⠀
⠀
⠀
⠀
⠀
⠀
⠀
⠀
5 Ocak 1999, İzmir.
⠀
⠀
⠀
⠀
⠀
⠀
⠀
Bulutların kapattığı hava ve sis yoğunluğu yıldızları geceye gizlerken, ellerimi ceplerime sokmuş ilerliyordum yorgun adımlarla. Halimden bi' haber günlerim, aynadaki bedene bakmadan geçiyordu. Oturduğum evde yaşamak söz konusu değildi ya gerçi, bu yüzdendi sokaklarda it gibi sürünüşüm.
Çiseleyen yağmur damlaları bir anda hızlanmaya başladığında, ellerimi kapüşonuma götürerek indirdim ve yürümeye devam ederken kaldırdım hafifçe başımı. Geriye doğru dik durmayı o tenhalıkta başarmış siyah saçlarım, yağmurla birlikte ıslanarak kaşlarımın üstüne düşmeye başlamıştı. Gözlerimi kapatmış bir şekilde adım atarken, çok geçmeden geri eğdim başımı. Hissedebildiğim bir tek soğuk yağmurlar kalmıştı, her şeyden geriye.
Sokak arasından geçtiğim sırada arka cebimde titreşen telefonum ile bir elimi kaldırarak saçlarıma daldırdım, hafifçe karıştırdım ıslak saçlarımı. Mesaj gelmişti, ve kimden geldiğini az çok tahmin edebiliyordum. Bu yüzden eve gidince bakmak en iyisi olacaktı. Köşeyi dönerek caddeye çıktığımda, sokak lambalarının loş ışığı etkisinde, yerde parlayan küçük gölcüklerde gezindi yarı açık gözlerim. Adım atacak gücü kendimde bulamadığımda arkamdaki duvara doğru yasladım sırtımı ve sokağın sonundaki evi izlemeye başladım. O evin önüne giden karanlık, sisli sokağı. Sonra küçük bir beden canlandı gözlerim önünde, gölcüklere atlayıp basarak sokağın sonuna doğru giden, saçları okyanustan esinlenmiş misali dalgalanan. Hafifçe tebessüm ederken kısıldı gözlerim.
Ardında bıraktığı küçük dalgalar, büyük bir felâketin eseriydi.
Derin bir nefes vererek soğuk dumanların dudaklarımdan çıkışı ile birlikte havaya süzüldü o beden de. Bazı şeyleri tutamıyordu insan, ne ellerinde ne de gözlerinde.
Tekrardan telefonumdan gelen art arda ısrarlı titreşimler ile elim bu kez cebime gitmiş ve telefonumu alarak direkt mesaja basmıştım.
⠀
Koray
Babasını bulduk.
*konum* burası.
Lan kime diyorum, Aras neredesin?
⠀
Büyük bir zevkle beklediğim mesajlar, beni şimdiki zamana geri getirecek nitelikleri fazlasıyla taşıyordu. Kısık gözlerim tamamıyla aralanmış ve konum bilgilerini kontrol etmeye başlamışken, yağmur durmuş olsa dahi, diğer elimle kapüşonumu geri taktım ve hızlı adımlarla sabit adresi incelerken ilerlemeye başladım. Islak saç uçlarımdan akan damlalar yanaklarıma ve burnuma tek tek düşerken, bu mekana yürüyerek gidemeyeceğimi bilsem de yağmurda yürümeyi çok istiyordum. Bildiğim bir diğer şey ise fazla geç kalırsam riske gireceğim ve en önemlisi Koray'ın şahane dilinden kurtulamayacağımdı.
Sokaklar arasından geçerek sonunda çıktığım cadde ile durağa gelen son minibüs ilişti gözlerime, hızlı adımlarımı koruyarak hemen karşıya geçtiğimde, kapısı açık bekleyen minibüse bindim ve ayakta dururken elimi cebime götürdüm. Bana değip geçen gözleri hissediyordum. Genelde hep böyle olurdu zaten. Cebimde kalan bir miktar parayı çıkartarak uzattım şoföre.
''Son durakta ineceğim.''
Parayı alırken beni onaylayan şoför ile kapıya en yakın olan koltuğa oturdum. Sadece iki kişi vardı, gecenin bir yarısı olduğu için kullanıyordum. Bu tür toplu taşıma araçlarını kullanamazdım, hepsi hayatımı riske atıyordu. Benim hayatım demek, arkadaşlarımın hayatı demekti, bu yüzden son derece dikkatli olmak zorundaydım.
VOUS LISEZ
Ağıt İskeleleri
Romancegökyüzünün yıldızı çok, merhameti azdı; dünyanın ise çözümlü derdi çok iken adaleti hiç yoktu. Aras Yıldıray, yönetime boyun eğmişler arasındaki bir başkaldırıydı. o, kendisine göre adaletini sağlayacaktı. ⠀ © 31.05.2020
