KENDİNE ZARAR VERME

16 0 0
                                        

Saat 11 e geliyordu çıkmama son 1 saat diye içimden geçirip boşları alıp deske doğru yürüdüm.Boşları bırakıp tablete aldığım siparişleri yazıcaktım ki harika ötesi,müthiş zihnim siparişleri unutmuştu yine tabletle bakışırken bi yandanda kendi kendime aferim Ayşıl yine harikasın 2 dakika aklında tutamadın siparişleri diye söylenirken ve saçma sapan mimikler yaparken, deskin hemen yanında oturup anladığım kadarıyla hergün burada nargile içen o çocuğa takıldı gözlerim.Gözlerini kırpmadan beni izliyordu ve muhtemelen azönce kendi kendime konuşmamıda görmüştü offf ya al yine rezil oldum mutlu son.Çocuğa gülümseyip kafamı hemen çevirdim ve kafede o gün sorumlu olduğum arka bahçeye geçtim.Arka bahçede toplam sekiz masa ve nargilelerin yapıldığı bölüm vardı.Masaların arasında yürürken yine herzaman yaptığım şeyi yaptım. İnsanların gözlerinin içine bakıp ne düşündüklerini hissetmek çocukluğumdan beri yapardım bunu.Okey oynayanlar,batak oynayanlar mesela şu köşedeki dördüncü masada oturan adam o kadar hırslı ki anlaşılan yeniliyorlar hırs, öfke gözlerinden okunuyor,kolasından büyük bi yudum alıp sert bi şekilde geri bıraktı bardağını.Ben içimden kırcaksın kardeşim bardağımızı ya derken Erdem'le çarpışmam bir oldu işimin üçüncü gününden sakarlık "Aman yavaş"dedi Erdem.Şuan kesinlikle kızarmıştım yüzde binbeşyüz yani eminim."Kusura bakma cidden ya yanmadın dimi" neyseki tepsi düşmemiş,içindeki hiçbir şey dökülmemişti.Erdem sıcakkanlılıkla "Önemli değil ya"deyip gitti.Erdem, zayıf,orta boylarda,ela gözlü,koyu saç rengi ve beyaz teniyle gayet normal bi çocukdu ben onu tanımaya çalışırken bi yandanda çay servisi yapıyordum.Çokda tanımak gibi bi amacım yok gerçi sadece insanlar üzerine düşünmeyi seviyorum.Çayları dağıttıktan sonra tekrar deskin olduğu yere yürüdüm su içmem gerekiyordu bi insan suya aşık olabilir mi ben aşığım baya yani saf, temiz ve onsuz yaşayamayız garip değil mi bu ya ? Sadece bana mı böyle geliyor su yani ne bileyim bence çok kutsal bunları düşünürken suyu iliklerime kadar hissederek içtim tek içişte bitirmiştim yine suyu. Pet şişeyi büzüştürüp tepsinin üzerine bıraktım.Deskin yanında oturan çocuğun yine beni izlediğini farkettim hayır yani arkadaşım hiç mi su içen biri görmedin ya ne bakıyorsun yani. Tek seferde içmişimki susamışım sen içmiyor musun su hiç sinirlendim ya.Su içerken rahatsız edilmeyi hiç sevmem bunları dönüp çocuğa söylemek istedim ama dönüp çocuğa bakamadım bile garip,sessiz sakin ama farklı ilk defa birinin gözlerine bakıp düşüncelerini hissetmek istemedim çünkü benden önce o hissedecekmiş gibi oluyordum onunla her gözgöze gelişimdi.Bi erkekle gözgöze geldiğimde sevgilimi aldatmış olmam değil mi ? Ama sanki o çocukla her gözgöze gelişimizde Arda'ya ihanet ediyormuşum gibi geliyor ben bunları arka bahçeye bakarak düşünürken o çocuk ise sanki her yaptığımı ezberlemeye çalışıyormuş gibi gözlerini üzerimden hiç ayırmadı.Bense tekrar masaların arasında yürümeye devam ettim boşları topladım,deske geri döndüm Erdem le o çocuk muhabbet ediyordu "Abi sen hangi sporu yapıyordun ?" Dedi Erdem kafam önümde sadece dinliyordum onları "MMA kafes dövüşü kardeşim" dedi.Ses tonundaki ağırlık o kadar farklıydı ki sanki 20 li yaşlarda değilde çok daha olgun bi adam gibiydi ve