliydi yoksa ölecekti.
Aradan geçen yarım saatte değişen tek şey, Başak’ın deli gibi sarılıp ağladığı Cihan oldu. Kafasında ki soru Başak’ın neden Cihan’a sarıldığınından çok, neden ağladığıydı. Akraba olma olasılıklarını düşündü önce. Daha sonra neden umursadığını sordu kendine. Yanına yaklaşan Beril teyzeyi görünce, yüzünde ki ifadesizliği bir kenara bırakıp kadına gülümsedi.
“Sareciğim kaç saattir buradayız ama ilk kez karşılaştık. Sıkılmıyorsun değil mi ?” Beril Mete’nin annesiydi. 40 lı yaşlarında oldukça alımlı bir kadındı. Bir lisede öğretmenlik yapıyordu ve hayatta gurur duyduğu tek şey oğluydu. Sareyi her zaman Mete ile bir tutmuştu. En az Mete’yi sevdiği kadar Sareyide seviyordu.
“Yok beril teyze sıkılmadım.” Uzun cevaplar veremeyecek kadar bitkin düşmüştü. Az sonra salonun ortasına yığılıp kalacağından endişeleniyordu. O sırada gözleri Cihan ile kesişti. Hala Başak ve Mete’nin yanından ayrılmamıştı. Başak Cihan’a uzun uzun bir şeyler anlatırken, Cihan sadece başını sallamakla yetiniyordu. Sare bir anda Beril teyzesine dönüp merakla kaşlarını kaldırdı.
“Başak’ın yanında ki adam kim?” Beril’de Sare ile birlikte Cihan’a bakınca, Cihan iki kadının kendisi hakkında konuştuğunu anlamıştı ama aldırmadı.
“Başak’ın abisi. Uzun süredir yurt dışındaydı ve nişana gelemeyeceğini söylemişti Başak’a. Sanıyorum sürpriz yapmış.” Sare hayretle bir Cihan’a, bir Beril’e baktı. İnanamamıştı duyduklarına. O Başak’ı tek çocuk sanıyordu. Bir abisinin olduğunu duymak, ve o adamdan sigara aldığını hatırlamak onu hem şaşırttı hemde dehşet utandırdı. Beril hanım bir şeyler söyleyip Sare’nin yanından ayrılırken, Başak , Mete ve Cihan üçlüsü bir anda Sare’nin yanına attılar kendilerini.
“Sare seni kiminle tanıştıracağım bak.” Başak’ın heyecanı o kadar barizdi ki, görmeden, duymadan hissetmek bile mümkündü. Mete hala Sare’ye sinirle baksada biraz yumuşamış görünüyordu.
“Biz tanıştık zaten. Kısmende olsa.” Cihandan gelen Gaf ile Sare ne yapacağını bilemedi. Ya sigara içtiğini Mete’nin yanında söylerse? Bugün buradan canlı çıkarsa onun için bir milad olacaktı.
Tam tahmin ettiği gibi, Cihan’ın söylediği sözler Mete’nin hem şaşırmasına hemde sinirlenmesine sebep oldu. Cihan’ı hiçbir şekilde sevmiyordu ve Cihan’ında kendisinden haz etmediğini biliyordu. Sevmediği bir insanın Sare ile daha önceden tanışmış olması canını sıkmıştı.
“Aaa öylemi ? Nerede tanıştınız Abi?” Mete’ninde asıl merak ettiği soru buydu. Hangi ara, nerede tanışmışlardı?
Sare Cihan’dan önce cevap vermesi gerektiğini biliyordu. Yoksa işlerin içinden çıkılmaz bir hal alacağını fark etmişti.
“Şey bahçeye çıkmıştım hava almak için orada tanıştık.” Cihan o an anladı kızın amacının ne olduğunu. O kadar hızlı ve heyecanla konuşmuştu ki, bir şeyleri saklamak istediği her halinden belli oluyordu. Ve bu durumu Mete’nin fark etmemesi imkansız ötesiydi.
“Sare biliyor musun, yarından itibaren artık abimin asistanlığını yapacaksın.” Hayatın Sare’ye hiç gülmediği bir kez daha ortadaydı. Parçaları birleştirmeye çalışıyordu ama bir türlü anlayamıyordu. Ne için aistanlık yapacaktı? Kime asistanlık yapacaktı? Hayatının hangi kısmında Asistan olarak çalışmıştı ki şimdi çalışacaktı?
