Kendisine sonsuzluğu çağrıştıran gökyüzünden iri yağmur damlalarının ıslak kaldırıma düşüşünü izliyordu genç kız. Biyolojik olarak oldukça genç olsa da yaşlı bir ruha hapsetmişti benliğini. Çığlıkları kendi içinde kalmış, avaz avaz bağırmak istediği insanlara ulaşamamıştı. Kalbine yer edinen son umut tanelerini toprağa gömmüştü.
"Nerdesin lan!" diye bağıran kocasının sesini işitince olduğu yerde irkildi. Telaşla ayağa kalkıp camdaki yansımasına baktı ve hızlıca gözlerini sildi. Üzerindeki siyah uzun kazağın uçlarını elleriyle sıktı. Oldukça gergindi, kocasıyla karşı karşıya gelmek istemiyordu.
"Bir dakika içinde burada olmazsan gebertirim seni!" diye bağırışını duydu bu sefer kadın. Dediğini gerçekten yapacağını bildiği için hızlı adımlarla odadan çıktı. Salona girince odada sinirle volta atan kocasını gördü. Oldukça sinirli gözüküyordu. Göz göze gelmekten kaçınıp kafasını yere eğdi. Siyaha yakın koyu kahverengi gözleri anlamsızca eşyaların üzerinde dolaşıyordu.
"Bana bak!" diye bağırdı bu sefer kocası, bu aptal kızın babası yüzünden ailesinin yok olduğuna inanmak istemiyordu. Sinirini çıkarabileceği, intikam alabileceği tek insan bu kızdı ve ona acı çektirmekten vazgeçmeyecekti. Kendinin ne acılar çektiğini anlayacaktı.
Azra ise adamı daha fazla sinirlendirmek istemediğinden ürkekçe kaldırdı başını, kocasının sonsuz gökyüzünün mavisini andıran gözlerine dikti gözlerini. Tüm nefretini yansıttı bakışlarına kadın. Kocasının da ondan kalır yanı yoktu.
"Yemek yemeyince beni mi cezalandırdığını sanıyorsun aptal kadın?" dedi kocası tüm sinirini çıkarırcasına bir hiddetle. İşaret parmağını kadına doğru sertçe salladı ve devam etti. "Bu kadar acele etme, ölümün benim elimden olacak!"
YOU ARE READING
MİLAT
Teen FictionKötü şeylerin sonucunda da olsa kaderleri birleşmişti sonunda iki gencin. Yiğit Korkmaz... İntikam ateşi damarlarında gezen kanda dolaşıyordu. Azra Öztürk... Yaşadığı şeylerin sonunda bile hayatta kalacak kadar güçlü bir kadındı. Peki Azra, Yiğit'...