etkileyici,gerçi yaşını bilmiyorum ama 20 küsürlü yaşlarda olduğunu düşünüyorum.Erdem le konuşurken bana bakıyordu kafamı kaldırdım gözgöze geldiğimizde öyle bi baktıki kalbime bi ağırlık düştü anlam veremediğim.O an kadı anlayamadı ama 6 yıldır ördüğü duvarlarının tuğlaları kalbine düşüyordu.Sakallarını farkettim sonra simsiyah gözlerini, uzun kirpikleri bu mesafeden bile belli oluyordu.Simsiyah saçları,siyah teniyle o kadar eşsiz bi uyuma sahiptiki diye düşünürken cebimde telefonun titremesiyle ona bakmayı bırakıp telefona baktım.Arda birsürü mesaj atmıştı ve bilmem kaç defa aramıştı en tatlı ses tonumla telefonu açıp"Dünyanın en mükemmel sevgilisi nasılmış acaba" dedim."Sen benim telefonumu açmamaya yeminli falan olabilir misin acaba hayatım kaç kere aradım zaten dışardasın aklım sende kalıyor bide üstüne açmıyorsun müsait değilsende bi mesaj at çok mu zor sanki"dedi. haklıydı ben olsam efsane trip atardımda neyseki bana kıyamıyor.En duygusal ses tonumla"Ama sevgiliim çok kalabalık cidden özür dilerim hem neden bağırıyorsunki " dedim bi yandanda patronlardan birinin beni görmemesini umut ettim "Tamam sevgiliim merak ediyorum sadece lütfen mesaj at bişey yap olur mu." "Tamam sevgiliim musait oldukca yazcam söz ama şimdi kapatmam lazım seni çok seviyorum"deyip cevabını bile beklemeden kapattım telefonu ne olur ne olmaz yani.Zaten çıkmama son 10 dakikaydı off yarın bide okul var eve gidip duşa gircemde uyucam da oooo derken yine dışımdan konuşuyorum benim iç sesim yok galiba yok hep dışımdan konuşuyorum bu yüzdende azda başım belaya girmemiştir.Gökhan abi düşüncelerimi "Ne konuşuyorsun kendikendine yine deli kız" diyerek böldü.Gökhan abi 3 günde benim kendi kendime konuşmalarıma alışmıştı.Otuz iki yaşında sağolsun benim sürekli arkamı toplayan orta boylarda,esmer,keçi sakalı olan muhabbetide güzel olan abimiz hee bide kuponları var hergün oynar hiç atlamaz."Ben yine içimden konuşcaktım dışımdan olmuş abi o ya "dedim asık bi suratla Gökhan abi de gülümseyip"Hadi sen artık git geç oldu kuzu" dedi.Bana bu kadar iyi davranmasının nedenlerinden biride kız kardeşiyle aynı yaşta olmamdı muhtemelen."Tamam abi hadi iyi geceler"deyip depoya yürüdüm üstümü değiştirdikten sonra yukarı çıkıp mutfaktakilere de iyi geceler dedikten sonra sinem abladan günlüğümü alıp Ankara nın en sevdiğim caddelerinden birinde taksiye yürüyordum hafif yağmur yağıyor ve ben onu hissediyordum.Taksiye bindikten sonra "100. Yıl"dedim saat 12 yi 10 geçiyordu bense cama çarpan damlalara bakıyordum,camda damlalar farklı yerlere düşüp ortada saçma bi şekilde buluşuyorlardı belkide gökyüzünde hiç bulamamışlardı birbirlerini ya da hiç çarpışamamışlar,gerçi bi rivayete göre hiçbir yağmur damlası diğerine çarpmadan düşermiş yeryüzüne bunu oğrendiğimde her yağmur yağışında öyle birbirine çarpan var mı acaba diye de izlerim yağmuru bide malum suya aşığım,hertürlüsüne denizine,gölüne,yağmuruna,deresine tabi en güzeli saf su yağmurda öyle gerçi ama çamura sebep oluyor orda bi sıkıntı var diye düşünürken ben şoför "hanfendi 13 tl "diyerek beni kendime getirdi siyahlı beyazlı defactodan aldığım cüzdanımı çıkartıp parayı uzatıp indim arabadan.Ablam muhtemelen uyumuştur ki inşallah uyumuştur yoksa işi bırak bırak diye beynimin etini yeeeer baya yer yani.Ablam diye söylemiyorum 1 cümlede 5 tane laf sokar