“Anlamadım.” Dedi Mete ve Sare aynı anda. Cihan’da pek anlamış gibi görünmüyordu.
“Çalıştığın kitapçıdan kovuldun ve iş arıyordun hatırladın mı ? Hah bende senin için iş buldum. Az önce abimin temlli döndüğünü öğrendim ve onun açacağı ofise kesinlikle senden daha iyi bir asistan bulunamaz.” Bugün neden hiçbir kelimeyi kavrayamıyordu anlamıyordu. Asistan olmak bir kenarda dursun, bu adamın ne işle uğraştığını bile bilmiyordu ki daha. Bakışlarını istemeden de olsa Mete’ye çevirdi. Yüzünde anlamlandırmakta zorlandığı bir ifade vardı. Sinirli görünüyordu evet ama aynı zamanda oldukça da meraklı gibiydi. Bir cevap vermesi gerektiğini anladığında, boğazını temizleme gereği hissetti.
“Başak hayatımın hiçbir döneminde asistanlık yapmadım. Aslına bakarsan, neredeyse bedava çalıştığım kitapçıyı saymazsak, hayatımın hiçbir döneminde çalışmadım ve sen benden çok iyi bir asistan olacağını düşünüyorsun öyle mi ?” Sorduğu soru ile Başak masumca Sare’ye  bakarken, Cihan gülmemek için olağanüstü bir çaba harcıyordu. Açacağı ofiste bir asistana ihtiyacı yoktu ama, bu kız nedense onu güldürüyordu ve gülmeye ihtiyacı vardı.
“Ama Sare inan bana abim sana tüm işi öğretecektir. Alt tarafı telefonlara bakıp randevu falan kaydedeceksin. 2 kişilik bir ofiste ne kadar zorlanabilirsin ki ?” Mete artık olaya el atması gerektiğini hissetmiş olacak ki, Başağa kötü bir bakış atıp lafa girdi.
“Başak Sare rahat yaşamaya alışmış bir insan. Biliyorsun ki kitapçıdan da işe kafasına göre canı ne zaman isterse o zaman gittiği için kovulmuştu. Bence bu konuyu burada kapatalım.” Cihan duydukları ile daha çok sırıtırken, Sare neredeyse Mete’nin üzerine atlayıp yumruklarını o güzelim yüzüne geçirecekti. Hiç tanımadığı bir adamın yanında onu razil etmesi gerekiyormuydu sahiden? Ayrıca Mete’nin bahsettiği gibi biri olmadığına kalıbını bile basabilirdi.
“Başak biliyorsun ki Mete her zaman ki gibi abartıyor. Cihan bey iş teklifinizi kabul ediyorum.” Söylediği sözler Mete’nin sinirle dişlerini sıkmasına neden olurken, cihanın uzun zamandır tuttuğu kahkahasını serbest bırakmasına neden oldu.
“Ben ne zaman iş teklif ettim sana?” Cihan’ın ağzından çıkan sözler, Sare’yi kırmızı bir domatese çevirdi.
“Başak şey diyince bende şey ettiğini düşündüm.” Cihan son yarım saattir hayatında hiç gülmediği kadar gülüyordu. Bu kıza sırf kendini güldürdüğü için bile para verebilir, işe alabilirdi.
“Abi inan bana Sare’den iyisini bulamazsın.” Mete tam Başağa karışmamasını söyleyecekti ki, Cihan elini Sare’ye doğru uzattı.
“Pekala. Henüz ortada bir ofis yok ama ben seni şimdiden işe alıyorum Sare. Yarın benimle ofis bakmaya geleceksin anlaştık mı?” Sare duydukları ile hem şaşırıp hem mutlu olurken, Mete’ye ‘gördün mü bak, adam beni hava da kaptı hah!’ Bakışını atmaktan eksik kalmadı. O an aklına gelen soru ile yüzü kızarırken, bunu sorması gerektiğini hissetti.
“Şey, ımm siz ne iş yapıyorsunuz?” Sorduğu bu soruyu iş teklifini kabul etmeden sorması gerekiyordu belki ama, Mete’ye bir şeyleri kanıtlamakla meşguldü o an.
