Bilmem farkında mısınız hayatınızın mülkiyeti yavaş yavaş parmaklarınızın arasından kayarak uzaklaşıyor. Benliğimiz başkalaşırken hepimiz aynılaşıyoruz.
Enselerine mikro çipler monte edilmiş, yaşamsal kaynaklarını sağlaması karşılığında varıyla yoğuyla robot misali güce hizmet eden insanları izlediğimiz filmlerdeki karakterlerle aramızdaki fark gün geçtikçe azalıyor.
Sabah yataktan her gün aynı saatte kalkıyoruz, servise bin, işbaşı yap, çalış-çalış-çalış, stres yüklen, dınnnn zil çaldı öğle yemeği... Akabinde bir bakmışız akşam olmuş. Kendini sürüden ayırdığını iddia eden birkaçımız spora gitmiş ya da dans kursuna büyük çoğunluksa evde eşini ve çocuğunu dinler görünürken yemeğini yemiş ve televizyon karşısında ensesinde mikro çip takılı adamların bulunduğu bilim kurgu filmlerini izlemeye başlamış.
Hapsedilmek sadece demir parmaklıklar arkasına konmak ya da zincire bağlanmak değil günümüzde, fark etmeden çipi takıyorlar. Sübniminal mesajlar diyoruz, saniyedeki 24. kare ve diğer tüm olta iğneleri.
Bazen kendimi gözünden iğneye yakalanmış bir balık gibi hissediyorum. Her yerde bir ekran var ve her ekranda bir mesaj. Verilen mesajlar o kadar ustaca ki, baktığın an ( şu an bir el hareketi ile o şap sesini çıkarmak istiyorum ) veriyi çipine gömüyorlar.
Ah eskiden nasıl da mı buluşurduk telefonsuz ve tam zamanında buluşma noktalarımızda? Ah o klişe yok mu o klişe! Çünkü annelerimiz biz iki yaşındayken elimize tablet vermemişti. Cep telefonu bir uzvumuz değildi. Her zamanki konuya girmeyeceğim ancak fark ettiniz mi ? Şu an 6-18 yaş arası çocukların kafaları hep önlerine eğik, alt dudakları kayık ekranlara kilitleniyorlar. 3-4 saat aç susuz anlamsız videoları ard arda izleyebiliyorlar. Bu gün cep telefonlarının ortalama 25. yılını kutlarken teknoloji omurga yapımızı değiştirdi ve bakalım günümüz anne ve anneanneleri çocuklarını ya da torunlarını ne zaman topluca beyin tümörü ameliyatına götürmeye başlayacaklar.
İki ayrı konu birbirine bu denli karışmışken toparlayıp bitiriyorum. Birilerinin daha iyi konumlara gelmesi için durmadan birileri için çalışıyoruz. Sonra kazandığımız paraları yine o birilerinin ürünlerini almak için harcıyoruz. Bir zamanlar vahşi kapitalizm diye bir kavram vardı günde 16 saat çalışan zavallı işçiler. Peki, biz modern kölelerin farkı nedir. İşe gitmek için. Sabah altıda kalk akşam sekizde eve gel. İşimiz 16 değil de 14 saatimizi aldığı için mi bizim kapitalizmimiz vahşi değil. Teknolojiye robotlaşarak ve birileri için onların istediği şekilde yaşayarak uyum sağlıyoruz.
Nereye gidiyoruz? Yok, o değil de orada ne var? Neden oraya gidiyoruz?
Kapak Resmi: A A.
VOUS LISEZ
Bilim Kurgu ve Kapitalizm
Science-fictionGelişen teknolojinin gözlerimize taktığı balık oltaları ve bükülen omurgalarımızın asla yazılmaması gereken kısa hikayesi.