sen onları sindirmeye anlamaya çalışırken o yine laf sokar.Yavaş yavaş yürüdüğüm sokağın fazla karanlık olması ablam hakkındaki düşüncelerimden uzaklaştırıp kendisinden söz ettirdi.Hem seviyordum hem korkuyordum.Zaten oldum olası korkularımı sevmem gerektiğini düşünmüşümdür.Demir kapıyı sürükleyip apartmanın kapısına geldim ve içeri girdim ilk katda olan evimizin merdivenlerini çıkmakda o kadar zorlanıyordumki canım yanıyordu çalışmaya başlayalı 3 gün olmuştu ve 3 günde pestilim çıkmıştı ama bunu ne ablama nede Arda'ya çaktırmamam gerekiyordu çünkü bir olup beni işten çıkmam için ikna etmeye çalışacaklardı.Anahtarı kilide doğru soktuğumda çok sessiz olmaya çalıştım Arya uyanabilirdi ve Arya uyanırsa ablam beni keserdi. İki yaşında bi çocuğa göre sesi fazla gürdü ve şuan ağlaması en son istiyeceğim şey. Kapıyı açtıktan sonra dış kapının hemen karşısında kalan odama koca bi adımla attım kendimi.Atış o atış.Telefonun çalmasıyla hafifce araladım gözlerimi ve açtım telefonu "Günaydın prenses kalk hadi 2. Derse yetiş"dedi Arda "Tamam hayatım"dedikten sonra bi 10 dk daha uyuyayim diye koyduğum kafamı kaldırdığımda Arda arıyordu yine"Sevgilim hani kalkıyordun sen ?" Saate baktım 10 bucuga geliyordu ikinci derste bitmişti anlaşılan."Tamam geliyorum hayatım hazırlanıp." Deyip cevabını beklemeden kapattım yine çocuğun suratına bunu o bana yapsa isyan çıkartırım.Üstüme gri v yaka bluzumu,yırtık pantolonumu hızlıca geçirdikten sonra,kıvırcık,uç kısımları diplere göre daha açık olan saçlarımı omuzlarıma bıraktım.Çok uzundu saçlarım ama omuzlarıma ağır gelen ama bitürlü kopamadığım anılarımdan bi iki ay önce kopmuştum rahatlarım diye,düşündüğüm gibi olmadı. Hala acı çekiyorum.
Kaşımdaki piercingi düzelttikten sonra,kahve far,eyeliner ve rimelimide sürdükten sonra siyah kol çantamı alıp odamdan çıktım.Ah be abla bi kere uyandırsan ya beni.Ablam mimar,eniştem elektrik elektronik mühendisi.Dört yıldır onlarla yaşıyorum.Lisem bitiyor bu yıl kurtulucaklar inşallah benden.Her sabah ablam,enistem,Arya evden çıkarlar Arya kreşe bizimkiler işe ablamı sabahları terslediğim için artık beni uyandırmıyor.O uyku alınacak. Portmantodan asker yeşili,şapkasında mor tüyler olan montumu aldım, içi soğukdu birazdan beni ısıtacak olmasına rağmen şuan buz gibiydi. Dockers botlarımı ve anahtarımıda aldıktan sonra evden çıktım.Merdivenlerden inerken ayaklarımın sızladığını hissettim hâlâ yorgundum.Dün gece korkarak yürüdüğüm sokaktan aşağıya durağa doğru yürüyordum aklıma kafedeki o çocuk geldi bi an ne alakaysa deyip yürümeme devam ettim.Durağa gelmemle otobüsün gelmesi bir olmuştu bindim ve yine birsürü insan hepsinin kafasında ayrı düşünceler,farklı kederler,farklı yaşamlar ne kadar değişik bi durum aslında. O an otobüs kaza yapsa ve hepimiz ölsek daha önce hiç karşılaşmadığın,konuşmadığın insanlarla kaderinin sonu aynı oluyor.Ben yine düşüncelerimle boğuşurken muavin Millikütüphanee diye bağırdı.İndim metroya binmem gerekiyordu Ümitköyde ki okulum için ama ben metroyla okulun arasındaki mesafeyi gözümde çok büyüttüğüm için dolmuşu tercih ettim.Dolmuşdan inip okula yürürken telefonumun titrediğini hissettim bilin bakalım kim tabikide Arda."Efendim sevgiliim"diyerek actim telefonu."Nerdesin acaba prenses"dedi iğneleyici bi üslupla "Geldimki"deyip kapattım telefonu okulun önünde sigara içen arkadaşlarının yanında beni bekliyordu. Bir seksen boylarında,fit bi vücudu vardı Arda'nın.Beyaz teni,kumral saçları,sivri ve keskin yüz hatlarıyla yine yakışıklıydı benimki. Siyah bi kot üzerinde benim hediye aldığım kahverengi kaban vardı.Ona çok değer veriyorum bir yılı geçmiş olan ilişkimizde hicbir zaman saygıyı kaybetmemiştik.Birbirimizin yanında o kadar doğaldık ki işimize geldiğinde çocuk işimize geldiğinde büyük oluyorduk.Benim ailem onu,onun ailesi beni biliyordu.Rahattık birbirimize güveniyorduk,seviyorduk.Ben bunları onun gözünün içine bakarak düşünürken o çoktan gelip beni kendine çekip sarılmıştı."Tamam Arda boğulcam kardeş napıon ya" dedim. Kardeş napıon ya repliğini kullanmayı çok seviyordum o da bunu biliyordu."Tamam kardeş bıraktım kızma ya"dedi ellerimi ellerine kenetlerken bende ona tebessüm ettim hissetiriyordu sevdiğini bu yüzden onundum ya zaten.Bi öpücük kondurdu yanağıma."Nasılsın iş hayatın nasıl gidiyor Ayşıl hanım"imalı bi konuşmaydı onunki."İyi valla Arda bey rahatım"deyip gülümsedim o da saçlarımın arasına bi öpücük kondurdu ve sınıfa yürüdük.Ben bütün gün uyudum Arda arada bana yiyecek bişeyler getirdi,öğle arasında spor salonuna indik Arda,Ege,Mert,Berk basket oynadılar ben onların eşyalarını tutup salonun kapısının yanındaki koltuklarda uyumuşum yine.Uyandım ama gözlerimi açmadım sözde sessiz konuşan bizim öküzleri dinliyorum. Arda tepemde beni izliyor,öpüyor.Ege"Arda Ayşıl'ı uyandırmasak mı he ne dersin ?" Diye bi soru yöneltti Mert ve Berk karşı koltukta yığılmış su içerlerken Berk lafa atladı"Ege haklı Mert gitsin yemekleri alıp gelsin yoksa senin hatun bizi haşlar. Senin sevgilin ama biz senden çok trip yiyoruz." Mert hemen kalktı "Bencede ben hemen gideyim şimdi uyanır falan en azından uyandığında burda olmıyım.Aç , uykusundan yeni uyanmış ve öğle arasının bitmiş olduğunu duyan bi Ayşıl'la karşılaşmak istemem."deyip koşar adımlarla uzaklaştığını duyuyordum.Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.Evet Arda sevgilimdi 1 yıldır,yeni okuluma gelelide 1 yıl oluyor ve Ege,Mert,Berk hepsini çok seviyordum Ardanında yakın arkadaşlarıydı zaten ama onlarla aramızdaki tek şey Arda değildi hepsiyle ayrı ayrı konuştuğumuz,dertleştiğimiz zamanlar olmuştu.İyiki varlar diye geçirdim içimden ve cidden uyandığımda söyledikleri kadar çekilmez mi oluyorum ya tam yine Arda neden hiçbir şey söylemedi derken kulağıma doğru fısıldadı "Kahkaha atda kurtul prenses" beni benden iyi tanıyan adam nasılda seviyorum ya.Hönkürerek koltukta doğrulduğumda Ege yle Berk suratıma mal mal bakıyor Arda ise benimle kahkaha atıyordu."Bir"dedim kahkahalarım arasında "Ben o kadar mız mız değilim,iki beni neden uyandırmadınız sizin oyununuz yüzünden yine aç kalcaz" dedim.Ege"Yine aç kalcaz mı ? Ayşıl senle tanıştığımızdan beri derse girmedik okula gitmedik ama hiç aç kalmadık be maşallah boğazına düşkün olduğun için." Ege Arda nın en yakın arkadaşıydı o yüzden onunla daha yakındım birbirimize laf sokmak en büyük hobimiz ve Ardanında en büyük hobisi bizim atışmamızı dinlemek sanırım."Ben olmasam aç kalırsınız be kutsal yengeyim ben haksız mıyım Berk." Berk uzun boylu,zayıf,dalgalı saçları ve buğday teniyle çelimsiz duran bi tipti ama soğuk duvarları olan sessiz bi cocukdu."Haklısın yenge." Dedi herzamanki gibi suyunu icerken.Ege ise Berk'in