"YABANCI"

55 8 4
                                        

Yaşadığım hayat normal olmamakla beraber kahredici. Kendi açımdan kaçış yolları arasamda hiçbir zaman kendime hal çare bulamamışımdır. Belki de benim kaderim bu..ızdırap ve yara dolu hayatı kabullenmek zorundayım.Adım Melina evet neredeyse her kızın istediği gibi sarı saçlara sahiptim ta ki üvey annem belime kadar uzanan güneş sarısı saçlarımı kesene kadar. Şimdilerde omzuma düşen sarı saçlarım yüzümü, elmacık kemiklerimi fazlasıyla belli etse de bundan rahatsız değildim.Gözlerimin fazla yeşilinden rahatsız olurum.Kendimi severdim,kendimle barışık bir insandım ta ki annem ve babamı o iki çukur mezara koyana kadar. Üvey annem geceleri asla eve gelmez para karşılığı birkaç pezevenkle beraber olurdu. Ona asla anne demedim,bana hiçbir zaman annelik yapmadı. Bana kalırsa o da kendini Anneden saymıyordu çünkü o bir orospuydu. Her gece kim bilir kiminle zevkten dört köşe oluyordu bilinmez. Bir sabah eve geldiğinde yüzünde morluklar vardı. Beynine kan sıçramış,ellerinin titrediğinden canının yandığını her türlü belli edebiliyordu. Bir kere daha böyle bir şeyle karşılaşmış olduğumdan halini yadırgamadım. Sadece afalladım. Yanına dikilip "Kim yaptı?" dediğimde cevabının yine "Beraber olmak istemiyordum, mekana paramı almak için uğradım Melina bana inan kızım" şeklinde saçmalamasını düşünürken tam tersi bir şey oldu sımsıkı yaptığı eliyle yüzüme indirdiği o sert tokatı öylesine içimde hissettim ki yüzümün sol tarafı beynime kadar çekildi. Daha önce de bana vurmuştu ama bugün ki öfke apayrı bir şeye benziyordu. Neler olduğunu anlayamadan arkasında heybetli uzun, kalıplı esmer tenli siyah saçlı bir adam belirdi. Anladım ki mekandan o adamla gelmiş ve bana o adamdan dayak yediği için vurmuştu. Bu adamı bir kere daha evimize getirmiş ve bir hafta boyunca beni eve almamıştı, bende tek dostum olan Burcu'larda kalmıştım. Burcunun annesi bana oldukça iyi bakıyor, öz annemle ölmeden önce sıkı dost olduğundan benle burcuyu hiçbir zaman ayırt etmiyordu. O kadın o adamı eve alırken bir kez daha iğrendim ondan,bir kez daha ağlamak, bir kez daha yastığımı yumruklamak istedim. Kendimi bildim bileli sahil kenarında oturmak beni dinlendirirdi. Fakat bugün beynim ve bedenim istemediğim şekilde kaskatı kesiliyor huzurlu olmak yerine yaralarımın üzerine tuz basıyordu. Anlayamadığım bir şekilde başım döndü ve uyandığımda hastanedeydim. Gözlerimi açtığımda gözleri benim yüzüme kilitlenmiş bakışları her tarafamı süzerken,korktum. Çünkü o bir yabancıydı. Kumral teni göz çukurlarını belirginleştirmekle beraber dudağında ki doğum lekesi dudağını kusursuz hale getirmişti. Uzun boyu ve kalıplı görüntüsü hemşirelerin de dikkatini çekmiş olacak ki arkasında kıkırdayan iki stajyer hemşire yabancının kusursuz ensesine bakmakla yetiniyordu. Neden başımda beklediğini soramasam da "beni siz mi buraya getirdiniz?" demekle yetinebilmişim. Hafif kafa sallamasıyla beni onayladığını fark ederken "nasılsın?" Dedi. "Teşekkür ederim,buraya kadar getirmenize de gerek yo..dememle sözümü kesmesi ani olmuştu "hazırlan kapıda bekliyorum" lafıyla emir verdiğini anladım en hoşlanmadığım şekilde benimle konuşuyordu. Bu yabancı neden hala beni bekliyordu? İçimdeki kelimeleri birer birer susturarak deri ceketimi giyilmeye koyuldum. Sarı saçlarımı ensemden çekip ceketime bıraktım,çantamı da omzuma alıp acil çıkışından ilerlerken. Siyah bmw sinin kapısına yaslanmış. Elinde sigarasıyla arkası dönük bekliyordu. Görüntüsü beklemediğim kadar hoştu ona daha fazla yük olmak istemiyordum ve onu tanımıyordum. Hızlı adımlarla acil çıkışından uzaklaşırken beni görmemesi için bildiğim tüm duaları koşarken okudum. Ve bileğimde hissettiğim sıcacık el, nefesimi kesmeye yardımcı olmuştu..

Bu hayatta en çok ben yenildim. Her şeyden birer birer kaybedip,kaybettiğim her şeye tekrar sahip olmak istedim. Ama olamadım Annem olsaydı derim her lafımın başında..annem olsaydı sarardı acılarımı babam olsaydı öperdi saçlarımı..Ama bu benim kaderim ve ben bunları yaşamaya mahkumum.
Bileğimi güzelce kavrayan o sıcacık parmaklara dönüp baktım,yabancıydı. Hayatıma eklenen yeni bir yabancıdan fazlası değildi benim için. Oysa ki beni görmemesi için bildiğim tüm duaları da okumuştum. Göz göze geldik nefesi hızla atmasına rağmen ses tonunu koruyup "Kaçmana gerek yoktu" diyebilmişti sadece. Durdum sıcacık parmakları bileğimden ayrıldı "Ben sadece..dedim diyecek bir şeyim yoktu,neden böyle davranıyosunuz? Tanışmıyoruz bile beni buralara getirmeniz zaten saçmaydı yinede size teşekkür ettim gidin lütfen" arkamı döndüm gidiyordum,gidecektim hayatımda yeterli derecede acı vardı. Buna katlanamazdım yeni bir insan,yeni bir acı demekti benim için. Seslendi "Melina!" dona kaldım, adımı da biliyordu sinirlendim. Belki de ona izin vermeliydim bu kadar korkak olmamalı yeni bir arkadaşa sahip olabilirdim. Yüzümü ona çevirdim bu bir şaheserdi. Fazlasıyla güvenilir duruşu beni rahatlatmayı başarabiliyor aynı zamanda isteksizce beni ona itiyordu."Adımı nerden biliyosun?" "Sadece benimle tanış istediğin zaman bırakacağım güven bana." Ona güvendim annem olsaydı beni onaylamazdı ama ona güvendim. Uzun parmakları ceketinden sigarasını çıkarmakla yetindi, arabasına bindiğim anda sert ve huzur veren koku ona ait olmalıydı. Utanıyordum çünkü onu tanımıyordum bilmediğim bir yolda gidiyorduk kafamı cama yaslayıp düşündüm. Üvey annem kim bilir o herifle ne yapıyordu telefonumu ceketimin cebinden çıkartırken aynadan dikkatli bir şekilde beni izlemesi canımı sıkmıştı ona döndüm "Neden buradayım neden arabandayım inan hiç bilmiyorum, beni nerden tanıyosun neden bana yardım ettin"? Tebessüm etti bu inanılmazdı sert yüzü bu gülümsemeye dayanamadığından olsa gerek hemen eski halini aldı. Doğum lekesi olan dudağı bana garip geliyor bi yandan da içim gıcıklanıyordu hem korkuyor hemde şaşırıyordum. Ben böyle bir insan değildim ve sınırlarımı aşıyordum.
Bir kafeye gelmiştik çok sıcak bir ortama benziyordu sessizce arkasından yürüyordum en köşede ki masaya geçti "Uygun mu?"Dedi hafifçe kafa salladım ve oturduk. Sert bir şekilde,siparişleri alan genç çocuğa seslendi iki kahve istemişti demek ki o da benim gibi kahve içmeyi seviyor, gerçi bu ciddi duruşundan portakal suyu içmesini beklemezdim. "Ne istiyosun?" Hafifçe kafasını bana çevirip gözlerini gözlerimde buluşturdu. "Hayatı sorgulamadan yaşamayı denemedin mi hiç?" hayatım zaten bombok anlatsam bi sigara daha yakarsın demek istedim ama malesef ki "Içim tıka basa izdiham,benden ne bekliyor olabilirsin ki?" Yüz çizgileri geriliyor yüzü yüzüme yaklaşıyordu diğer elini de masanın üzerine bırakırken gözleri saçlarımı incitmeden seviyordu sanki.Derin bir kokusu vardı arabasına ilk bindiğimde de anlamıştım.Bana yaklaşması nabzımı hızlandırıyor,ürkütüyordu. Beynim o bir yabancı diye bağırmakla yetiniyor uzaklaşmak istiyordu. Siparişimizi getiren çocuk hiç ses çıkarmadan giderken bakışlarımı o yöne çevirdim. Saçlarım elmacık kemiklerime kadar değerken. Gözleriyle sevdiği saçlarımı yüz hatlarıma indirip baktı. Masaya koyduğu elini kaldırarak,alnıma düşen saçıma götürdü..usulca geriye atıp ellerini ve gözlerini üzerimden ayırdı. Yüreğim yangın yerine dönüyor korkularım beni boğuyordu. Gözlerinin parıltısı beni benden alıyor saçının uysal dökümü aklımı karıştırmaya yetiyordu.Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.Adımı biliyor,kahve içtiğimi biliyordu. Peki ya bu yabancı kimdi? Beni nerden tanıyor neden benimle zaman geçirmek istiyordu?
Oysa ben mevsimlere küsen bir çiçektim,ona asla kapılamazdım..


Ruh ÇöküntümDes histoires addictives. Découvrez maintenant