Bölüm-1

76 18 7
                                        

Kendimi dünyadan soyutladığım beynimde, düşüncelerin en ufak kırıntısının bile barınmadığı anlardan birini yaşıyordum yine. Beni böylesine huzura kavuşturan sadece deniz kenarında dalgaların kayalara çarpmasıyla oluşan o güzel ses ve hırçın denizin kokusuydu. En savunmasız halim, en dalgın dalgın yürümelerim, hüzünlerim, mutluluklarım hep beni bu sahile sürüklerdi. Çünkü bir tek burada rahatlıyordum, ciğerlerime denizin tuzlu kokusunu çekerken genzimin yanmasında ki an müthiş derecede iyi hissetmemi sağlıyordu. Yine okuldan çıkmış ve eve otobüse binip gitmek yerine sahil boyunca yürüyüp kendimden geçmek istemiştim. Hava bugün yine bulutlar tarafından istila edilmiş ürkütücü gri rengine boyanmış deniz ise kopkoyu rengi ile hırçınlaşmıştı işte bu manzara baha biçilemezdi benim gözümde...

Hava kararmaya başladığında eve doğru hızımı arttırarak ilerlemeye başladım nitekim yağmurda çiselemeye başlamıştı ve ben şemsiyeden hiç hazzetmezdim hem taşımaktan üşeniyor hemde onu elimde tutana kadar ıslanmayı tercih ediyordum en azından günün pisliğinden arındırıyordu insanları.
Eve vardığımda saat çoktan 18:00 olmuştu bile hemen üzerimdekilerden kurtulup sıcacık bir duş almak için banyonun yolunu tuttum. Duştan çıktığımda annem akşam yemeği için sofrayı hazırlamış babamsa televizyon izliyordu. Azra ortalıklarda görünmüyordu. Hızlı bi şekilde saçlarımı kurutup taradım ve annemlerin yanına geçtim babam da o sırada televizyonun sesini kısıp ayağa kalkmıştı masaya oturduk hepimiz.

"Anne Azra nerede? "

Okuldan beraber çıkmamıştık ve en son onu sabah görmüştüm bu yüzden merak etmiştim. Azra benden bir yaş büyük olan ablamdı ama ona abla demiyordum çünkü abla gibi değilde kardeş gibi davranıyordu hem arada bir yaşın lafı olmaz gibi geliyordu kısacası ben öyle sesleniyordum işte ne farkederdi ki... Düşüncelerimden annemin seslenmesiyle sıyrıldım" Arkadaşıyla ödev yapıyorlarmış kızım, o yemeğe katılmayacak." dediğin de bende fazla kurcalamadım bu kadar hızlı ne ödeviydi anlamamıştım okullar açılalı daha 2-3 hafta oluyordu hemen ödeve yükleneceklerini sanmıyordum ki son sınıftık haliyle biraz da sınav tantanasından dolayı serbest bırakılıyorduk öyle ödevle sıkmıyorlardı hocalar doğru olanıda buydu zaten. Azra ile aramızda çok yaş farkı olmadığından annem ve babam bizi aynı yaşta okula vermişler beraber okumamızın daha iyi olacağını düşündükleri için bu yüzden Azra' da benim gibi son sınıf fakat aynı sınıfta değildik. Yemeğimi yedikten sonra anneme yardım edip odama geçtim hiç içimden gelmesede bir kaç kitap kurcalayıp yatağıma uzandım. Kulaklıklarımı da takıp son ses müzik açtım deniz kenarında yürümek bi yana birde şarkı dinleyip dünyadan soyutlanma bi yana bende, kendimi bulduğum hayatımı baştan aşağı gözden geçirdiğim anlar işte bu zamanlardı. Ben beş kişilik çekirdek ailenin bir üyesiyim çekirdek sayılıyor mu bilmiyordum fakat çokta geniş değildik orta halde büyüklükteydik sanırım. Azra ben ve birde bizden beş yaş küçük kardeşimiz var, Yağız. Kendi halinde yaşının gereği ergen ruh haliyle okul ev mekik dokuyordu fazla konuşmazdık arada bi takılırdık birbirimize, Azra ise bambaşka bi olay geniş arkadaş kitlesine sahip süslü kokona benim ablam bana ne kadar tezat olsada aynı kandandık işte. Ben mi? Ben ise tek tük arkadaş ile anlaşabilen çok konuşmaktan hazzetmeyen kendi halinde bir kızım. İnsanlara karşı veya çevreme karşı soğuk değilim tabii ama fazla konuşmayı sevmediğimden o gözle görülüyorda sayılırım...
