Bazen kendimizi çok iyi bazense bir o kadar yorgun hissederiz.İnsan kendini tam da o anda dipsiz bir kuyuya düşmüş gibi hissetmez mi?Bende şuan o karanlığın içindeyim. Karanlığın beni daha çok dibe çekeceğini bile bile o kuyuda mahkûm kalmaya devam ediyorum. Ama bu sabah güneşin doğuşuyla bir karar verdim.Bugün bu karanlıktan aydınlığa çıkacağıma kendime söz verdim.
Yatağımdan ağır adımlarla gardırobumun önüne geldim ve bir kot pantolon lacivert bir bluz alıp hemen üzerimi giydim.Lavaboya ağır adımlarla ilerlerken birinin arkadan omuz atmasıyla hafif sendelesemde hemen kendimi toparlayıp bana omuz atan kişiyi görmek için arkamı döndüm bu kişinin Pelin olduğunu gördüm.Pelin sürekli beni herkesin önünde küçük düşürüyor ve bana rahat yüzü vermiyordu.Önceden onunla çok yakın arkadaştık ama birden bana kendisinin düşmanıymışım gibi davranmaya başladı.Neden bir anda düşman oldu sebebini bilmiyorum. Tek bildiğim en yakın arkadaşımın artık bir numaralı düşmanım olduğunu bildiğim.
Bir el kolumu sertçe tutunca ağzımdan ufak bir çığlık kopuverdi.Pelin bundan zevk almışcasına kahkaha atmaya başladı.Benim ağzımdan çıkan cümlelere kendim bile şaşırdım."Bırak kolumu Pelin yoksa seni doğduğuna pişman ederim." Bunu ben mi demiştim daha düne kadar bu tür ezilmelere karşı ses çıkarmayan ben.Pelin "Bırakmassam ne olur ne yaparsın ?Bekliyorum Alya Taşkıran "Pelinin kolunu bir anda kıvırıp saçlarından tutup kulağına hafif eğilerek konuştum " Ayağını denk al yoksa olacaklardan sorumlu değilim."dedim ve kolunu bırakıp odadan çıkıp yurdun koridorlarında ağır adımlarla yürümeye başladım.Yurdun bahçesinden dışarıya çıktım. Yurtta kalıyorum çünkü ailem ben küçükken ölmüşler.O lanet trafik kazasından bir tek ben sağ kalmışım.Bu yüzden her gün neden yaşıyorum diye kahroluyorum.Geceleri bu hayatta yalnız kalmanın üzüntüsüyle hep sessiz sessiz ağlıyorum. Yaşayan akrabalarım da var ama beni bir kez arayıp sormamışlar.Bu yüzden onlarla hiç görüşmedim.Sadece kuzenim Buğra ile görüşüyorum.Onunla da çok sonradan tanışabildik.Buğra ilk yanıma geldiğinde onu hiç dinlememiştim.Ama daha sonra bana tüm gerçekleri anlattı. Aslında onun da benim gibi bir akrabası olduğundan yeni haberi olmuş ve benim hangi yurtta kaldığımı araştırıp beni buldu.Arkadan bir ses Eclin diye seslendi.Tabiki de bu Buğra'ydı.Çünkü ikinci ismimi Buğra'dan başka hiçkimse bilmiyordu. Hızla arkamı dönüp ona sarıldım.Buğra"Kuzen kaçmıyorum boğucaksın kızım beni." Omuzuna şaka niyetine hafif vurdum ve ondan ayrıldım.Buğra "Acıdı kızım ne vuruyorsun dedi."" Çoktan hakettin Buğra ne demek boğucaksın sen şuna desene kızlar görüyor.Kısmetimi kapatıyosun diyosun içinden haksızmıyım. " Buğra "Kuzen bizimde bir karizmamız var yani bir de yakışıklıyız tabi bu güzel suratı kızlardan mahrum mu bırakayım." "Buğra ben sana burdan bir vuracağım