1.Bölüm

60 7 4
                                        

Ülkenin azılı suçlularından olan ben şimdi şu küçücük örtüyü üstümden atacak güç bulamıyorum. Odaya dolan güneş ışıkları dahada bi sinir bozucuydu. İstemeyerekte olsa gözlerimi açtım ve lavaboya gittim. Eh bugün erken kalkmam gerekiyordu. nede olsa bugün büyük bir gündü. Selin'le birlikte bizi bekleyen serüvene başlıyorduk. Lavabonun aynasına bakmamla birlikte bir faciayla karşılaştım. Dağılmlş saçlar ve şişmiş gözler, umarım kimse beni böyle görmezdi. Saçımı elimle düzelttikten sonra lavabodan çıktım ve odama geçtim. Altımdaki şortu çıkarttım ve siyah dar paçamı, üzerinede siyah tişörtümü giydim. Spor ayakkabılarım ve birazda makyajla hazırdım. Aşağıdan gelen sesler kesinlikle seline aitti.
Deri ceketimide üstüme giydikten sonra çantamı aldım. Ve aşağıya  indim. Tam tahmin tahmin ettiğim gibi. Selin tüm teşhizatı kapının yanına koyduş beni sabırla  bekliyordu. '' sonunda gelebildin Beste, hadi biraz acele et çıkmamız lazım''. Çantalardan birini sırtlayıp hiçbirşey demeden dışarı çıktım Selin'de diğer çantalarla birlikte peşimden geldi. Tüm eşyaları arabanın bagajına yükledik. Arkamı döndüğümde belkide sonkez evime baktım. '' Burayı özleyeceğim selin''. Selin'e baktığımda '' Bende''demekle yetindi. O soför koltuğuna geçerken bende yanına oturdum. Yıllardır Selin le birlikte sayamadığım kadar tarihi eser çalmıştık,ama bu sefer başkaydı. Sanki bambaşka şeyler olacaktı. Hem de tahmin bile edemeyeceğimden fazla.
Arabanın camından İstanbul'u izlerken yaşadığım onca şeyi düşündüm. Bu arada ben kimmiyim size en başından anlatayım.
Ben Beste Ateş. Polisin yakalayamadığı, tarihi eser kaçakcısı. 13yaşında iken annemi ve babamı bir yangında kaybettim. Geçimimiz çokta iyi değildi. Yangında eski püskü evimizide kaybettim. Reşit oluncaya kadar teyzemin yanında kaldım. Daha sonra ona çok fazla yük olduğumu düşündüm ve evi terk ettim. Aylarca sokakta kaldım. Bir gün sokaktaki serseriler bana sataştı ve selin beni kurtardı.Beni evine aldı. O günden beri onunla yaşıyorum. Onun için canımı bile veririm. Çünkü o bana yepyeni bir hayat ve iyi bir dost verdi.
Selin ise tam bir suç bürosuydu. Şu anda yaptığım işide onun sayesinde kazandım. Selinle tanıştığımda bu işte ustaydı. Şimdi ise zeus'un karısı hera'ya hediye ettiği düşünülen kayıp madalyonu aramaya gidiyorduk. Elimizde sadece bir parşömen vardı. Aylarca bu iş üstünde araştırmalar yapmış ve eski yunan harfleriyle yazılmış olan parşömeni okumayı başarmıştık. Parşömende '' Olympos size yol gösterecek''yazıyordu. Birde çözemediğimiz bir dilde yazılar vardı. Şimdi ise Olympos'a gidiyorduk Olympos'un Antalya da olduğunu herkes bilirdi. O yüzden bu sefer işimiz kolay olacaktı.''yine nerelere daldın güzellik''ah işte yine başlıyoruz başlıyoruz. Bana güzellşk demese ölür zaten. '' yapma selin şöyle söylemeni istemiyorum''. Ona baktığımda yüzünde koca bir sırıtışla yola bakıyordu. '' şu parşömende ne yazdığını bulmamız lazım''. Sırt çantamdan parşömeni çıkarttım. İçimden bir ses bu madalyonu hayatımı değiştireceğini hemde gereğinden fazla. Üzerime çöken yorgunlukla birlikte gözlerimi kapattım ve huzur bulduğum tek şey olan uykuya daldım.
                        ***********
