Lotus olmak, kendini bilmemekti.

350 18 26
                                        


Buraya seriye başladığınız saati yazar mısınız ?Haberimiz olmadan kaç kişiyle aynı satırlarda bir araya geliyoruz.

Bölüm 1

Kendince yaşıyor, kendince ölüyordu. Zira bazı şeyleri yaşatmak için bazı şeyleri öldürmek gerekiyordu hayatta. Ama asıl hayali bir lotus olmaktı.

İnsanlar onu görünce ona büyük bir hayranlık duysalardı mesela .En azından acıyarak bakmasalar yeterdi ona. Çevresindeki bataklığı o güzel lotus çiçekleri gibi temizlerdi. Olabildiğince yeşil olurdu manzarası... Adına yazılmış tonlarca şarkı sözü, şiirler... Ölü açsa bile canlı yaşardı kendi evreninde.

Pek çok konuda olduğu gibi yine istediğini elde edemediğini düşünüyordu .Bu konuda zaten epey düşünmüş olmalı ki canı sıkılmış ,zihni çamurlu bir toprakcasına bulanmıştı. Her zamanki gibi temizlemek de kendisine düşen bir görevdi sadece.

Varlığı... Kim yer verirdi ki ona ,kendisi dahi varlığını kabul edemezken. Şimdiye kadar yaşadığı şeylerin kendisine özel bir ön sözden başka bir şey olmamasını istiyordu. Boş bir duvarda anlamsız bir portre kadar önemi olan nefeslerinin dünyasını oluşturmasına hiç hevesi yoktu.

Yorulmuştu ...Saçma insanlardan , hayatını kum saati gibi bir dakikaya sığdırmaktan , binlercesi yazılan kopya romanlardan, şarkılardan, şiirlerden... Fakat onu en çok yoran şey bunların hiçbiri değildi. Sevdiklerinin kendine sırtına dönmesi yüreğinde Sahra Çölü'nü yaşatıyordu öylesine. Küçük Prens ise kayboluyordu adımlarında.

Fakat bu kayboluş bilinçli bir kayboluştu. Güneşin bu gece Sahra Çölü'nü kavurması kadar bir acıyla penceresinden sığdığınca gökyüzünü resmetmesiydi. Bir cambaz ustalığıyla karşısındaki pencereye zıplamak fırçalarına bir hayaletin hayali rengini bahşediyordu. Peki ya ne rengidir parmak uçlarından sızan dehşet, diye sorsa hangi ressam cevaplayabilirdi.

Hayatı şimdi o parlak gümüş kolyenin arkasına saklanmıştı. Penceresine bakarken gördüğü aya baktı. Biraz sonra siyah volanlı perdesi beyaz ayı kapatarak bir tezat oluşturuyordu. Şimdi gecesi başladığı yerde bitiyordu. Göz ucuyla odadaki sesi küçük kendisi büyük saate baktı. Kirpiklerine değen rüzgar zihninden esmeye devam etse de düşüncelerini uçurmaktan çok derinlere sürgün ediyordu.

Olduğu yerden kıpırdayıp üstüne bir ceket aldı. Hızlı bir hareketle kapıyı açmadan önce çantasını sırtına kabaca aldı ve boş koridora çıktı. Arkasından gelen soğuk sesle titredi ölü gün. Koşmaya başlarken henüz beş dakika önce gördüğü kat haritasının kendine verdiği azimle kendini kapıya doğru attı.

Kendine telkinlerde bulunurken her şey bir son dans hızındaydı .Kendisini ilk dansına kalkan bir ince hastası gibi hissediyor, gümüş kordonu yavaş yavaş inceliyordu.

Rutubet kokan eski oda ona maziyi anımsatırken şu an sadece alzheimer olması gerektiğini hatırlıyordu.

Çalınmaktan çok incinen kapı ağlamaya tahmin ettiğinden çok daha önceden başlamış olmalı ki gözyaşlarını talaş olarak döküyordu.

Planlamadığı gibi hızlı bir kararla ufka bakan geniş terasa çıktı. Arkasından kapıyı kilitlemeye çalışsa da eski kapı olanak vermeyen amansız bir düşman gibi izin vermiyordu.

Kamuflaj izci çantasını aşağıya hızla bıraktı. Bir süre sonra sessizliği prensip edinmesine rağmen dudaklarına hakim olamayarak ne olduğunu dahi bilmediği şarkılar mırıldanmaya başlamıştı.

Bir şeylerin ters gittiğini ancak arkadaki devrilme sesleriyle anladı. Kendisini aşağıya bir kum torbası edasıyla bıraktı. Daha parmak uçları yeryüzüne ulaşmamışken sırt çantasını tekrar eline alarak koşmaya başladı.

Nefes aldığını hissetmese de bacaklarındaki derin sızı yaşadığını ona hatırlatıyordu. Seslerin kesilmesiyle ilk bulduğu ağaca çıktı. Emin olmalıydı, aslında kaçmak sürekli yaptığı bir iş değildi. Her şeyden kurtulmak için bekler ve hallederdi.

Cebinden çıkardığı küçük tuşlu telefona baktı. Ama iletişim kurmak için yeterliydi. Kendiyle çekişmeli kavgayı burada sona endirerek rehberindeki tek isme umutsuz bir bakış attı. "Sabah ararım, zaten dertlerimle başına yeterince bela açıyorum." dedi sadece evreninin ve kendinin duyabileceği bir sesle.

Terastaki düşüşe nazaran hafif bir şekilde kendini aşağı bıraktı. Adımları birbirini akrep ve yelkovan gibi takip ederken altında gördüğü zeminle beraber otoban emrine amadeydi. Çantasından turistler için mini boy İstanbul haritasını çıkardı .Birkaç şeye baksa bile kendi bildiğini okumaya karar verdi.

Biraz sonra gecenin siyahı hat safhaya ulaşıp yıldızlar onu içine almıştı. Adımlarını hızlandırırken kayan yıldızların dilek dilemek istediği zaman neden saklambaç oynadığını anladı.

Yıkık bir fabrika görünce telaşla oraya doğru ilerledi. Ezbere dönüşen kare zihninde canlandı. Hiçbir adımı atlamadan sistematik bir şekilde hafif bir şekilde pas tutan beyaz eski ve yuvarlak kapı kolunu tutarak kendine çekti.

Şimdi geriye kalan tek şey kalan ömrünü burada geçirmekti. Kaçmaktan kolaydı öyle değil mi?

Her ne kadar olaya pek bir nikbin bakamasa da kesinlikle kurtulduğu yerde yaşayacağı alternatif sonundan burası daha iyiydi. Çürümeye yüz tutmuş kemiklerini oynatınca kendini iyi hissetmediği açıktı ve keskin bir çizgiyle belirlenmiş bir sınır gibiydi.

Sessizliği bozan rüzgarın üflediği kapı oldu. Pencereleri açtığında ayın ışığı bedenine değil son kez kadim ruha vurdu.

〰Destek olacağınızı umarak oy ve    yorumlarınızı bekliyorum〰

LOTUS Where stories live. Discover now