Daha 16'sında olan genç kız şu anda üzerinde hayalini kurduğu gelinliğini kefen olarak giymişti. Bilmem kaç saattir yanağındaki sıcaklığı dinmiyordu. Gözleri kan çanağından görünmüyordu. Başının ağrısı yüreğinin ağrısını geçmiyordu. Geçemezdide.
Açılan kapı sesiyle kafasını o yöne doğru çevirdi. Gelen annesiydi. Artık onun için annesinin bir önemi yoktu. Bu durumu engelleyebilirdi. Ama onun da işine gelmişti. Yaptığı beddualar bunun kanıtıydı.
Dışarıdan gelen sesler gitme vaktinin geldiğinin anlamıydı. Annesi de zaten bu yüzden gelmişti. İçinin sevimsizliği yüzüne vurmuştu. Yerinden kalkarak kapıya doğru yaklaştı. Annesi önünü keserek " bekle burada, birazdan gelirler" dedi. Annesi çıkıp gitmişti. Hem de vedalaşmadan. Bu durum az da olsa içini acıtmıştı. En azından kızı olarak onunla vedalaşabilirdi. Fakat bunu bile yapmamıştı. Belindeki hançeri bir kez daha kontrol etti. Gece kaçma planları yapmıştı.
Kapı açılmıştı. İçeriye gelen kayınvalidesi gelinine altın takmıştı. Onun için iki, üç erkek torun doğursa yeterli olurdu. İşte o zaman tam anlamıyla gelini olurdu. Sevgili kayınvalidesi çıktıktan sonra içeriye 20'li yaşlarda bir adam gelmişti. Büyük ihtimalle evleneceği adamdı. Kolunu uzatarak koluna girmesinde yardımcı oldu. Odadan çıkıp bahçeye inerken avluda yankılanan davul, zurna sesleri bir ölüm çağrısı yaşatıyordu genç kız için. Geriye dönüp son kez cehennemine baktı. Gittiği yer de cennet değildi. Yanındaki adam onu arabaya doğru yönlendirdi. Genç adam gaza basarak baba ocağını terk etti. Genç kız ise bu durum umrunda değildi artık.
Yolda giderken batan güneşe doğru bakarak kendine acıdı. Tekrar ve tekrar acıdı. Davul ve zurna seslerinin artmaya başlamasıyla konağa vardıklarının bir belirtisiydi. Hiçbir heyecan belirtisi olmadan yanındaki genç adam yardımıyla arabadan inerek kapıdan içeriye girmeye başladılar.
Konağın her bir yerinde insan yığını vardı. Genç kızın gözünü korkutan durum sadece buydu. Ortada oynayan erkek halayını geçerek masaya oturdular. İmam nikahı kıyıldıktan sonra resmi nikah ile artık gerçekten cehenneme adım atmıştı. Erkek halay grubu ortada oynamaya devam ediyordu. Genç adamı da kaldırıp oynatmaya başlamışlardı. Genç kız ise felçli gibi yerinde kımıldamadan geçmişini düşünüyordu. Oysa ki geleceği hakkında ne hayalleri vardı. Hep bir mimar olma hayali içindeydi. Türkiye'de en çok tanınan, en iyi şekilde çizimler yaparak bilinen bir mimar.
Ama bunların hepsi bu gece öldü. Şimdilerde ise mezarı kapatılmak üzere.
Yanağındaki ıslaklığı kimse fark etmeden hızlı bir şekilde sildi. Yanına gelen bazı mahalleli kadınlar genç kızın bileklerine altın doldurmaya başladılar. En son kayınbabası ve kayınvalidesi yanına gelerek altınlarını taktılar. Genç adam hala halayın içindeydi.
Kayınvalidesi yanına gelerek genç kızı üst kattaki gelin odasına çıkarmaya başladı. Kayınvalide gelinini yatağa oturtarak ' burada bekle birazdan düğün biter' dedikten sonra odayı terk etmişti.
Odayı incelemeye başladığında çok sade mobilyalarla dizayn edilmişti. Oda çok küçüktü. Bu kadar büyük bir konakta neden bu kadar küçük olmasını anlamlandıramamıştı. Bu o kadar da önemli değildi açıkçası. Genç kızın tek düşündüğü bu evden nasıl kaçacağıydı.
