” Düşündükçe keyfi kaçtı. Sonra, Atilla İlhan’ın dizeleri geldi aklına;
Bir sigara yakardın,
parmaklarının ucunu yakardın.
Adam, parmaklarının ucunun yandığını hissediyordu. Düşüncelere daldığından, fark etmeden filtresine dek içmişti sigarasını. Sigarayı balkondan aşağı fırlatıp içeri girmek istedi, ama giremedi. Donup kalmıştı. Bir koku hissediyordu havada.. Bu, eski sevgilisinin parfümüydü. “Ne çabuk ‘eski’ oldu..” diye düşünmeden edemedi adam. Birden kapının çalındığını duydu. Hayır, bu hayra alamet değildi; onun kapısını kimse çalmazdı zira. Sigarasını aşağı fırlatıp, heyecanla kapıya yöneldi..Koşarak kapıyı açtığında, Dünya başına yıkılmıştı sanki. Karşısında onu terk eden, bu hallere düşüren ‘eski’ sevgilisi duruyordu. Nutku tutuldu. Buyur bile edemiyordu ki, ‘eski’ sevgilisi “İçeri girebilir miyim,?” diye sordu. Yine bir cevap veremedi, yalnızca başını sallamakla yetindi. Zorlukla yutkundu sonra, “İçerisi biraz dağınık.” “Sorun olmaz.” dedi kadın, “Zaten çok kalmayacağım. Konuşmaya geldim.”"Yine hayatımı mahvetmeye geldin. Yine beni terk etmeye.." dedi adam içinden. O an ‘eski’ sevgilisi birden girişteki kilime takıldı ve adamın kollarına düştü. "Bu kilimi buradan kaldırsam iyi olacak." dedi. Biraz sıcak davranmaya çalışıyordu ki, kadının ona iğrenç bakışlar attığını gördü. Usulca boynunu büküp, kollarını çekti. Oturma odasına buyur etti adam ‘eski’ sevgilisini. Oturma odası da diğer odalardan farksızdı; darmadağın, sinek dolu, ama bu kadar pisliğe rağmen duyguları tertemiz kalabilmiş bir adamın kaldığı, bir oda.. Kadın şöyle bir bakındı odaya, gözlerinde yine o iğrenç, tiksinti dolu bakışları gördü adam. Bir zaman aşkı, sevgiyi gördüğü gözlerde şimdi bunları görmek, ona hiç bir şeyden daha fazla acı veremezdi herhalde.. "Oturmayacağım, acelem var." dedi kadın. Halinden koltuklara oturmaya tiksindiği, ipekli kumaşlı kısa mavi eteğine kıyamadığı belli oluyordu, yalan söylediği belli oluyordu. Ve bunların hepsi, kör bir bıçak gibi batıyordu adamın içine; kolaylıkla ve rahatça ilerlemiyordu göğsünde keskin bir bıçak gibi, parçalayarak gidiyordu kalbine..
