Arkadaşlar muhtemelen burayı eş geçerek hikayeye başlayacaksınız ama olsun.
Bu benim ilk çalışmam değil ama ilk defa cesaret edip yayımladığım hikaye.
Acemilik yaparsam affola..
Medya = izel
Mihrimah~
《▪》 Giriş
İzel, su ana kadar bircok kisinin kullandığı ama şu an kendisine ait olan giyinme odasında ellerini sarıyordu.
Duvarlarda birçok dövüşçü ve modelin eskimiş posterleri vardı. Bikinili kızların posterleri dahi o duvarda yer ediyordu. Özel bölgelerine kalp çizilmiş altına da 'fuck you harder baby' Gibi notlar yazılmıştı. Duvarlar gri ve rutubetli bir şekilde insana karamsar bir hava veriyordu.
Odada küçük bir kıyafet dolabı, büyük bir koltuk, mini bar ve etrafı empullerle kaplı bir Hollywood aynası bulunuyordu.
Ama yinede en belirgin olan rutubet kokusuna karışan berbat ter kokusuydu.
Anlamıyordu İzel. Burayı sadece o kullanıyorken nasıl bir futbol takımının soyunma odası gibi kokabiliyordu ?
Kendisi maçtan önce ve sonra daima duş alırdı.
Keşke kafasını meskul eden sadece bu olsaydı.
Keşke oda aptal bir aşık olsaydı veya kafası ailesiyle sorunları ile dolu olsaydı.
Ama malesef öyle olamıyordu..
Ailesi zengin değildi. Babası patron veya iş adamı da değildi. Babası emekli bir balıkçıydı. Annesi Izel 15 yaşındayken Lösemi yüzünden vefat etmişti.
Ama yinede babasıyla iyi anlaşıyordu. Babası sessiz ve huzur dışında hiçbir şeyde gözü olmayan biriydi. Yılda en fazla 3 kere telefonda konuşup yazın 1 haftalığına yanına gittiği babasını seviyordu.
Ha birde kardeşi vardı, Kemal. Çanakkale de mimarlık okuyor ve evlilik hazırlıkları yapıyordu.
Basitti ailesinde ki insanlar. Herkes gibiydiler. Hikayelerdeki büyük evlerde, kazan kazan paraların içinde yaşamıyordu.
Onun sorunları başkaydı. İzmir den istanbul'a Truzim okumak için gelmişti. Hayalleri belliydi. İşini eline alıp mutlu olmak istiyordu. Aile babası olmaya layık bir adamla evlenip 2 çocuk sahibi olmak da buna dahildi Bir kız birde erkek.
Aklına gelen anılarla hafifçe gülümsedi loş odada. Keşke, dedı. Keşke öyle kalsaydı.
Ama istediği gibi olamadı. Emekli babasının yolladığı para yetmediği için iş arayışına girmişti. Okuldan bir kız onu bu mekana getirmişti. Ona birkaç teknikle kısa yoldan rekabeti öğretmişlerdi. İzeli sadece bir kum torbası olarak kullandırmaktı amaçları. Bir iki basit maçta başarı elde ettikten sonra onu büyük maçlara sokacak ve yenilmesini sağlayacaklardı. Bu sayede dövüşlere gelen kişi sayısı daha da artacaktı.
İnsanlar böyleydi. Aslında rekabet değil de kaybedenin çektiği acıyı dinlemeye geliyordu herkes. İzel olayı çok kolay kavramış ve bir çok bahiste galip gelmişti. Yeniyor yeniyor, yendikçe güçleniyor ve acıyı hissetme duygusunu yitiriyordu. Bir yarayı her gün tekrar ve tekrar açmak gibiydi. İlk başta her maçtan sonra hastaneye uğruyor birkaç serum yiyor "aile içi sorunlarımız var" diyip doktorları geçistiriyordu ama hiçbir aile iç kanamaya yol açacak şekilde evladını dövmezdi.