Başak Cihan’ın konuşmasına izin vermemiş, onun yerine lafa girmişti bile.
“Abim diş hekimi Sare. İşinde bir numaradır.” Diş hekimimi!? Sare ufacık bir kan gördüğünde bile düşüp bayılan biriydi! Mete bildiği bu gerçekle sırıtırken, “Sare kan görürse bayılır.” Dedi alayla. Cihan bu ayrıntıya takılmayarak omzunu silkti.
“Sare’nin kanla bir işi yok muayehane’nin dışarısında olacak çalıştığı alan. O yüzden bu ayrıntı o kadar da önemli değil.” İki kadın ortada dönen konuşmayı gayet normal algılasada öyle değildi. Mete ve Cihan içten içe savaş bayraklarını çıkarıp birbirlerine sallamaya başlamışlardı. Ve bu savaş biri yenilmeden asla bitmeyecekti.

~~~

Çantasında ki anahtarlarla boğuşan Sare az sonra kapının önüne yığılacaktı. Saat gecenin 3 üne geliyordu ve henüz eve girebilmiş değildi. Derin bir nefes alıp elini çantadan çekti ve gözlerini kapatıp elini tekrar çantanın içine daldırdı. Tek hamle ile anahtarı bulup çıkarınca istemsiz bir şekilde küfür etti. Yarım saattir aradığı anahtarı bulmak bu kadar kolaydı işte. Evdekileri uyandırmamaya çalışarak sessizce kapıyı açtı ve eve girdi. Anne ve babası da nişana gelmişti ama onlar erken dönüştü. Nişanda o kadar bilinçsizce davranmıştı ki, anne ve babasının yanına hiç uğramadığını daha yeni hatırlıyordu.
Elinde ki anahtarı ve topuklu ayakkabıları geniş hole bırakırken, ses çıkarmamak için neredeyse diken üzerinde yürüyordu. Geceleri ses çıkarıp insanları uyandırmaktan nefret ederdi ve bunu sürekli yapardı. Aynen şuan da olduğu gibi. Annesinin evin her yerine koyduğu saksılardan birine , ve şans eseri en küçük olanına ve yine şans olsa gerek metal olanına çarpıp yerde yuvarlanmasına sebep oldu. İçinde ki ağırlıktan dolayı bir metre gitmesi bile imkansız olan saksı, metrelerce sürüklendi ve evde ki herkesin başına üşüşmesine sebep oldu. Bir daha kesinlikle dikkat etmeyecekti hiçbir şeye.
“Sare?” Babasının kendisine seslendiğini duyan Sare yavaşça arkasını döndü ve babasına sırıttı.
“Merhaba Demirci ailesi! Uyuyormuydunuz? Aaa uyumaya mı geldik?” Konuştukça saçmalayan Sare’yi ne annesi ne de babası umursamadı ve odalarına girdiler. Sare derin bir nefes alıp kendisine sövmeye devam ederken. Koridorun en sonunda bulunan, evin en büyük balkonuna sahip olduğu için taşınırken seçtiği odasına adımını attı. Odasında ki balkon o kadar büyüktü ki, burayı annesi ve babasına kaptırmamak için büyük uğraş vermişti. Özellikle yazları balkona attığı 3 lü salıncakta uyumaya bayılıyordu. Düşüncelerinin Mete’ye kaymaması için balkonda ki salıncağa kadar düşündüğüne inanamıyordu. Üzerinde ki kıyafetten kurtulup iç çamaşırlarıyla kaldığında bir adım daha atmaya hali olmadığı için öylece yatağa attı kendini.
“Pekala şu dakikadan itibaren Mete’yi asla düşünmeyeceğim. Düşünürsem kalbim kurusun, üzerime ev düşsün, bir daha yalan söyleyemeyeyim.” Son söylediği şey çok ağır olmuştu ama yapacak bir şey yoktu. Nişanlı bir adamı düşünmesi hiç etik olmayan bir davranıştı ve Sare’nin asla çiğnemeyeceği kuralları vardı.

Kural 1: Asla asla deme!
Kural 2: Bütün kurallar çiğnenmek içindir!

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Apr 13, 2017 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

DİRİLİŞStories to obsess over. Discover now