Bölüm 1

35 3 4
                                        




                  

Bildiğiniz gibi 'çoğu' hikaye iyi başlar, iyi biter.

Kız oğlanı sever, oğlan kızı sever sevgili olurlar, çok mutlu olurlar aileleri sorun çıkarsa bile bunları kafalarına takmazlar aşklarının peşinden giderler, ama sonuç olarak 'mutlu' biter.

Benim hayatımda keşke bu kadar basit olsaydı. Keşke bende normal yaşıtlarım gibi olsaydım. Birini sevseydim sonra o beni bıraksaydı ve dünyanın en büyük sorunu buymuş gibi haftalarca hatta aylarca onun için ağlasaydım. Ve sonra kendime başka birini bulsaydım. Blah blah blah.

Ama üzülerek söylüyorum benim hayatım hiçte görüldüğü gibi olmadığı. Birkaç sene önceye kadar normal bir gençtim.

Okula gider gelirdim, arkadaşlarımla dışarıda takılırdım, ders çalışırdım, arada bir ailemle küçük kavgalar ederdim.

Mutlu bir hayatım vardı.

Ama sonra...

Lösemi olduğumu öğrendim.

Hayat benim için anlamını yitirmişti sonuçda tedavisi vardı ama uzun bir tedavi süresiydi ve hayatım tamamiyle değişecekti.

Hastalık belirtilerini ilk gösterdiği zaman önemli bir şey olmadığını düşünmüştüm hatta doktora gitmeyi bile reddetmiştim. Ama günden güne iyi olmak yerine daha kötü olmaya başlayınca ailemin ısrarıyla doktora gidip birkaç test yaptırdık. İlk başta annem ve babam bana sadece birkaç gün hastanede kalıp çıkacağımı söyledi. Önemli bir şey yok deselerde ters giden bir şeylerin farkındaydım sonuçta durduk yere bir insan neden hastaneye yatıp bir çok test yaptırsın ki?

Hastaneye yattıktan iki gün sonra artık dayanamayıp anneme , ''anne ben ölecek miyim?'' dedim. Biraz şakayla karışık sırf durumum ne diye öğrenmek için öyle sormuştum. Ama annemin direk beti benzi atıp ağlamaya başlayınca, ''anne sadece şaka yaptım. Durumum o kadar kötü olamaz herhalde?''dedim. O ise cevap vermeden kapıyı açıp kendini dışarı attı.

Birkaç dakika sadece boş boş odanın kabartmalı duvarlarını inceledim. Ama aklımda cevaplayamadığım sorular vardı.

Durumum çok kötü olamazdı. Birkaç gün tamam yataktan kalkamaycak kadar baş ağrılarım şiddetlenmiş, (ki ben bunun anlamını migrene yoruyordum.) kusmuştum. Bu da üstüne iştahsızlık ve kilo kaybı getirmiş kendimi yorgun hissettirmişti. Bence büyültülecek bir sorun yoktu. Doktor birkaç hap yazsa birkaç günde dinlensem geçerdi.

Peki ben neden buradaydım?

Aklımı kemiren sorulara cevap aramaya devam ederken içeri önce babam ardından annem girdi. İkisinden de çıt çıkmıyordu. Kısa bir sessizliğin ardından babam yatağımın yanına gelip oturdu ardından elimi tutup bana bakarak, ''kızım... meleğim...'' bu iyiye işaret değildi babam önemli bir şey olmadığı sürece beni güzel kelimelerle oyalamazdı. Ben dokuz yaşlarındayken babaannem ölmüştü. Onunla telefonda konuşmak istemiştim. Her gün mutlaka telefonda konuşurduk. Ama ne zaman aramak istesem babam hep bir bahane bulurdu. En sonunda günler sonra yine beni , ''kızım... meleğim... tatlım...'' gibi kelimelerle oyaladıktan sonra bana alıştıra alıştıra söylemşti. İşte tam da bugün olduğu gibi.

''Baba?'' dedim sol kaşımı havaya kaldırıp ne söyleyeceğini sorar gibi. ''Bak kızım... şimdi annenle sana bir şey söyleyeceğiz ama ne üzülmeni ne kötü düşünmeni ne de umutsuzluğa kapılmanı istemiyoruz.'' Kötü bir haberin geleceğini anlayıp ağlamamak için dudağımı ısırıp başımı yukarı aşağı salladım.

''doktor bazı olasılıklardan şüphelenip sana birkaç test yapmamızı önerdi...ve...'' annem artık hıçkırıklarını tutamayıp ağlamaya başlamıştı. ''baba neler oluyor? Annem neden ağlıyor? Söylesene.'' Dedikten sonra cevabı beklerken babamında gözlerinin dolduğunu gördüm.

''Lösemi olduğunu öğrendik.''

Etrafım ağır çekimde ilerlemeye başlamıştı. Başımı kaldırıp babamın suratına bakmam bile saniyeler değil dakikalar alıyormuş gibiydi. Her şey silikleşmeye başlamıştı gözümde. Belki de gözüme dolan yaşlardan dolayıydı.

Ve sonra gelen ağlama krizlerim.

Yo... bu benim başıma gelmiş olamazdı. Bu kadar adaletsizlik olmamalıydı.

En son hatırladığım hemşirenin gelip koluma iğne yapmasıydı. Sonra görüntüler silikleşip, etraf karadı.

Gözümü açtığımda yanımdaki koltukta babamın uyuduğunu gördüm. Acaba annem nerdeydi? Herhalde aşağıya kahve almaya inmişti.

Biraz doğrulmaya çalışırken uyutulmadan önceki şeyleri hatırlamaya başladım...

Annemin ağlayışı, babamın gözlerinin dolması, sonrasında dediği şey...

Ben tekrar ağlamaya başlamadan babam uyanmış, '' iyi misin kızım?'' dedi. Gerçekten iyi miydim? Yada iyi olacak mıydım? Bir bilinmezliğin içine girmiştim. Sonum iyi de bitebilirdi kötü de.

RÜZGAR'IN ARYA'SIBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin