"Annecim, lütfen bir kerecik dışarı çıkıp dolaşsam ne olur?" Kahvesinden bir yudum aldı. "Olmaz dedim Gece!" Bir günde izin verseler şaşarım zaten. Madem benim iyiliğimi düşünüyorsunuz salıverin gidiyim ya... Yüzümü astım. Kabarık mavi elbisemin ucundan tutup altın rengindeki koltuklardan birine oturdum. Anneme göz ucuyla baktım. Umarım tepkisi olumlu yönde olur. Çünkü olumsuzunu düşünmek bile istemezsiniz. Gözlerimi tekrar kucağımda birleştirdiğim ellerime diktim. Annem derin bir nefes alıp "İstersen bahçeye çıkabilirsin Gece." Kafamı yavaşça kaldırdım. Kaşlarımı hafifçe çatarak "Bu duvarların ardını göremiycekmiyim ben ya?!" Annem de kaşlarını çattı. Ama benden daha çok. Umarım fazla ileriye gitmemişimdir. "Sanki hiç görmedin Gece!" Gözlerimi hafiften devirdim. Çokta saygısız olmamak gerek tabii. "Ama korumalarla..." Ayağa kalkıp yanına doğru ilerledim. Önüne geçip yere oturdum. Ellerimle ellerini tuttum. "Anne... Sadece özgür olmak istiyorum..." Ses tonum kısıktı. Annem bile zor duymuştu galiba. Yüz ifadesi biraz olsun yumuşamıştı. "Biliyorum kızım... Ama bizde senin güvenliğin için bunları yapıyoruz..." Ellerimi çektim. Bunları duymaktan bıktım artık. Resmen ezberledim ya... Annemden yüzümü çevirip yere bakmaya başladım. O sırada biraz etrafına bakındı. Yüzümü avucunun içine alıp beni kendine çevirdi. Mecburen gözlerinin içine baktım. Hızlıca "Sadece bir saatliğine çıkabilirsin. Ama kendini belli etmeyecek şeyler giy. Anladın mı beni?" Birden gülümsemeye başladım. Canım annem benim! Yüzümdeki ellerini alıp öptüm. "Çok teşekkür ederim!" Bana samimi bir gülücük attı. "Hadi kalk! Seni yerde oturmuş bir halde görmesinler." Normalde olsa sinirlenirdim. Ama şimdi hiçbir şey moralimi bozamaz. Çevik bir şekilde ayağa kalktım. Anneme son bir kez sarılıp yukarı çıktım. Arkamdan bağırıyordu. "Koşma düşüceksin!Zarif bir prensese yakışmaz!" Ne kadar kızgın bir ses tonuyla söylemek istesede onun da mutlu olduğu belliydi. Takmadan koşmaya devam ettim. Dev gibi kocaman odama girip dolabımı açtım. Böyle durumlar için kıyafetlerim vardı. Herkes gibi dar paça kot pantolon ve üstünede açık mavi bir tişört giydim. Saçlarımı açık bırakıp dolabımın bir köşesinde sakladığım beyaz spor ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Aynanın önüne geçip kendime baktım. Yine her zaman ki gibi güzel olmuşum. Odamda ki askıdan sırt çantamı takıp geldiğim gibi hızla aşağıya indim. Annem hala salonda oturmuyordu. Umarım biri beni görmez. Merdivenin son basamağını da indikten sonra hızlıca etrafa göz gezdirdim. Kimse yok. Sessiz ve hızlı adımlarla kapıyı açıp kendimi bahçeye attım. Neredeyse okyanus kadar büyük olan havuzun yanından geçip arka kapıdan çıktım. Adımlarımı yavaşlatıp yürümeye başladım. Boynumda asılı duran fotoğraf makinesini açıp güzel bulduğum yerleri çektim. En azından saraydayken de bakabilirim. Biraz daha yürüdükten sonra kalabalık bir yere geldim. Aslında yolları çok bilmiyorum. Kaybolmazsam iyidir. İnsanların arasından kendimi belli etmeden geçtim. Yani belli etmemişimdir herhalde. Etrafdan 'Aa! Prenses!' diye bir ses gelmediyse ve insanlar hala fotoğrafımı çekmeye başlamadıysa kimse beni görmemiş demektir. Kalabalıktan giderek uzaklaştığımda önümde bir ev gördüm. Bahçenin duvarlarını aşan ağaç dalları bana çiçeklerini uzatıyordu. Biraz daha yaklaştım. Tam flaş patlıycaktı ki arkamdan bir ses geldi. "Burada olmamanız gerekiyordu, Prenses Gece..."
YOU ARE READING
PRENSES
Teen FictionÇocukluk aşkına yıllardır uzaktan bakmasına rağmen sonunda bir tesadüfle görüşmeye başlayan Gündüz... Ne kadar yaşam stilleri birbirlerine uymasa da onun kendisiyle birlikte olmasından mutluluk duyan Prenses Gece... Sonları ne olacak? Bir prenses, d...