Sabah gözlerimi açmadan baş ucumdaki saate elimle susması için yumruk indirdim, çünkü daha sabahın körüydü tatlı uykuma devam edeceğim diyemem çünkü lanet olsun ki okul var. Saat 7:00' da mecburen uyku mahmuru bir şekilde ayaklarımı sürüyerek yataktan kalktım. Elimi yüzümü yıkayıp dişlerimide fırçaladıktan sonra lavabodan çıktım. Uyuşuk bir şekilde üzerimi giyindim ve saçlarımı sadece serbest bırakarak üzerime deri ceketimi ve ayağıma postallarımı geçirerek evden ayrıldım. Hava yine yağmurluydu burada ne zaman yağmur yağacağı belli olmuyordu maalesef ki onun için önlem almakta fayda var diyerek yola koyuldum. Bugün yürümeye vaktim yoktu hemen otobüse binip okula vardım. Okuldan içeri girdiğimde direkt sınıfıma çıkmak için yön değiştirmiştim ki arkamdan "Arel! " diye seslenilince istemeyerekte olsa arkamı döndüm konuşmayı sevmiyorum demiştim buna birde sabah eklenince hiç sevmiyorum... Sabahları yeterince huysuz oluyordum zaten. Azra bana doğru koşarak geliyordu, " Azra? " Ben ondan cevap beklerken o ellerini dizine koymuş nefes alış verişlerini düzene sokmaya çalışıyordu. Doğrularak boylarımızı eşitledi " Annem dün birşey dedi mi? " diye sordu. Bu soruyu neden bu kadar alelacele sordu anlamamıştım ama altından birşeyler çıkacağı belliydi. " Birşey mi söylemesi gerekiyordu? " dedim aniden. Oda afallayarak " Hayır, sadece dün eve geç geldim. Sabah senden erken çıkmıştım birşey dediyse diye sormuştum." Dedi ama ben zaten normal saatinden erken çıkmıştım evden ki Azra benden sonra evden çıkardı hep süslenmesi anca öyle bitiyordu ve bende kapıda ağaç olmaktansa okula onsuz gitmeyi tercih ediyordum. Pek tatmin olmasamda
" Yok. Birşey söylemedi. Sen neredeydin dün peki? " dediğimde bir an sararıp bozardı fakat çaktırmadan yine toparlandı. "Eliflerdeydim ödev yapmak için, uzun sürdü biraz." Dedi. Bende üzerinde durmadım sabah sabah fazla bile konuşmuştum kafamı sallayıp ona birşey söylemeden sınıfa doğru çıktım.