En mantıklısı sesler durmadan ve dikkat çekmeden kaçmaktı. Kapıyı açtığında etrafta kimseyi görmedi. Başka bir yolu olmalıydı. Üst kattaki bütün kapılara baktığında aşşağıya inen bir merdiven buldu. İndiğinde arka bahçeye çıktığını fark etti. Etrafını incelediğinde yanda ahır gördü. Demek ki ahıra inmek içindi. Şimdi tek yapması gereken bahçe çitlerini aşmaktı. Çiftlere ulaştığında davul zurna seslerinin kesildiğini fark etti. Demek ki düğün bitmişti.
Şimdi bütün kasabaya adamlarını salıp gelini aramaya girişirlerdi. Çitleri aşıp koşmaya başladığında arkadan ses gelmişti ' DEFNE'. Arkasına bakmadan tekrar koştuğunda bir el silah sesi duydu. Arkasına baktığında genç adamın elinde silah, kolunun havada olduğunu görmüştü. Ama umursamayıp tekrar koşmaya başlamıştı. Kendisi de zaten bu işi bitirmek için kaçmamış mıydı?
Genç adamın arkasından geldiğini biliyordu. İlerisinde ormanlık bir alan görmüştü. Eğer orada izini kaybettirebilirse bir şansı daha olabilirdi.
Ormanlık alana girdiğinde hiç hızını kesmeden koşmaya devam ediyordu. Ta ki ayakları birbirine dolanıp düşene kadar. Arkasını dönüp baktığında izini kaybettirdiğini fark etti. Fakat anne ve babasının seslerini duymaya başlamıştı. İsmini sesleniyorlardı. Ayak bileğine hafif masaj yaparak yerinden kalkarak koşmaya devam etti. Durup ayakkabılarını bir kenara atıp hızını daha da arttırmıştı.
Fakat ayaklarının altı inanılmaz derecede acımaya başlamıştı. Otlardan batan dikenler, taşlar, çamurlar... Ama kaçma duygusu o kadar ağır basmıştı ki bunların hiçbiri genç kıza etki etmiyordu.
Koşarak yolun sonuna geldiğinde uçurumun kenarındaydı. Sakladığı hançeri yerinden çıkardı. O sırada annesi, babası ve müstakbel eşi artık onu bulmuşlardı. Annesi genç kıza doğru ' Defne bir rezillik çıkarmadan buraya gel' dedi. Bu durumda rezilliği düşünen annesine güldü. Annesinin tek bir amacı vardı. Erkek evlat ve erkek torun. Bunun için bu evliliğe bir şey söylememişti. Kız çocuk umrunda felan değildi. Genç kız bu konu hakkında pek çok kez kavga etmişti annesiyle. Gün sonunda ise babasından dayak yiyip bu konu kapanırdı bir süre.
Genç adam sadece izlemekle kalıyordu. O da bu işin kurbanıydı. Babası ona doğu yaklaşarak ' Defne, hemen buraya gel yoksa çok kötü olacak.' diyerek tehditler savuruyordu. O her yaklaştığında Defne birer birer geriye gitmeye devam ediyordu. Düşecek gibi olduğunda durdu ve ' Mutlu musunuz? Hayatımı mahvettiniz, eserinizden memnun musunuz anne, baba?' diyerek yanağındaki o lanet sıcaklığı tekrar hissetmeye başlamıştı. Hançeri iki eliyle tutarak karın hizasına getirmişti. Elleri titriyordu. Annesi hançerin ağız yönünü görünce gözleri fıralayarak ' Defne, bak yapma kızım. Biz senin iyiliğini düşünüyoruz. Bu evlilikte senin iyiliğin içindi yavrum. Hadi gel yanıma yavrum. Hadi annecim.' demişti. Ama iş işten geçmiş hayat çoktan kararmıştı. Defne şaşırma ile ' Kızım? Yavrum? Bunlar için çok geç anne.' diyerek son sözünü eklemişti. ' Hoşçakal anne, hoşçakal baba.' dedikten sonra son kez anne ve babasına bakmıştı.
Hançeri iki kez karnına saplayarak kendini uçurumdan aşağıya bırakmıştı. Deniz bir felaketi daha sürükleyerek götürmüştü.
Defne'nin son gördüğü şey ise annesinin yanağındaki ıslaklık ve ona koşarak gelmesiydi.
Öncelikle merhaba arkadaşlar. İlk hikayem hakkında görüşlerinizi gerçekten merak ediyorum. Özel olarak mesaj atabilirsiniz. Şimdiden teşekkür ederim.
R.O