tam tersi kaslı,Berkden kısa,yanık sarışın,kahve saçları ve koyu kahve gözleriyle gayet yakışıklı bi çocukdu.En uzun ilişkisi 4 ay çünkü aşırı kıskanç kızlar genelde kaçıp kaçıp geri gelir.Ege"Amaaan şunuda başımıza yenge diye getirdin ya Arda ne diyim sana."Ardanın en sevdiğim özelliği mesela benimle Ege arasında bi konu var tartışıyoruz ne beni uyarır ne Ege yi karışmaz en doğrusuda bu ya bence.Arda"Yoo gayet güzel getirdim bence şimdi Ayşıl olmasaydı kim bizim eşyalarımızı tutardı,kim üşüceksiniz hadi hemen üstünüzü çıkartın derdi ve cidden Ayşıl olmadan önce biz yemeği şimdi yemezdik."bana bakarak söylerken bunları göğsündeki yerimi aldım bende."Yaaa diyorum kutsal yengeyim diye "deyip utandığımı caktirmadan güldüm.Ege "Kutsal yenge kızz istiyoooom "diye bagirmaya basladi yine tam o bağırırken Mert yemekleri getirdi spor salonunun ortasında tavuk döner ayranlarımızı yedikten sonra sınıfa çıktık zaten son iki ders kalmıştı kafamı koydum ve uyudum.Dersler bitmişti uyandiğımda herkes cantalarini toparlıyordu.Arda A sınıfında olduğu icin genelde bizi beklerdi.Sınıftan çıktık uykulu uykulu Ardanın yanına yürüdüm elimi tuttu bizimkilerle oyun muhabbeti yaptılar.Sonra Arda bana döndü"Bugün de mi işe gideceksin"dedi istemiyordu işe gitmemi ama ben istiyordum yapacak birşey yokdu."Evet hayatım merak etme beni" deyip elimle dolmuşu yavaşlattırıp Ardaya bi öpücük kondurup dolmuşa yürürken bizimkilerede el sallıyordum.İnanır mısınız dolmuşda da uyumuşum.Indigimde sersem gibiydim Millikütüphaneden 7. Caddeye yürüyecek mecalim yoktu.Ama yürüdüm demekki varmış kafeye girdiğimde mutfaktakilere,Sinem ablaya,Gökhan abiye selam verdikten sonra depoya inip üzerimi değiştirdim.Tekrar yukarı çıktığımda Gökhan abiye nerde duracağımı sordum o da"Yan bahçede dur bende orda olucam yorulmazsın"dedi."Tamam Abi" deyip geçtim yan tarafa deskin olduğu taraf.O çocuğun hep oturduğu taraf.Herneyse.Bi kaç sipariş alıp boş boş etrafta gezindikten sonra deske yürüdüm gözlerimin o çocuğu aradığını farkettim.Bu saçma duyguya anlam veremiyordum.Kendime yakın hissediyordum neden bilmiyorum ama yakın hissediyordum.Vee geldii.Sinem ablaya,Gökhan abiye,Erdeme,kafede tanıdığı bi kaç masayada selam verip deskin önüde kalan 4 kişilik masaya,çantasını koltuğa,kulaklığını ve telefonunu masanın üzerine bıraktıktan sonra nargilelerin yapıldığı kısma gidip nargilesini söyledi.Erdem yemek yiyeceğini söylemişti arka bahçeye bakmamı rica etti.O çocukla yine gözgöze geldiğimizde gülümseyip arka tarafa geçtim.Arka bahçeye dahil ama deskin yanında kalan masada hergün gelen Yiğit abiler vardı 101 oynuyorlar,gülüyorlardı Yiğit abi arkasını dönüp "İlker nasılsın?"dedi.Adı İlker'di o çocuğun bense adını düşündüm.Sonraki muhabbetlerini duymamış bi kaç servis getirip götürüyordum adının İlker olduğunu öğrendiğim çocuk ise Erdem'e,Gökhan abiye çikolata ikram ediyordu.Tam Yiğit abilerin masasının orda Yiğit abinin arkasında duruyordu bense oradan deske geçicektim tam yanından geçicekken "İster misin?"deyip eti pufu uzattı."Teşekkür ederim tatlı çok sevmem."deyip gülümsedim o ise garson önlüğümün cebine eti pufu koyup "Yersin yersin."deyip gülümsedi.Sakallarının arasında kalan gamzeleri o kadar mükemmel bi detaydıki.Ve ben o gamzelerin derinliklerine kendimi hapsedicektim.

PUSATWhere stories live. Discover now