İçeri girmemle yüzüm düşmüştü bütün günümü bu değişik yaratıklarla geçiriyordum zaten yetmezmiş gibi bimin en kaliteli kaşarlarıda bizim sınıftaydı ne yazık ki . Hemen en arkadan bir ön sırada cam kenarındaki yerime geçtim, geçerken Miray'ıda görmüştüm tabii yanında Umut'ta vardı. Birbirlerine kur yapıyorlardı ergenler, sadece gözlerimi devirmekle yetinmiştim. Umut okulun başlarında benimle konuşmak için bayağı çaba sarfetmişti fakat eli hep boş dönmüştü sanırım en sonunda pes edip şansını kaliteden mahrum insanalarda aramaya başladı. Sonuç olarak Miray ile flört ediyorlar ne ironi ama... Yerime yerleştiğim gibi kafamı sıraya koyup hemen yarım kalan uykumu tamamlamaya çalıştım yoksa gün geçmezdi böyle. Yanıma bi anda ağırlık çökmesiyle kafamı kaldırdım Buket yine olduğu gibi koluma bütün gücüyle abanıyordu yüzünde yine hiç iyi şeylerin olmadığını belli eden mimikleriyle bana bakıyordu. Acaba yine ne oldu diye merak etmedim zaten hemen anlatıyordu sormama gerek kalmıyordu bu yüzden. " Daha ilk haftadan girdi bana yine devamsızlık." Demesiyle ona soru soran gözlerle baktım ama anlamamıştı oda. " Ne girmesi ne oldu? " dedim. Gözlerini devirdi
" Geç kaldım ikinci dersin yarısındayız şuan dağ ayısı haberin yok mu?" Dedi. Ben sudan çıkmış balık gibi yüzüne bakıyordum o kadar çok uyumuşmuydum sahi ben.
" O kadar oldu mu ya?" Diye sormuştum ki hocanın uyarmasıyla bakışlarımız ona dönmüştü. Ders coğrafyaydı Hilal hoca çok güzel bir kadındı, öğrencilerine tolerans sağlayan cinslerden bu yüzden Hilal hocayı seviyordum. Belli ki derste epey ilerlemişler dikkat dağılmasını önlemek istiyordu. Kafamı camdan dışarıya çevirdim okulun bahçesini görüyordu sınıfımız elimi çenemin altına koyup dışarıyı izlemeye başladım hâlâ uykum açılmamıştı. Dersleri boş olan öğrenciler mayhoş mayhoş bahçede dolanıyorlardı bazıları banklarda oturuyor koyu bir sohbete dalmış gibi duruyorlardı, sahada top oynayanlar, ellerinde yiyecekleriyle gülüşerek sınıflarına ilerleyenlerde vardı. Gözüm bahçenin en kuytusunda kalan büyük gövdeli ağaca takıldı, bir kız ve bir çocuk ağacın altında duruyorlardı kız bişeyler anlatıyor gibi ellerini hareket ettirerek konuşuyordu çocuğunsa pek umrunda değil gibiydi elini ceplerine sokmuş gözleriyle bahçeyi tarıyordu kız en sonunda çocuğun omzuna dokundu. Çocuk bi anda kızın eline bakışlarını çevirdi kız hemen elini geri çekti, sanki elektrik çarpmış gibiydi bi an ellerini nereye koyacağını şaşırmış gibi hareketler yapıyordu. Çocuk yaslandığı ağaçtan doğrulup ilerlemeye başladı kızsa sadece arkasından bakıyordu. Gözlerimi tekrar sınıfa çevirdim herkes kendi alemindeydi Buket kafasını sıraya koymuş uyuyordu bi kaç kişi dışında dersi dinleyen yoktu zilin çalmasıyla ayaklananlar oldu bende elimi yüzümü yıkamak için kalkmaya yeltendim. Buket'i uyandırmak istemiyordum belliki dün gecesi sancılı geçmişti geç kaldığına göre, arka sıradan atlayarak lavabonun yolunu tuttum. İçerisi yine doluydu makyaj yapan sigara tüttüren ve arkadaşlarını bekleyenler yeteri kadar yer kaplıyordu kokudan rahatsız olduğum için hemen işimi görüp oradan ayrıldım. Koridorda aylak aylak yürüyor şakaklarımı ovalayordum bi an birşeye çarpmamla tökezledim gözlerimi açtığımda şaşkındım gözlerimi kapamadan önce önümde birisi yoktu öyle hatırlıyorum birden nasıl çıktı karşıma ona çarptım bilmiyordum üstelik karşımdaki derste ağacın altında gördüğüm çocuktan başkası değildi. " Önüne bakmayı denesen? " dedi soru sorar gibi içinde birazda alaylı ima var gibiydi aldırmadan " Pardon." Deyip kendimi toparladım ve yanından ayrıldım kafamda bi dolu düşünce vardı bide bununla uğraşamazdım. Sınıfa girdiğimde Buket hâlâ uyuyordu bana diyordu ama kendisininde benden kalır yanı yoktu dağ ayısıymış... Bu sefer uyanmasını önemsemeden kolunu dürtükledim gözlerini açtı birşeyler geveledi fakat duyamadım kalkmasını işaret ettim, kalkıp geçmemi bekledi yerime yerleştikten sonra ona döndüm. "Hayırdır bana mı özeniyorsun?" dedim. " Ne özenmesi Arel?"  anlamamamıştı. " Diyorum ki dağ ayısı olmayamı karar verdin sende?"