göreceksin o zaman bu tipe kim bakıyor.Hadi bırak bu zevzekliğide Selinden haber ver ." Buğra "Kuzen kıza türlü türlü jest yaptım ama pas vermiyor."" Sıkma canını kuzen sana kız mı yok." Buğra "Kuzen bu kız başka ya "" İyi hallederiz bir çaresine bakacağız artık." Buğra yanağımdan makas aldı ve saçlarımı karıştırdı.Tam ağzımı açacaktım ki.Buğra"Kuzen sen bir tanesin dedi.Ben gidiyorum sonra yine görüşürüz prenses dedi." arkasından " görüşürüz yakışıklı prensim dedim." Oradan ağır adımlarla ayrılıp sahilde yürümeye başladım.Tam düşüncelere dalmıştım ki kendimi asfaltla bir bütün oluşturmuş gibi buldum.Aaaa ben asfalt mı dedim öküz olacaktı o öküz çünkü tam da şuan üstümde bir öküz gözlerini bana dikmiş bakıyordu.Adam çok yakışıklıydı.Saçları kahverengi, buğday tenli,bal rengi gözleri ve tabiki de hatrı sayılır kaslarıyla taş gibi bir adamdı.Hemen durumun farkına varıp konuşmaya başladım."Beyefendi çayla kahve de getireyim ister misiniz yeriniz pek rahat bakıyorum da.Adam:"Yerim hiç rahat değil bu bir kahveye hayır demem bu da iki.""Kemiklerim kırıldı lan davetiye mi bekliyorsun."Kaşlarını çatıp hızla ayağa kalktı. Ben de hemen kendimi toparlayıp kalktım.Bana çarpan adam arkasını dönüp yürümeye başladı.Bu nasıl bir dağ hayvanı hem çarpıyor hem özür dilemeden gidiyor. Hızla kolundan tutup bana bakmasını sağlamak için karşısına geçtim. Tabiki de bu öküz gibi adamı kolundan çekip döndürmeyi başaramayacağımı biliyorsunuz. Bırak kolundan çekip döndürmeyi yerinden milim oynatamam."Siz ne yaptığınızı zannediyorsunuz?Hem çarp hem özür dileme oh ne güzel. "Adam:" Ben özür dilemem hem iyi hatırlattın özür dilemeni bekliyorum sakar ufaklık.""Neyi bekliyorsun bana çarpan sensin yok sana özür rüyanda görürsün sen o özürü bay kalas."Adam: "İyi tamam sen şimdi özür dilemiyor musun?"" Dilemiyorum."Adam: "Emin misin bir daha soruyorum."" Dilemiyorum var mı lan?Ne yapabilirsin ki?Cevaplıyorum hiçbir şey."Adam: "Ben seni uyardım küçük hanım seninle daha sonra görüşşeceğiz acele işim olmasa seninle sohbet etmeyi çok isterim ama dediğim gibi işim var seninle daha sonra hesaplaşacağız." Arkasını dönüp yürümeye başladı. "Öküz ,kalas işi varmış da uğraşamayacakmış benimle.Sen kimsin lan kimsin ha."
-----------------------------------------------------------
Biliyorum arkadaşlar asıl kızımız çok cesur.Düşüncelerini dile getirmekten hiç çekilmiyor.Bu cesaretinin başına belalar açacağını söylediğinizi duyar gibiyim.Uzun soluklu sürükleyici bir kitapla sizi baş başa bırakıyorum. İyi okumalar. Yorumlarınızı bekliyorum.
CITEȘTI
GECEMİN AY IŞIĞI
ChickLitSavaş"Acıyı hissediyormusun Alya acıyı hisset."Bıçakla hafif çizikler atıyordu koluma.Alya "Ben buradan gitmek istiyorum beni buradan götür canım yanıyor Savaş."Gözlerimden yaşlar akıyordu.Beni buradan götürmeyecegini anladığımda gücümü toparlayabil...
