1. Bölüm "İlk"

36 4 2
                                        

Fotoğrafta Asena var. Umarım hikayemi seversiniz. İyi okumalar :) 



Okulun ilk günü; bazıları için eğlence, üzerilerindeki kıyafetlerin fiyatlarını yarıştırmak için bir fırsat, bazıları içinse tam bir kâbus. Eğer daha önce hiç görmediğiniz bir yerde, hiç tanımadığınız insanlarla geçirecekseniz okulun ilk günü sizin için kâbustur. Zaten benden kurtulmak için fırsat kollayan üvey babam, yapacağını yaptı ve beni beş yaşımdan beri görmediğim büyükannemin yanına yabancı olduğum bir şehre gönderdi. Annem belki istese buna engel olabilirdi ama sanırım araları zaten bir düzgün bir bozuk olan eşi ile tartışmak istemedi. Ona kızmıyorum, tek istediğim mutlu olması.

Kalabalık bir arkadaş çevrem yoktu, bu özleyeceğim insanların sayısını azalttığından bir yandan mutluyum. Burada da arkadaş edinebileceğimi sanmıyorum. Kim aralarına sonradan katılan soğuk yabancıyla arkadaş olmak ister ki?

Otobüs durduğunu ve herkesin inmeye başladığını anladığımda daha fazla düşünmemeye çalışarak otobüsten indim. Son durak burasıydı ve büyükannemin evine ulaşabilmem için biraz yürümem gerekiyordu. Evin nerede olduğunu anlatmıştı telefonda büyükannem. Onun bu soğuk havada dışarıya çıkıp beni almasına izin veremezdim.

Gökyüzü o güzel mavisini siyaha boyamaya ve yağmur çiselemeye başlamıştı. Eş zamanlı olarak yüzüme ve ellerime vuran soğuk hava beni şaşırtmadı. Bu şehrin havasının çoğu zaman kapalı ve yağmurlu olduğunu duymuştum. Yağmur iyice hızlanmıştı. Geniş ve oldukça uzun görünen sokakta tek başınaydım. Yağmurun sesi, rüzgârın uğultusu ve ayak seslerimin belirli bir tempoda devam eden düzenli sesinden başka ses yoktu. İçimden daha ürkütücü olamayacağını düşünüp kendi kendime hafifçe güldüm. Bir de görüşümü zorlaştıran sis etrafta dolaşmaya başlayınca hayatım boyunca izlediğim tüm korku filmleri film şeridi şeklinde gözümün önünden geçti.

"Bu kadar abartacak bir şey yok. Ödlek olma."

Kendi kendime ve dışımdan konuştuğumu fark edince beni duyan var mı diye etrafa baktım. Ve tam o anda sokak lambaları yandı. Daha önce karanlıktan varlığını fark edemediğim ara sokaklardan biri aydınlandığında gördüğüm şey karşısında şok olup duraksadım. Nefesimin hızlandığını, kulaklarımın uğuldadığını hissettim. Korku; Bedenimi sarmalayan bir elektrik dalgası varmış gibi hissettiriyordu. Panik zihnimi çoktan ele geçirmiş, kontrolü eline almıştı. Sokağın sonunda, tam sokak lambasının altında, yerde kanlar arasında yatan biri vardı. Kan yağmakta olan yağmur sayesinde hızla dağılıyordu. O sırada kısa bir süre içinde olsa yok olduğunu sandığım mantığım varlığını hatırlattı ve hızlıca etrafa bakındım. Sokak lambasının ışığı sayesinde görebildiğim duvara yansıyan hızlıca kaybolan bir gölgeyi fark ettim. Ağzımı açmış bağırmaya hazırlanırken bir anda enseme aldığım güçlü darbeyle yere yığıldım.

***

Önce vücudumu saran sıcak havayı, sonrada üzerinde olduğum yumuşak yatağı hissettim ve gözlerimi açtım. Gördüklerimin ne olduğu, buraya nasıl geldiğim ve neden hiçbir şeyi hatırlamadığım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Nerede olduğumu anlamam yanımda uyuyakalmış büyükannemi görmemle uzun sürmedi.

Üzerimdeki battaniyeyi yavaşça açtım ve doğruldum. Yataktan ses çıkarmamaya çalışarak yavaşça indim. Onu uyandırmamak için yavaş adımlar atıyordum ki ahşap zeminin gıcırdamasıyla gözlerimi devirdim.

"Uyandın mı Asena? Saatlerdir uyuyorsun. Seni özledim."

"Özür dilerim büyükanne. Ama... Anlamıyorum. Buraya nasıl geldim ben? Bir dakika ondan önce sana anlatmam gereken şeyler var. Gördüklerim..."