"Yok. Dün gece uyuyamadım mâlum yine annem ve babamın kavgalarını dinlemekten uyumaya fırsatım olmadı." Demesiyle kendimi kötü hissetmiştim. Buket iyi bir kızdı zaten tek arkadaşım oydu çok konuşkan değildi ama benim kadar da suskun değildi bu yüzden onunla arkadaş olmuştum başlarda daha da soğuktuk ama zamanla alıştık bu duruma o benim konuşmamazlığıma ben onun beni konuşturma çabalarına alışmıştım.
Genelde herşeyini bana anlatıyordu Buket. Evin tek kızıydı kardeşi veya ablası yoktu bu durumdan yakındığı oluyordu annesi ve babasının sık sık olan kavgalarından yakınıyordu hep, nedenini bilmiyordum sorgulamıyordum da sonuçta onun özel hayatıydı ben bana anlattıklarını dinler susardım. Söyleyecek bişeyim yoktu çünkü ne diyebilirdim ki, hoş desemde değişmezdi bu yüzden dinlemeyi tercih ederdim her zaman. Başımı anladım anlamında salladım. O sırada hoca sınıftan içeri girdi dersin ne olduğunu hocaları gördüğümde anlıyordum. Kapıdan giren hocada matematik hocasından başkası değildi, günüm bu denli boş geçiyordu işte bırakın zevk almayı enteresan bir olayım bile olmuyordu şu sınıfta. Gerçi bunlar başlı başına enteresan insanlardı çoğuyla muhattap değildim Buket hariç umursamıyordum bile hiç birini. Hoca yoklamadan sonra hızlı bir şekilde derse dalınca hemen defterimi çıkarttım tabii ki karalamak için orada yazan ahmak şeyleri istesemde anlamıyordum kaldı ki istemiyordum da diğer öğrenciler gibi bende ne işime yarayacağını hâlâ anlamış değildim. Defterimden rastgele bir sayfa açıp ikiye katladım ve uçlu kalemimle karalamaya başladım. Artık kalemi bıraktığımda parmaklarım uyuşmuştu kaç dakikadır birşeyler yapıyordum ve elim ağırmıştı. Buket'e " Hâlâ bitmedimi şu işkence ne zaman zil çalacak?" Diye sordum oda yılmış gibi duruyordu dinliyormuş gibi yapıyordu ama aklının başka yerlerde dolandığına adım gibi emindim. "Bilmiyorum ama az kaldı her an şuraya yığılabilirim bütün enerjimi çekip aldı Ahmet hoca."
"Çok varmış gibi konuşuyorsun." Dememle bakışlarını bana çevirmişti.
