İnsan

16 2 2
                                        


Dünya, geleceğe dair bir beklentisi ve geçmişten gelen bir birikimi olmayıp sadece şu anın hazzıyla alakadar bir insan profili peşinde koşuyor. Lakin bu yeni kimlik, o muhteşem duyguyu, hak eden unsurlara vermekten ziyade günlük ve aslına bakınca degersizliği apaçık ortada olan bir takım müsveddelere veriyor ya da verdiriliyor. Irkların en üstünü -ki bunu akıl bahşedilmesinden açıkça anlayabiliriz- insanı cereyan eden olguların hikmetini aramaktan biçare, önüne konmuş yemeği yemekte ise tereddütsüz bir kıvama getirmek, hedefin büyüklüğünü ve adımların keskinliğini apaçık ortaya koyuyor.

Şimdi özetlersek elimizde 2 şey var

1. Haz duygusunu hak etmeyene verip bunu olağan bir durummuş gibi gören insanlar; küçük şeylerden mutlu olmayın demiyorum. Mutluluğun kaynağının küçük şeyler olmadığını bilin, onun yoksunluğunun sizde bir buhrana yol açmayacağını, hayatınızın onun üzerine kurulu olmadığını, size böyle muhteşem duyguları tattıranın o olmadığını fark edin. Barbekü yapamıyorsunuz diye dünya hayatından zevk alamayacaksınız, çimlerde koşmadıkça huzurlu olamayacaksınız, gökkuşağını seyretmeden göçüp giderseniz hiç yaşamamış sayılacaksınız gibi küçük şeylere odağınızın çekilme isteği büyük tablonun heybetinden, gerçeklerinden ne kadar korkulduğunu apaçık ortaya seriyor. İnsan şayet hikmeti bulursa o zaman üzerine kurulmuş tüm planları savuşturacaktır. Bakın etrafa, hissediyorsunuz küçükten büyüğe etrafınızdaki her şeyi, hissedebiliyorsunuz. Ama nasıl? Bir düşünün. Düşünün ki planlar bozulsun. Düşünün ki insan olun.

2. Sorgu kabiliyetini kaybetmesine ramak bırakılmış insanlar

İnsanlar insanlar.. Kendi insan sananlar..

İnsanı diğer varlıklardan ayıran unsurlar nelerdir diye düşünürsek, heralde 100 cevap arasında en popüleri "akıl" olurdu. Peki bu denli varlığından haberdar olduğumuz aklı, işlev bakımından da yeterince kullanabiliyor muyuz? Bir günümüzde geçen rutin olayları aksatmadan gerçekleştiriyoruz peki bir günde ne kadar aklediyoruz? İnsan nefes aldığını, göz kırptığını fark ettiği an bu eylemi istemsiz bir şekilde bilinçli yapmaya başlıyor ve unutana kadar değişik duygularla hemhal oluyor. Peki aklı fark ediyoruz, bilinci fark ediyoruz, düşünebildiğimizi fark ediyoruz diyelim ve onları da aynı az önceki gibi bilinçli bir şekilde yapabiliyoruz.. Şimdi bu iki örneğin ilki bilinçsiz yapılması gereken bir olayken ikincisi ise bilinçli yapıldığı taktirde esas manada çalışan bir olay. Ama birincisini fark edebilirken ikincisini edemiyoruz. Yani insan düşünebildiğini, akledebildiğini fark edemiyor. Buna gereken ilgiyi de atfetmiyor, yani iki türlü de açta ve açıkta bırakıyor. Halbuki bir insanın asıl alakadar olması gereken göz kırpabildiği, nefes alabildiği değil akledebildiğidir. Esas hakikat odur, popüler cevap odur.

Sayın okur diyelim süte alerjiniz var ve süt içtiğinizde ölecek kadar kötü oluyorsunuz. Farklı tatların pişirildiği bir lokantaya gittiniz ve içinde ne olduğuna dair ufak bir fikrinizin bile olmadığı yemek önünüze geldi. Amaan bugünlük de riske girelim mi dersiniz yoksa tedbir amaçlı garsona yemeğin içinde süt olup olmadığını mı sorarsınız? Eğer bilinçli ve sağlığına önem veren bir bireyseniz elbette sorarsınız. Peki sevgili okur, sizin hayatınıza dair sizden izinsiz planlar yapıp adeta bir kaba girmenizi isteyen, sizden bir robot yapma hedefinde olup düşüncelerinizi istediği şekilde düzenlemeye çalışan insanlarda belki de sizin asla beğenmediğiniz ve size zararlı olan bir sürü şey vardır. Ne biliyoruz? Tasvip etmediğiniz bir sürü olgu ve görüş size yüklenmeye çalışılırken çok büyük hasara uğrayacaksınız belki. Ne biliyoruz? Empoze etmek istediği fikirleri şuradan buradan ama size fark ettirmemeye çalışarak beyninize yerleştirmeye çalışan insanlar belki de hiç masum değildir. Ne biliyoruz? Belki oyun büyük. Ne biliyoruz? Hiçbir şey. Şunu söyleyeyim; hiçbir şey bilmiyoruz. Çünkü akletmiyoruz. Zamanın bizi peşinden sürüklemesini öylece izliyoruz, mutluymuş pozlarıyla. Lens beyinlerle yaşayıp gidiyoruz. Dur diyin. Eleştirin, düşünün, hissedin, akledin, ne oluyor diyin. Size sunulan bir fikre karşı sizde bir fikir sunun. Fikriniz olsun. Oradan buradan şuradan değil, tamamen size ait. Ben esinlenmeyin demiyorum elbet esinlenin ama kendinizi başkasının fikrini savunacak kadar köreltmeyin. Değerlenin. Vesselam

İNSANWhere stories live. Discover now