"Yerde baygın bir şekilde yatıyormuşsun. O sırada oradan geçen komşum aynı zamanda bir polis, seni görmüş. Kimliğine baktığında torunum olduğunu anlamış. Senin geleceğini biliyorduk. Büyük ihtimalle hava yağmurlu olduğundan kayıp düşmüş olabileceğini söyledi. Sonra seni buraya kadar getirdi. Çok üzgünüm tatlım. Seni almaya gelmeliydim. Ve bu arada sanırım ne anlatacağını biliyorum. Kâbus görüyordun. Seni uyandırmak istemedim."

"Ama... Haklısın. Sadece çok gerçekçi bir rüyaydı. Ve ben yine sakarlığımı gösterdim değil mi? Seni özledim."

"Ben de seni tatlım. Eğer istersen yarın okula gitmeyebilirsin."

"Buna gerek yok. İyi hissediyorum. Hem ilk günü kaçırmamı istemeyiz (!) değil mi?"

***

Okul büyükannemin evine yakındı. Yürüyerek gidip gelecektim. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen yolda öğrenciler vardı. Ve okula yaklaştığım anda rahatsız edici gürültü, gülüşmeler, kahkahalar ve sohbetler kulaklarımı tırmaladı. Farkında olmadan yüzümü buruşturdum.

"Yalnız değilsin." Dedi yabancı olduğum bir ses. Başımı sesin geldiği yöne doğru çevirdim ve arkadaş canlısı bir gülümsemeyle gözlerimin içine bakan gözleri bulmam uzun sürmedi. Göz rengi açık gri ve açık mavi karışımı bir renkti ve benim gibi kahverengi sıradan gözlerin arasında dikkat çekiyordu.

"Bana mı dedin?" Muhtemelen şaşkın bir ifadeyle sorduğum soruya karşı gülümsemeye devam etti ve,

"Şu ilk gün olayından hoşlanmayan tek ben değilim sanırım."

"Çok mu belli ediyorum?"

"Oldukça. Ve bu arada ben Yaprak." Dedi ve elini uzattı. Bu daha da çok şaşırmama neden olurken salaklık ettiğimi fark edip elini sıktım.

"Asena."

"Memnun oldum. Ve okulumuza hoş geldin."

"Yeni olduğumu nereden bildin?"

"Geleceğini biliyorduk."

"Ne? Nasıl yani?" dediğimde sanki söylemek istemediği bir şeyi ağzından kaçırmış gibi davrandığını hissettim ya da aşırı şüpheciydim emin değilim.

"Sen ona bakma, bazen böyle garip konuşur. Ben Bulut." Dedi elini uzatırken tıpkı Yaprağa benzeyen ama gözleri (Bu da en az Yaprağınkiler kadar güzel) onunkilerin aksine açık yeşil olan bir erkek sesi.

"İkiz kardeşim." Diye bir açıklama yaptı Yaprak.

Daha fazla kabalık etmemek amacıyla onunda elini sıktım. Gözlerindeki anlaşılması güç duyguyu kaçırmadım ama ne olduğunu da çözemedim.

"Asena"

"Memnun oldum." Diye aynı anda konuşunca üçümüz de güldük ve sınıfa gittik.

Ne kadar kabul etmek istemesem de (Düzenlerini bozmak istemediğimden) Ben Yaprağın yanına oturdum ve Bulut en arkada tek başına oturdu.

Öğretmen sınıfa girmişti. Selam verdikten sonra kendimi tanıtmamı istedi. Kısaca ismimi ve nereden geldiğimi söyledim ve oturdum. Daha fazla kurcalamadığına sevindim.

Dikkatimi derse veremiyordum. Aklımı kurcalayan düşünceler öğretmenin sesini duysam da anlamama engel oluyorlardı. Derslerim kötü değildi ama öğretmenleri dinlemeyle ilgili problemlerim vardı.

O sırada çalan kapı zihnimi düşüncelerden rahatlıkla ayırdı ve kapıya baktım.Öğretmen gir dediğinde kapı açıldı ve O'nu gördüm;

İlk kez kalbim göğüs kafesimi yırtacakmışçasına böyle güçlü atıyordu. Sanki artık vücuduma kan pompalayan hayati bir organ değil, yıllar süren esaretten kurtulmuş kafesin kapılarını aralamayı başarmış deli gibi kanat çırpan bir güvercine dönüşmüştü.

İlk kez sadece bir çift göze baktığım için mideme nedenini anlayamadığım bu kramplar girmişti.

İlk kez nefesim, dudaklarımı aralayabilmek için akciğerlerimi bu kadar zorluyordu.

Daha önce hiç böyle hissetmemiş, bir insanın bu kadar fazla duyguyu aynı anda yaşayabileceğine imkân vermemiştim.

O an farkına vardım. Bu kişi hayatımı değiştirecekti. Beni ya kurtaracak, ya da öldürecekti...


Gizem ÇETİNDİKER

LANETHistorias para obsesionarse. Descúbrelo ahora