Gözlerimi açtığımda hava çoktan kararmıştı. Seline baktığımda gözlerinin kapanmak üzere olduğunu farkettim. '' Birazda ben kullanayım sen fazla yoruldun''. Dedim. Sedece başını sallamakla yetindi ve arabayı kenara çekti. Şöfor koltuğuna oturduğumda oda yanıma geçti''bu arada neredeyiz''. Dedim. '' Isparta yakınlarında 3-4 saate varırız''. Saatime baktığımda gece 03:32 idi. Saatlerdir yoldaydık ve güneş doğmaya başlıyordu. Sabah şehir merkezine varmıştık. Arabayı sahile çektim. Bu şehir gerçekten mükemmeldi. Her yaz tatili için Selin le buraya gelirdik ama şimdi bambaşka bir sebepten ötürü buradaydık.Dışarıya çıktığımda Selin de uyanmıştı. Deniz havası hoşuna giderdi. '' İstanbul gibi değil buradı bambaşka''. dedi. '' Birazdan Olympos a gitmek için yola çıkarız biraz dinlenelim''. Dedim ve banka doğru ilerledim. Oda yanıma oturdu. '' bazen  
Ailemi özlüyorum''dedim.Selin ise bana baktı ve '' ben daha onları tanımıyorum bile''dedi. O yetimhanede büyümüştü. Ailesini hiç tanımıyordu. Onu anlıyordum. Viz birbirimizi ailesi olmuştuk. O benim kardeşimdi bende onun. Birbirimizden başka kimsemiz yoktu. Ama yinede anne babasız olmuyordu onları gerçekten özlüyordum"hadi gidelim artık"dedi selin. Kalkıp şoför koltuğuna geçtim bende son kez denize bakıp arabaya bindim. 1 saat in sonunda Olympos'a vardık. İlçeyi dolaşırken ne yapacağımız hakkında bir bilgimiz yoktu. İleride bir dükkan dikkatimi çekti. "Selin şuraya bak" dedim. Dükkanın önünde parşömende bulunan yazının - tabiki eski yunan harfleriyle yazılıydı. Aynısı vardı. "Olympos size yol gösterecek yazılı bir sandık. Arabayı dükkanın önüne sürdük. İçeride yaşlı bir adam ve bir sürü antika eşya vardı." selam ihtiyar"dedi Selin. "Merhaba bayanlar benim eski kokan dükkanıma hoşgeldiniz" diyen ihtiyara"biz şu dışarıdaki sandığa bakmıştık"dedim. İhtiyarın yüzünde küçük bir tebessüm oluştu. "O sandık zeus'un sandığı. oldukçada pahalıdır. Hem siz onu ne yapacaksınız bayanlar". Dedi adam. Kurcalamasa olmaz zaten. "sen orasını boşver ihtiyar bize fiyattan bahset". Dedi selin fazla soğuk konuşarak. Adam lafa atıldı. "pekala o sandık yıllardır elimde ve bugüne kadar kimse almak istemedi.siz ilksiniz gençler ama o sandığın sırlarla dolu olduğu söyleniyor. İçinde bazı kağıtlar var belki dikkatinizi çeker. Dedi ve sandığı getirip önümüze koydu. Sandığın çok eski olduğu belliydi. Orta boylarda olmasına ragmen çok ağır duruyordu. "Beste sen sandığı götür ben parasını ödeyip geliyorum". Kazandığımız paralar genellikle selinde olurdu. Başımı sallamakla yetindim ve sandıkla birlikte son model arabanın yanında selini beklemeye başladım. Çok geçmeden yanıma geldi. "Bu sandık sandığımızdan daha önemli" dedim. O ise sadece başını salladı. Tekrar arabaya bindik ve direk sandığı açtım. Sandığın içinde bizdeki parşömene benzeyen bir tane daha parşömen vardı. Çantamdan bizde olanı çıkarttım. Dikkatli bakınca ikisinşn bir bütünü oluşturduğu fark ettim. Ama bir boşluk vardı. Buda 3.parşömen olduğunu gösteriyordu. Selin de aynı benim gibi düşünüyoru olmalıydı. "yeni bir parşömen ha, bu iş giddikçe  ciddileşiyor beste". Haklıydı aslında bu iş gerçekten cidileşiyordu. Birden arka koltuğun kapısının açılmasıyla kafamıza dayanan metal şeylerle birlikte olduğumuz yerde kalakaldık.

MADALYON Geschichten, die süchtig machen. Entdecke jetzt