"Çok yok zaten ama yinede bir kırıntı var yani onuda elden kaybetmemek için demiştim sayende oda gitti." deyip gözlerini devirdi. Elimi saçlarına atıp karıştırdım en şirin sevme şeklimdi hoşuma gidiyordu böyle sevmek tabii Buket için geçerli değildi saçlarının bozulmasından yakınıyordu fakat sadece cırlamakla yetiniyordu çünkü beni engelleyemeyeceğini biliyordu ki engellemek gibi bi girişimde de bulunmuyordu bunu sadece sevdiğim insanlara yaptığımı biliyordu. Nadir insan severdim zaten o yüzden sesini çıkartmıyordu. Oda bana kocaman sarıldı sanki morali biraz da olsa yerine gelmişti. " iyi ki varsın Arel." demesiyle içim de garip bir his doğdu neden böyle oldu anlamamıştım fakat sadece elimle sırtını sıvazlamakla yetindim. Zil çalınca Buket ile bahçeye indik temiz hava beynime iyi gelir diye düşünmüştüm Buket'inde benden aşağı kalır hali olmadığından onada iyi gelir sanmıştım. Fakat öyle olmadı oturduğumuz bankın karşısına Buket'in eski erkek arkadaşı oturunca huysuzca kıpırdandı anlamıştım ama birşey söylemedim isterse kalkardık zaten onu zorlamazdım. Buket durmadan homurdanıyordu Ege ile şiddetli ayrılıklarından sonra hep yaptığı şeydi ona saydırmak. Onun bu hallerinede alışmıştım hatta komik bile geliyordu artık sevimli oluyordu böyle olunca. Hafif tebessümle onu izliyordum. "Salak sanki başka yer bulamadı geldi dibimde bitti yüzsüz köpek. Hayır yani az oksijen alayım dedim bütün havayı kirletti fazlalık insan keşke sınıfta kalsaydım daha iyiydi." Demesiyle bir kahkaha patlatmıştım cidden sinirlenince çok komik oluyordu sarfettiği sözleriyle Ege'ye delici bakışlarını atmayıda ihmal etmiyordu. "İstersen sınıfa çıkalım?" dememle bana bir hışımla dönmesi bir olmuştu. "Hayır tabii biz niye çıkıyoruz sınıfa o amip kafalı sonradan geldi o gitsin sınıfına görüntü kirliliğini o yapıyor." demesiyle birdaha kahkaha atmıştım kafamı sağa sola sallayarak bahçeye çevirdim gözlerimi tam karşımda Egelerin olduğu banka doğru o çocuk ilerliyordu koridorda omzuna çarptığım çocuk. Hepsine kafasıyla selam verip boş olan yere oturdu. Siyah dar kot pantolon siyah tişörtün üzerine giydiği siyah deri ceketinin postalları ile olan uyumunu izliyordum, saçları siyahın en koyu tonunda kaşları adeta kuaförde şekillendirilmiş gibiydi fakat öyle olmadığı belliydi, umursamaz şekilde etrafı süzerken yanındakilerde sohbet ediyordu. Tam o sırada ben onu incelerken gözlerimiz kesişti tam çekecekmiş gibi oluyordu ama daha dikkatli bakmaya başladı sanki tanıyormuşta bir yerden çıkaracakmış gibi fakat ona çarptığım kişi olduğumu anlaması uzun sürmez diye düşündüm. O bakmaya devam ederken ben pes edip gözlerimi kaçırdım çok dikkatli bakıyordu gözleri gözlerimi deliyordu sanki. Zaten zil çalmıştı bizde Buket ile ayaklandık o sırada onların grup pür dikkat bizim olduğumuz yöne bakıyordu Ege zaten gözünü Buket'ten ayırmıyordu dangalak hâlâ neyin peşindeydi anlamıyorum zaten suçlu sensin Buket gördüğü ilk yerde boğazını sıkmak ister gibi davranırken nerden geliyordu bu özgüven anlamıyordum. Son derse giriyorduk yine boş boş geçmişti günüm bugün Azra'yı hiç görmemiştim sabah hariç zilin çalmasıyla hemen toparlandım Azra'yı beklemeye niyetim yoktu okuldan çıkıp durağa ilerledim ne kadar yürümek istesem de bugün halsizdim yürümeye halim yoktu. Önümüzden hızla geçen siyah jeep tarafından az ilerimdeki kadın yerdeki su birikintisinin arabayla