İzel zamanla ün saldı. Ha aklınıza dev şeyler gelmesin. 3 senenin ardından hala ilk kazandığı paradan biraz fazla kazanıyordu. Ama şu an daha fazla para kazanmasını sağlayacak bir iş bulması imkansızdı. Aylık 2700tl civarı bir para alıyordu. Tabi değişiyor yenilgi ve galibiyetlere göre fark gösteriyordu ama işten ayrılamamasının tek nedeni bu değildi. Çalıştığı kaçak dövüş kulübü ile 3 senelik bir anlaşma yapmışlar ve ölmesi haricinde her hangi bir sebepten işten çıkmak isterse kafasına sıkacaklardı. Mükemmel bir ikna yöntemi değil mi ? İşte politika!
İzel kafasını kaldırıp oturduğu yerden aynaya baktı. Yüzünün belli yerlerine gölge düşüyor koyu yeşil gözlerini aynada daha da ortaya çıkıyordu. Yüzünde kendisinin dahi çözemediği farklı ifade yine tam da yüzünü kaplamıştı.
Son gecesiydi. Buraları iyi bilirdi. Bu gece büyük ihtimalle ölecekti. Koskoca İstanbul da namı 'Sarı kaplan' olarak yürüyen biriyle karşılaşacaktı. Hadi ama! Ne bekliyordunuz ki? İzel basit biriydi. Sadece sık spor yapıyordu ve fazlalık yağları yoktu. Kaslı değil, pratik sahibiydi. Aşırı güçlü değil, refleksleri gelişmiş bir insandı.
Bu gece o sarı çiyan tarafından ezilmese çok mutlu olacaktı.
Eski kapı kaba bir şekilde açıldı. Alev kırmızısı saçları ve deri pantolonu ile Selen kafasını kapıdan uzatmış ve sinsice gülmüştü.
Selen yönetici nin işe fiziği için aldığı zeki bir kızdı. Ve evet, çok güzeldi.
"Bebeğim, hazır mısın" dedi. Gülümsemesi büyürken ekledi ;
"Sarı bebek geldi. Yan odada büyük kalçalarının üstünde oturmuş seni ezme planları yapıyor"
Kafasını sağa sola sallayarak ve gülerek eğdi.
Komik gelmesi normal değildi değil mi?
"Geliyorum" dedi, kafası hala yerdeki lekelere odaklıyken.
"Bekliyor olacağım sexy şey seni " diyerek kıkırdadı Selen.
İzel kafasını kaldırıp Selen'e 'ciddi misin?' Bakışı attığında Selen sanki yapabilecekmiş gibi daha da güldü ve kapıyı vurarak çıktı tam olarak girmediği odadan.
İzel ellerini yumruk yapıp açtı. Ellerine baktı. Ellerini güzelce sarmış, ve hazır hale gelmişti. Üstünde bir sporcu sutyeni ve boxer hesabı bir şort vardı. Ayağında ise basit bir spor ayakkabı.
İnanmayabilirsiniz ama arkasında 'Baby' 'King' 'Cool Girl' 'Bad Girl' yazılı uzun cubbelerle ringe çıkan ve içine pullu simli sütyenler giyen kızlar coktu.
Fazla abartmıyormuydu herkes? İşi bitirip paramızı alıp eve gidelim diye düşünen yek kişi kendisi miydi?
Bitmeliydi. Artık bu aptal yerden çıkmalıydı.
Şu ana kadar biriktirdiği tomar tomar para ve okuduğu bölüm sayesinde öğrendiği 4 dil ile masa başı bir iş bulacak ve hayatını düzene sokacaktı. Vücudundaki ve ruhundaki yaralar kapanacak ve tek başına huzurlu bir hayat kuracaktı. Bu gece tam da bunun için savaşacaktı.
Derin nefesi eşliğinde hızlıca ayağa kalktı. Bunu sıkça yapardı. Diğerlerinin aksine en hatta tek iyi olduğu şeydi refleksleri. Herşeyi oldukça hızlı yapar ve hızlı hareket ederdi. Bu her daim ise yarardı.
Yerinde birkaç kez zıpladı genç kız. Boynunu iki yana eğdi. Kafasını tavana kaldırıp gözlerini kapattı. Yapabilirdi...
YOU ARE READING
Queen Of Darkness
Teen FictionTeni acıyordu. Bir o kadar da ruhu paramparça olmuştu. Daha önce ölmemişti ama sanırım ölmek bu olsa gerekti. Ringin etrafında ki insanlar sahneye banknot desteleri fırlatıyor "Kalk ayağa İzel!" Diye bağırıyorlardı. haklıydılar. Izel in şu ama kada...