birleşmesi sonucu ıslanmıştı. Kadın tiz bi çığlık attı ve elini hemen ıslanan montunda hızla hareket ettirmeye başladı çamurlu suyu çıkaracakmış gibi... Kadının yanına ilerleyip çantamdan çıkarttığım peçeteyi ona doğru uzattım. "Çok teşekkür ederim kızım, edepsiz insanlar yüzünden zor durumda kalıyoruz hep." demişti sitemkar bir şekilde. "Rica ederim." demekle yetinip yerime geri döndüm o sırada otobüsüm geldi ve hemen binip eve gitmek istiyordum. Yatağımla buluşmayı iple çekiyordum doğrusu. Eve vardığımda annem ve babam evde yoktu anlaşılan hâlâ işten dönmemişlerdi. Annem iç mimar babam ise mimardı. Aynı şirkette birlikte çalışıyorlardı bu yüzden birlikte gidip geliyorlardı. Üzerimdeki deri ceketimi çıkartıp yatağımın üstüne fırlattım saçlarımı tepemde topuz yapıp mutfağa birşeyler atıştırmak için gittim bugün fazla birşey yemememiştim acıktığımı hissetmemiştim daha doğrusu yeni yeni acıktığımı hissettim. Kendime karışık bir tost yapıp yanınada dolaptan çıkarttığım meyve suyunu koyarak yemeye başladım. Mideme yaptığım tostu zevkle indirip üzerinede meyve suyumu diktim dudaklarımı yalayıp meyve suyu artıklarını temizledim böyle daha çok hoşuma gidiyordu. Odama geri dönüp üzerimdekileri değiştirip siyah taytımı ve üzerine kırmızı kapüşonlu polarımı giyip salona geçtim evde kimse yoktu bunun tadını çıkartacaktım televizyonda kanalları dolanıp en sonunda bi yerde durmaya karar verdim koltukta iyice yayılıp filmi izlemeye başladım. Çok geçmeden dış kapının açılma sesi geldi kimin geldiğini bildiğim için umursamadan televizyonu izlemeye devam ettim. Azra kapıdan kafasını uzatıp "Yine beklememişsin beni." demişti sesindeki tribi sezmiştim. "Geç çıkıyorsun arkadaşlarınla konuşmak yerine direkt çıkışa yönelsen beklerdim belki."
"Sanki bütün gün bekle diyorum altı üstü beş dakika beklersin o kadar da abartma Arel."
"O beş dakikada ben neler yaparım sen biliyor musun? Ki yapıyorum da zaten."
"Aman beklemezsen bekleme annemin laflarıylada sen uğraş ben söyledim sen bilirsin."
"Tamam." demiştim sadece şimdi neden benim onu beklememi istediğini daha iyi anlamıştım annemin okula beraber gidip gelin birbirinizi kollayın deme uyarısını aklınca yerine getirmeye çalışıyordu. Dırdır dinlemek istememek için topu bana atıyordu, buna takılmadım en fazla aynı uyarıları tekrar ederdi başka ne yapabilirdi ona katlanabilirdim sorun yoktu. Biraz daha film izleyip odama geçmek için ayaklandım o sıra yine kapı açıldı bu sefer gelen annem ve babamdı. "Hoşgeldiniz." deyip odama yöneldim annem "Hoşbulduk kızım." dedi bunun üzeride babamda "Hoşbulduk babacım." dedi ve bende odama girip kapımı kapattım. Bugün garip bir ruh halindeydim, sanki boşluktaydım ama bunun olmasını gerektirecek bişey yaşamamıştım da kafamı az da olsa dağıtmak için yine kulaklıklarımı takıp bir şarkı açtım camın kenarındaki yerimi aldığımda elime de kitabımı alıp okumaya başladım. Camımın kenarına minderleri koyup üzerine oturmalık yer ayarlamıştım kitaplarımı hep burada okurdum bir yandan şarkı dinler bir yandan da kitap okurdum, arada gözlerimi dinlendirmek için dışarıyı seyrederdim zaman burda dururdu işte güzellikleri burada önüme sererdi. Kitabımda epey sayfa okuduktan sonra tam ayracı sayfanın içine bırakacağım sırada telefonuma gelen mesaj ile gözümü yanımda duran telefonuma kaydırdım. Mesaj Buket'tendi.

KARANLIKTempat cerita menjadi hidup. Temukan sekarang